Abant'ta yeni anayasa önerisi

abant kurt sorunu Abant Platformu'nu toplantısına konuşmacı olarak katılan MİT eski müsteşarı Cevat Öneş, aydınlığın yolunu gerçek anlamda demokratların açacağını söyledi. Bir diğer konuşmacı Doç. Dr. Kemal Sayar ise mevcut sistemin çözüm üretemediğini aktardı.

Abant Platformu'nun 'Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak' konulu 17. toplantısı, Prof. Dr. Mehmet Altan'ın oturum başkanlığında yaptığı 'Geçmişin Muhasebesi' adlı oturumla devam etti. Bolu Abant Palace Otel'deki toplantıda, 'Türk Siyasetinin Eleştirisi' konulu bir konuşma yapan gazeteci yazar Ümit Fırat, Kürt sorununu bugüne taşıyan uygulamalardan örnekler verdi. Devlet politikasına yönelik eleştirilerini sıraladı. Tek parti döneminde Kürtlere baskı yapıldığını anlatan Fırat, "Çıkarılan Takrir-i Sükun kanunuyla başlatılan diktatörlük döneminde idam edilen onca insanın cesetlerini bile vermediler." dedi. 1925 yılında Kürtçenin tamamen yasaklandığını vurgulayan Fırat, 1960 darbesiyle açılan yatılı okulların amacının asimilasyon olduğunu savundu. Fırat, 19 Ekim 1983'te çıkardığı kanunla Kürtçeyi yasaklayan Kenan Evren'i de ağır dille eleştirdi.

Psikiyatr Doç. Dr. Kemal Sayar'ın konuşmasının konusu ise 'Biz ve Onlar: Kürt Sorununda Psikolojik Dinamikler'di. Sayar, önyargı ve ayrımcılığın tırmandığı dönemlere ait sosyal yaşamdan örnekler vererek, toplumun 'biz' ve 'onlar' olarak kutuplara ayrıldığına dikkat çekti. Kürt sorununun çözümü için karşılıklı diyaloğun önemine vurgu yapan Doç. Dr. Sayar, mevcut sistemin çözüm üretemediğini aktardı. Sayar, "Artık yeni sözler söylemek lazım." diye konuştu. Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar ise bugüne kadar yaşanan acıların son bulmasını isteyerek, yeni ana-babaların ağlamaması için "Kardeşliğe ihtiyacımız var." dedi. Toplantıya katılan emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ise PKK terörünün çözülemeyen Kürt sorununun sonuçlarından biri olduğunu söyledi. Demokratik sistemin kesintiye uğramadan konunun öncelikle ele alınması çağrısında bulunan Öneş, "Kürt sorunu, kurumsallaştırılamayan, içselleştirilemeyen Türkiye demokrasisinin sonucu olarak kabul edilirse meseleye yaklaşımımız değişecektir. Yaşanan süreçte gerçek demokratlar aydınlığın yolunu açabilecek. Öncelikli sorunumuz güçlü bir demokrasi hareketi yaratılabilmesi ihtiyacıdır." ifadesini kullandı. Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacının kaçınılmaz olduğunu belirten Cevat Öneş, "AK Parti'nin yaşananlardan ders çıkarabilmesi, Kürt siyasi hareketinin demokratik taleplerini değerlendirebilmesi, her renkten bütünleştirici dinamiklerin ortaya çıkmasını durumunda aydınlık Türkiye kaçınılmazdır." açıklaması yaptı.abant[1]

AK Parti Ankara Milletvekili Zeynep Dağı da çözüm için samimi olmanın önemine dikkati çekti. Gazeteci Cengiz Çandar ise toplantıdan çıkan sonuçların formüle edilerek, gerek hükümete gerekse Genelkurmay'a somut çözüm önerileri sunulmasında fayda olacağını kaydetti. Çandar, AK Parti'deki Kürt kökenli milletvekillerinin hükümetin soruna yaklaşımı konusunda nasıl bir katkı sağladığını bilmek istediklerini de dile getirerek, Kürt yoğun bölgelerde Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi ve hatta trafik levhalarındaki uyarıların Kürtçe ve Türkçe olarak birlikte yazılması önerilerini savundu.

Demokratik reformlar şart

'Kürt Siyasetinin Eleştirisi' başlıklı bir konuşma yapan Prof. Dr. Mümtaz'er Türköne, 12 Eylül döneminde 'MHP Ülkücü Kuruluşlar Davası'ndan yargılandığını ve Mamak Askeri Cezaevi'nde çeşitli işkencelere maruz kaldığını söyledi. Cezaevinde tüm tutuklulara İstiklal Marşı okutulduğunu ve ardından da dayak yediklerini anlatan Türköne, ''Bize dayak atanlar Kürt askerlerdi.'' dedi. Ayrıca askerlerin koğuşlardaki tutuklulara zorla Nutuk okuttuğunu anlatan Türköne, Kürt sorununun çözümü için demokratik reformların önemine değindi. Yerel yönetimler konusunda reformlar yapılmasını ve merkezi devlet yapısının yeniden ele alınmasını istedi.

Çözüm için yeni anayasa

Araştırmacı-yazar Altan Tan, Kürt sorununun çözümüne yönelik somut öneriler sundu. 'Arayışlar ve Çözümler' başlıklı 4. oturumda, Kürt sorununun inkar edildiği zamanların geride kaldığını söyleyen Tan, çözüm için yeni bir anayasa ve 'birlikte yaşama sözleşmesi' hazırlamanın şart olduğuna değindi. Bu sözleşmenin Alevileri ve başka toplulukları da içermesi gerektiğini aktaran Tan, "Vatandaşlık tanımı yapılmamalı, din teminat altına alınmalı, Kürtçe anadilde eğitimin önü açılmalı, özel kanallarda Kürtçe süre sınırı kaldırılmalı ve değiştirilen mekanların, yerlerin isimleri eski haline döndürülmelidir." dedi. Kürt sorununun çözümünde sosyal politikaların da önemli rol oynayacağını dile getiren Altan Tan, bunların başında köy boşaltmalarla ilgili ciddi bir rehabilitasyon politikası uygulanması gerektiğini vurguladı. Siyasi anlamda genel bir af çıkarmanın zorunlu olduğunu da aktaran Altan Tan, bu affın rehabilitasyon politikasının sonucu olmaması halinde bir sonuç getirmeyeceğini dile getirdi. Altan Tan, Irak Kürt Federe Devleti'ni Türkiye için 'bir fırsat' olarak kabul etmek gerektiğini anlattı. Mustafa Akyol ise Kürt sorununda medyanın kendisini devlet ideolojisine göre kurguladığı için gereken açılımı yapamadığını ifade etti.

Gençlere seçenek sunulmalı

Oturumun ilk gününde önemli izler bırakan Hakkarili avukat Rojbin Tugan'ın anlattığı zulüm hikayelerine göndermede bulunan Mümtaz'er Türköne, "Bu anlatımdan ben de çok etkilendim ve duygulandım. Ama kahramanlık hikayelerinden kuracağınız dil, karşıtlarını da üretir ve bizi faşizme götürür." ifadesini kullandı. Bunun üzerine söz hakkı isteyen Rojbin Tugan, şunları söyledi: "Hikayeleri dinlemeniz gerekiyor. Çünkü çok uzaksınız. Anlattıklarım bir denizin damlası. İnsanlar çok üzülüyorlarsa Hakkari'ye gelsinler. Orada söz bitecektir zaten. Her gün tepemizde helikopterler dolaşırken, bugün kaç kişi ölecek diye düşünüyoruz. Ne kadar çok rapor hazırlanmış Kürt konusunda; ama hâlâ aynı yerdeyiz. Demek ki bir şey eksik. Kürt çocuklarına 'terörist' olmaktan başka seçenek sunmalı. Bu devlet, başka seçenek sunmalı. Şiddet hepimizi boğacak hale geldi. İstanbul'dan, Ankara'dan bunu göremiyorsunuz."Zaman

Diyarbakır'da casusluk suçlamasıyla 8 subay tutuklandı

SİDAR BORAN -ANF AMED (05.07.2008)- Diyarbakır 2. Taktik Ana Jet Üs Komutanlığı'nda görevli biri Albay, biri Binbaşı olmak üzere 8 subay "Başka bir ülke hesabına casusluk yaptıkları" gerekçesiyle gözaltına alındı.casus askerler1[1]

Genelkurmay Başkanlığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Diyarbakır'da gözaltına alınan subaylar Ankara'ya gönderildi. Burada Askeri Mahkeme'ye çıkartılan subayların tutuklandığı bildirildi.

Alınan bilgilere göre, "Başka bir ülke hesabına casusluk yaptıkları" ve "Bilgi sızdırdıkları" gerekçesiyle Diyarbakır 2. Taktik Ana Jet Üs Komutanlığı'nda görevli biri Albay, biri Binbaşı, ikisi Üsteğmen olmak üzere toplam 8 subay gözaltına alındı. Gözaltına alınan subaylardan ikisinin Muş ve Bitlis nüfusuna kayıtlı oldukları öğrenildi.

Genelkurmay Başkanlığı tarafından yaklaşık iki hafta önce başlatılan soruşturma kapsamında Diyarbakır'da gözaltına alınan subaylar, buradan Ankara'ya gönderildi. Gözaltına alınan subayların Genelkurmay Askeri Mahkemesi'ne çıkarıldıkları ve geçtiğimiz günlerde tutuklandıkları öne sürüldü.

Çandar: Kürtler’in devleti yok!

candar Rizgarî Online/Abant Platformu'nun düzenlediği toplantının ikinci gününde söz alan gazeteci yazar Cengiz Çandar, yaptığı konuşmada “Kürt sorunun en önemli tanımı, bir devlet sorunu olmasıdır. Kürtler’in devleti yok. “ saptamasında bulundu. Çandar konuşmasında şunları belirtti: "Rahmetli Özal’a anlatmıştım. Batman’da biri benim kolumu çekti. “Eğer, bize eğitim hakkı verilmezme ben bu dağlara çıkarım. Eğer eğitim hakkı verilirse, çocuğuma Kürtçe eğitim hakkı verilen bir yere göndermeyebilirim” dedi. Ben çelişkiyi hatırlattığımda, “Ben eğitim hakkım için ölürüm, ama o hakkı ele geçirince kullanıp kullanmamak benim hakkım” dedi. Özal, bunu 1992’de bunu ortaya atınca kıyamet koptu.

Bir süre önce birer saat yayın başladı. Başbakan geçenlerde kalktı, “TRT Kürtçe, Arapça ve Farsça yayın yapacak” dedi. Artık bu saatten sonra yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur. Bu üçünü bir arada yapmaya kalkarsanız, siz Kürtleri içinize sindirememişsiniz demektir.

Kürt sorunun en önemli tanımı, bir devlet sorunu olmasıdır. Kürtler’in devleti yok. 19’uncu yüzyıldan itibaren milliyetçiliğin tarih kulvarına girdiği dönemi yaşıyoruz. Ama Kürtler’in yok. Bu bölgenin otokton halkı olan Kürtler’in yok. Kürtler bir devlete kavuşamadığı sürece Ortadoğu’da sorun bitmez. Ya da Kürtler, bölgedeki devletlerden birinde, “Bizim devlete ihtiyacımız yok. Biz burada kendimizi ifade ediyoruz” diyebilmeliler. İş dönüp dolaşıp Türkiye’nin dönüşümüne. Eğer Rojbin’in anlattıkları burada oluyorsa, bu devleti dönüştürme kavramını tartışıyor olmamız gerek. Yeni Anayasada bunu gerçekleştirmemiz gerek.
Daha öteye gideyim. Irak Anayasında uygulanan Türkmenlerin yoğunlukta olduğu bölgelerde Türkmence'nin resmi dil olarak uygulanmasını esas alabiliriz. Türkiye'nin Kürt yoğun bölgelerinde Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmeli. Trafik levhalarında Kürtçe ve Türkçe birlikte yazılmalı.
75 Kürt milletvekili var deniyor. Abdurrahman Kurt'un dışında öbürlerini göremedik. Bunu Kürt çevrelerinden bile görmedik."

Türk Tümen Komutanı'ndan Gever halkına hakaret!

Türk Tümen Komutanı'ndan Gever halkına hakaret Rizgarî Online/Irkçı Türk ordusunun Gever (“Yüksekova”) 3. Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Yurdaer Olcan, Avrupa kupası futbol karşılaşmasında Türk Milli Takım'ın Almanya'ya yenilmesinin ardından Colemerg`de halkın yaptığı belirtilen kutlamalara sert tepki gösterdi. Gever`deki Türk 3. Piyade Taktik Tümen Komutanı Tümgeneral Yurdaer Olcan, ''Maalesef ihaneti artık soysuz derecesine varan adamlar, milli takımımızın Almanya karşısında aldığı yenilgiyi havai fişekle, çığlıklar atarak kutlamaya çalıştılar'' diyerek Gever`lilere hakaret ve dolu sözler etti.
Haber 7`nin bildirdiğine göre Colemerg (Hakkari ) Valiliği ile İl Jandarma Komutanlığı tarafından gönüllü geçici köy korucularına yardım töreni düzenlendi. Konak Caddesi üzerindeki “Hakkari Köy Korucuları Derneği”nde düzenlenen törende konuşan Tümgeneral Olcan, “Hakkarili geçici ve gönüllü köy korucularının canla başla ve kahramanca mücadele verdiğini” söyledi. Bütün korucuları özverili çalışmalarından dolayı kutladığını anlatan Olcan, şunları kaydetti:holigan turkey
''Geçenlerde yaşadığımız bir hususu sizlerle paylaşmak isterim... İçinde bulunduğumuz günlerde ihanetin ne dereceye vardığının bir göstergesi olduğu için bunu anlatıyorum; Geçenlerde sadece Türkiye değil, bütün dünya milletlerinin şapka çıkardığı bir spor karşılaşması yaşadık. Milli takımımız Avrupa Futbol Şampiyonası'nda çok başarılı karşılaşmalar yaptı. Göğsümüzü gururla kabarttı. İstiklal Marşı'mızı bütün dünyaya dinletti. Bütün dünya milli takımımızı alkışladı. Bu bir spor karşılaşmasıdır. Bunda yenmek de yenilmek de var. Bu işi savaş haline getirmedik hiçbir zaman. Maalesef ihanetin artık soysuz derecesine varan adamlar, milli takımımızın Almanya karşısında aldığı yenilgiyi havai fişekle, çığlıklar atarak kutlamaya çalıştı. Bu kadar aşağılık bir olay, dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmamıştır.
Sizlerin (korucuların) bu çabaları, kahramanca, cefakarca ve fedakarca görev yapması, terör örgütünün ve yandaşlarının en büyük korkusudur. Silahlı kuvvetlerimiz, devletimiz ve milletimiz sizin kahramanca çabalarınızı, gecenizi gündüzünüze katarak yaptığınız bu görevi asla unutmayacaktır. Kadroların gelmesi için bekliyoruz. Bu konuda çok iyi haberler alıyoruz. Çok sayıda kadro ilimize tahsis edilecek ve bu kadroları da öncelikli olarak gönüllü köy korucularımıza dağıtacağız.''
RO/Cemil Süphan

Cezaevinde zulum var!

  • Cezaevlerindeki keyfi uygulamalar ve hak ihlallerinin ardı arkası kesilmiyor. Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunan tutuklu ve hükümlülere, Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat Gazetesi, 'Tercüman yok' gerekçesiyle verilmedi. Tutuklu ve hükümlüler, bu durumu protesto etmek amacıyla haftalık 10 dakika olan telefon haklarını kullanmadı. Cezaevi İdaresi bu tutumun 'direniş' anlamına geldiğini iddia ederek, tutuklu ve hükümlüleri “iki ay” boyunca telefon, mektup ve açık görüş haklarından men etti.cezaevidirenisvar_welat

Alo cezaevinde direnişte var!

Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi'ndeki siyasi tutuklu ve hükümlüler, günlük Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat Gazatesi'nin kendilerine verilmemesini protesto etmek amacıyla, telefon haklarını kullanmadıkları için, iki ay boyunca telefon, mektup ve açık görüş haklarından men cezası aldı. Tutuklulara telefon haklarını kullanmamasını cezaevi yönetimine karşı 'direniş sergilemek' olarak değerlendirdi.

Cezaevlerinde Kürtçe konuşma ve Kürtçe yayın isteme nedeniyle yaşanan hak ihlali ve keyfi uygulamalara ilişkin haberlere her gün yenisi eklenirken, bir hak ihlali haberi de Malatya E Tipi Cezaevi'nden geldi. PKK davasından Malatya E Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunan 23 tutuklu ve hükümlüye Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat Gazetesi'nin kendilerine verilmemesini protesto etmek amacıyla, telefon haklarını kullanmadıkları için, iki ay iletişim cezası verildi. Türkiye'de günlük yayın yapan tek Kürtçe gazete olan Azadiya Welat Gazetesi'nin herhangi bir yasal toplatma kararı olmadığı ve bayi dağıtımı yapıldığı halde Malatya Cezaevi'ne 'Cezaevinde tercüman yok' gerekçesiyle verilmemesini protesto eden tutuklular, uygulamayı keyfi bularak haftalık 10 dakikalık telefon hakkını kullanmama kararı aldı. Telefona çıkmayan tutuklular, aynı zamanda cezaevindeki keyfi uygulamaların son bulması için hazırladıkları dilekçeleri Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Tutuklu ve hükümlülerin Azadiya Welat Gazetesi'nin 'keyfi' gerekçelerle kendilerine verilmediğini belirterek telefona çıkmamasını 'direniş' olarak değerlendiren cezaevi idaresi tutuklu ve hükümlüler hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma sonucunda 'direnişe geçtikleri' gerekçesiyle tutuklu ve hükümlülere 'iki ay ileşim hakkından men' cezası verildi. Tutuklular verilen iletişim cezasına karşı Malatya İnfaz Hakimliği'ne itiraz etti. MALATYA / DİHA

Irak: “Türkiye Kandil'de yasaklı gazlar kullandı”

hava_saldiri_kandil_siviller Irak Parlamentosu Komisyonu, Güney Kürdistan'a yönelik düzenlenen hava saldırılarında sık sık 'Sivillere bu kadar özen gösteren başka bir ülke yok' diyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü tekzip eden sonuçlar ortaya çıkardı. Komisyon, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Kandil bölgesine düzenlediği hava saldırılarında yasak olan gazlar kullandığını açıkladı. Komisyon, TSK'nin ekinli alanlara da mayınlar döşediğini belirtti.

 
PKK'ye yönelik düzenlenen hava saldırılarında 'sivillerin zarar görmediği'ni iddia eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü Irak Parlamentosu bünyesinde oluşturulan komisyon yalanlıyor. 16 Aralık 2007'den bu yana TSK'nin düzenlediği hava saldırılarını yerinde inceleyen komisyon, sonuç raporunu parlamentoya sundu. Bir hafta boyunca Süleymaniye, Hewlêr, Duhok ve diğer kentlere bağlı kırsal alanlarda incelemelerde bulunduklarını kaydeden Sudiye El Suheyl Başkanlığı'ndaki komisyon, TSK'nin hava saldırılarında yasaklı gazlar kullandığını söyledi. TSK'nin 3 bine yakın askeri araçla Güney Kürdistan'da tarım ve altyapıya zarar verdiğini belirten komisyon, ekinli alanlara TSK askerlerince mayın döşendiğini ifade etti. TSK'nin bombardımanları sonucu yüzlerce köylünün yerlerini terk etmek zorunda kalarak göçmen durumuna düştüğünü bildiren komisyon, göçmenlerin zor koşullar altında yaşamlarını sürdürdüklerini belirtti. Komisyon, TSK'nin Irak'ın hava sahasını ihlal ederek gerçekleştirdiği bombardımanların yanısıra İran'ın topçu saldırılarının da Irak'ın egemenliğinin ihlali olduğunu kaydetti. Komisyon, bombardımanları da kınadı. Komisyon raporunda parlamentoya önerilerde de bulunuldu. Komisyon, Güney Kürdistan'da konuşlanan TSK'nin askeri varlığına son verilerek yasaklanmasını ve Türkiye'nin diplomatik yollarla uyarılarak, saldırılarını durdurulmasını istedi. Komisyon ayrıca, sınırdaki yurttaşların haklarına saygılı olunmasını da talep etti.
Türkiye'nin 1995 yılından bu yana Güney Kürdistan'ın Batufa, Kanimasi, Bamerni, Amediye, Şeladize-Deraluk civarında 50 tank ve helikopter ile 3 bin askerin yanısıra birçok kentte gizli-açık onlarca istihbarat bürosunun bulunduğu kaydediliyor. SÜLEYMANİYE / ANF

Hakkari'de askerler 2 köylüyü öldürdü!

askerler_iki_koylu_oldurdu hakkari Hakkari merkeze bağlı Marinus (Kavaklı) ve Kutose köyleri arasında koyunlarını otlatan Mehmet Öztünç ve Tekin Ediş adlı köylüler askerler tarafından 'dur' ihtarına uymadıkları gerekçesiyle ateş edilerek öldürüldü.
Edinilen bilgilere göre Marinus (Kavakli) ve Kutose köyleri arasında bulunan arazide koyunlarını otlatan Mehmet Öztunç (38), Tekîn Ediş (35) adlı köylüler 3 temmuz akşamı Üzümcü (Dizê) Karakolu askerleri tarafından 'Dur' ihtarına uymadıkları gerekçesiyle ateş edildi. Öztünç ile Ediş olay yerinde hayatlarını kaybetti.
Vuruldukları yerde 2 gün bekletilen Ediş ve Öztunç'un, cesetleri dün askerler tarafından karakola, ardından da ambulansla Van Devlet Hastanesi morguna getirildi. Aileler, Ediş ve Öztunç'un ölümünden dün akşam haberdar edildiklerini söyledi.
Olay üzerine, DTP PM üyeleri Alaattin Ege, Pero Dündar, DTP Van İl Başkan Vekili Selim Ertaş, Bostaniçi Belde Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek ve birçok kişi hastaneye geldi. Otopsi işlemlerinin ardından Öztunç Van'ın Yeni Mahalle Mezarlığı'nda, Ediş ise Hakkari'de toprağa verilecek. ANF
Hakkari'de öldürülen köylüler 'terörist' ilan edildi

İşte Ergenekon gerçeği

ergenekon_gercegi Ergenekon operasyonu, TSK'yi darbeye zorlayan kanadın sınırlandırılmasına yöneliktir. Erdoğan-Başbuğ bunu görüştü ve şimdi 'mıntıka temizliği' yapılıyor. Diğer yandan Ergenekon operasyonuyla 'sivri generallerin törpülenmesi' bir başka hazırlığın habercisi. ABD, İran'a karşı Türkiye'yi yanında istiyor. ABD'nin Ergenekon operasyonunu olumlayan açıklamaları da bu tespiti doğruluyor.

Amaç kontrol altına almak
Ergenekon operasyonuyla birlikte tartışmalar 'darbeciler tasfiye mi ediliyor?' eksenine kaydı. Siyasal iktidar ve ona yakın çevrelerin değerlendirmesi basit: 'Darbeciler ve çeteciler yargı huzuruna çıkarılıyor. Bu da demokratikleşme yönünde önemli bir adım.'
Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç da operasyonu 'Türkiye'nin bağırsaklarının temizlenmesi' olarak değerlendirdi. Anlaşılan o ki; AKP darbe karşıtlarının desteğini alabilmek için bu operasyonu iyi bir siyasi yatırım olarak görüyor. Peki gerçekten darbeciler tasfiye mi ediliyor? Yoksa bu operasyonun ardında başka gelişmeler mi yatıyor? Daha birkaç hafta önce deşifre olan Genelkurmay'ın 'toplumu biçimlendirme', AKP'nin de Kürtleri izolasyon altına alma planı çok açık gösteriyor ki, Türkiye'nin geleneksel kodları yerli yerinde duruyor. Demokratikleşmenin önündeki en önemli engel durumunda olan Kürt sorunu ve Kürtlere devletin bakış açısında bir değişiklik sözkonusu değil. Daha da önemlisi darbe zihniyeti ordu-yargı-bürokrasi kadar CHP'nin temsil ettiği siyaset zemininde de halen varlığını güçlü bir biçimde sürdürüyor. Kaldı ki 28 Şubat post-modern darbesinin sonrasında sistemin şekillendirdiği bir parti olan AKP'nin darbelere karşı mücadele vermesi gerçekçi görünmüyor. Buna bir de AKP'nin Kürt sorunu üzerinden Genelkurmay'la kurduğu ittifak eklendiğinde hükümetin darbe zihniyetiyle uzak değil oldukça yakın mesafede olduğu görülecektir.
Darbenin önündeki engel PKK O halde yapılan operasyonun amacı ne? Türkiye'de bugün 12 Eylül benzeri bir darbe gerçekleştirilemiyorsa bunun en temel nedeni silahlı-silahsız Kürt muhalefeti ve onun ulaştığı askeri-siyasi-politik güç düzeyidir. Kürtleri silahlı muhalefete iten en büyük etkenin 12 Eylül 1980 darbesi olduğu akıllarda tutulacak olursa benzer bir darbe süreci bu kez Kürtleri Türkiye'den tamamen koparacak bir bölünme sürecini başlatabilir. Olası bir darbe aynı zamanda bugün sınırlar içerisinde makul bir çözüm arayan PKK'yi farklı bir stratejiye ve çok daha çetin bir savaş çizgisine çekebilir. Bütün bu faktörler darbe yapmayı zorlaştırıyor.
'Mıntıka temizliği' AKP'den İşte Ankara'daki çatışma tam da bu noktada yaşanıyor. Bir dönem PKK'ye karşı amansız savaş veren emekli generallerin başını çektiği Ergenekon, bir süreden bu yana ordu içinde dayandığı kanatla birlikte AKP'yi devirebilmek için Türkiye'yi askeri darbe zeminine çekmeye çalışıyor. Bunun karşısında orduya hakim kanat ise, PKK faktöründen kaynaklı olarak askeri darbeyi göze alamıyor. Bu da ordu içinde kanatlar arası çatışmanın yaşanmasına neden oluyor. Ergenekon'la birleşen darbeci kanat 2003'ten bu yana 'Sarıkız' ve 'Ayışığı' adını verdikleri darbe planları yaparak, Genelkurmay'ı zorladı. Hilmi Özkök, Genelkurmay Başkanlığı döneminde bu kanadı bir nebze de olsa engellemiş ve geriletmişti. Ama aynı kanat, darbe tertiplerini bu kez Büyükanıt döneminde sürdürdü/sürdürüyor. Bu açıdan Ergenekon operasyonu, TSK'yi darbeye zorlayan, sıkıştıran kanadın sınırlandırılması ve kontrol altına alınmasına yöneliktir. Erdoğan-Başbuğ görüşmesinde düğmeye basıldı ve 'mıntıka temizliği' de AKP'ye yaptırılıyor.
İran'a hazırlık Diğer yandan Ergenekon operasyonu ileriye dönük bir başka hazırlığın daha habercisi. ABD veya İsrail tarafından İran'a yapılması kesin gözüyle bakılan müdahale sürecinde Washington Türkiye'yi yanında görmek isteyecek. ABD Başkanı Bush'un sözcüsü Dana Perino tarafından önceki gün yapılan açıklama da bu tespiti doğruluyor. Perino, Bush'un Türkiye'ye ilişkin düşüncelerini şöyle aktarıyor: 'Sanırım Başkan'ın, Türkiye'nin güçlü bir destekçisi olduğunu söylediğini duymuşsunuzdur. Başkan, Türkiye'yi AB üyeliği için destekledi ve o ülkede demokrasinin sağlam temellerde bulunduğundan emin olmak istiyor.' İşte Türkiye'nin ABD'ye vereceği destek gündeme geldiğinde Ergenekoncu-ulusalcılar içeride hükümet ve orduyu zorlayacak ciddi bir engel oluşturabilir. Operasyon bu açıdan, önümüzdeki süreçte ayak bağı olacak unsurların şimdiden sınırlandırılması ve etkisizleştirilmesini de öngörüyor. ANKARA
İLHAN ERDEM