Bir Kürt petrol Emirliği mi?

Chris Kutschera*/Kürt Yönetiminin Başbakanı Neçirvan Barzani Erbil’deki Kürt Parlamentosu’nda ki törenin ardından TME’ye yaptığı açıklamada coşkusunu gizlemeye gerek duymadan “Birkaç saat önce Seul’den buraya geldim ve Korelilerle büyük bir anlaşma imzaladım” sözlerini sarf ediyordu. Gerçekten de kısa bir süre sonra Güney Kore’nin yeni seçilmiş Devlet Başkanı Lee Myung-Bak ile Kürt topraklarındaki dört petrol sahasının işletilmesi ve geliştirilmesine ilişkin bir sözleşmenin imzalandığı açıklandı. Anlaşma Kore inşaat şirketlerinin bölgedeki altyapıyı da geliştirmesini öngörüyor. 2 milyar dolarlık anlaşmayla 450 kilometre otoyol ve sosyal altyapının inşa edilmesi planlanıyor. Buna hastaneler, okullar, içme suyu ve enerji şebekeleri de dahil. Dahası Kürtler Bağdat’tan yapılan sert uyarılara rağmen yabancı petrol şirketleri ile üretim ortaklığını amaçlayan 20 anlaşma daha imzaladılar. Genel Enerji (Çukurova Grubu ), DNO ( Norveç Enerji Şirketi ) Kürt yetkililerle ilk anlaşma imzalayanlar oldu. Bunları Heritage Oil ( Kanada ), Sterling Energy ( İngiltere ), Woodside Petroleum ( Avustralya ), Petoil ( Türkiye ), OMV ( Avusturya ), Dana Gas ( Birleşik Arap Emirlikleri ), Perenco ( Singapur ), Western Oil Sands ( Kanada ), Gulf Keystone ( Bermuda merkezli BAE, ABD, Suudi Arabistan, Kuveyt ortaklığı ) ve Hunt ( ABD ) izledi. Kürt topraklarındaki petrolün tarihi Kerkük’ün 60 kilometre kuzeydoğusundaki Tak Tak petrol sahasının geliştirilmesi Kürt topraklarındaki petrolün tarihini de anlatıyor. Bu alandaki petrolün işletilmesine yönelik girişimler 1960’lı yılların başına General Kasım’ın Irak monarşisini devirdiği yıllara dayanıyor. Ama bu girişim o zaman tamamlanamamıştı. İlk sondaj kuyusu Baas Partisi iktidarı döneminde 1978’de açıldı. Irak Ulusal Petrol Şirketi daha sonra buna iki kuyu daha ilave etti. Teknik problemler, İran-Irak savaşı, bölgedeki peşmerge varlığı nedeniyle Kürt bölgesinde 1981 sonrasında petrol çalışması yapılamadı. Kerkük’te kontrolü kolay alanlardaki çalışmalarla yetinildi. Sonraki 15 yıl boyunca Kürt bölgesindeki petrol alanları işletilmedi. Kerkük’teki yönetimin Kürtleri bölgeden çıkarması ve sistematik Araplaştırma hareketi de bunda etkili oldu. 2003’te Saddam Hüseyin yönetimden devrildiğinde Kerkük’teki petrol şirketinde çalışan Kürt kökenlilerin sayısı yalnızca 40’tı. Körfez Savaşı sonrası Petrol alanlarına yönelik çalışmalar ilk Körfez Savaşı’nın ardından, Kürtler bölgede kendi yönetimlerini kurduktan sonra yeniden başladı. Bağdat yönetiminin uyguladığı akaryakıt ambargosuna karşı Kürtler Tak Tak’taki iki kuyuyu işler hale getirdiler. 1994’te 2 numaralı kuyu Süleymaniye’deki çimento fabrikasının ihtiyacı olan ham petrolü çıkarıyordu. 1 numaralı kuyu 1996’da bölgedeki Kürdistan Yurtseverler Birliği temsilcisi Kosrat Rasul tarafından yeniden hizmete açıldı. Üretilen günlük 3 bin varil petrol Süleymaniye’deki bir şeker fabrikasından elde edilen malzemeyle inşa edilen rafineride işleniyordu. Tak Tak bölgesinin ne zaman gerçek anlamda endüstriyel bir petrol işletmesine dönüştüğü kesin değil? Acaba Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani 20 Ocak 2004’te, Saddam Hüseyin’in yakalanmasından kısa bir süre sonra Genel Enerji şirketiyle yaptığı anlaşmadan sonra mı bu sağlandı? Bu konuda yazılı bir anlaşma var mı? Ya da bazı kaynakların iddia ettiği gibi daha 2002’de, Kürt bölgesinin statüsü henüz resmi olarak belirlenmeden Amerikan operasyonundan önce mi bunun için bir anlaşma imzalandı? Türkiye'nin durumu Her iki durumda da bölgedeki kaynaklar bunun siyasi bir anlaşma olduğu – ki en başarılılarından biri - konusunda hem fikirler. Buradaki amaç gayet açıktı; Türkleri yumuşatmak ve onları Kürtlerin ürettiği petrolü Türkiye üzerinden ihraç edebileceklerine ikna etmek. Genel Enerji Çukurova Holding şirketler grubunun bir parçası. 2005’te henüz petrol konusunda hiçbir deneyimi yoktu. 2005 Temmuzunda İsiviçre-Kanada ortaklığı ile kurulan Addax uluslarası petrol şirketiyle ortaklığa gitti ve TTOPCO’yu kurdu. ( Tak Tak İşletim Şirketi ). Hedef günde 100 bin varil O günden sonra başarıyla işleyen 6 kuyu açıldı. Bunlar günde 16 bin ila 37 bin varil petrol çıkarıyor. Daha modern sondaj aletlerinin bölgeye getirilmesiyle 2008’in ikinci yarısında yeni kuyuların açılması hedefleniyor. Böylece bölgede çıkarılan petrol günde 100 bin varile ulaşacak. Kürtler de ürettikleri petrolü ihraç edebilecek duruma gelecekler. Tak Tak petrol bölgesi müdürü Hoşyar Nuri Abbas bölgedeki kilidi açmak için Türk şirketiyle güçlerini birleştirdiklerine işaret ediyor. Kürt bölgesinin diğer ucunda Kürdistan Demokratik Partisi’nin kontrolündeki Zaho yakınlarındaki Badinan’da Norveç petrol şirketi DNO da petrol üretimi için hazırlanıyor. Şirket 2004’te Erbil’deki hükümetle imzaladığı anlaşmanın ardından ilk araştırma kuyusu Tawke 1’den günde 5 bin varil petrol çıkarmaya başladı. DNO bölgede 5 kuyu daha açtı ve ihraç edilebilmesi halinde günde 50 bin varil petrol çıkarmaya hazır. Halihazırda 50 bin varil petrolü sevkedecek bir boru hattı Tawke’den Kerkük-Ceyhan boru hattına yakın bir noktaya kadar inşa edilmiş durumda. Resmi olarak doğrulanmayan bilgilere göre bir kamyon filosu da bu bölgeden çıkan petrolü Türkiye'ye sevk ediyor. ( Her kamyon günde tek bir seferde 200 varillik petrol taşıyor 5 bin varil petrolün taşınması için de 25 tanker yeterli oluyor ). Bölgedeki diğer şirketler de yer altı inceleme çalışmaları yapıyor ve sondaj kuyusu açmak için ekipmanları bölgeye getiriyor. Ama Genel Enerji ve DNO ile karşılaştırıldığında geride kalmış durumdalar. Adını açıklamak istemeyen orta ölçekli bir şirketin yetkilisi bu çalışmaları doğruluyor: “Yaptığımız anlaşmalar doğrultusunda her aşama iki ya da üç yılımızı alıyor. Ağır yol alıyoruz. Kürtlerle Bağdat arasındaki sorunların beş ya da altı yılda çözülmesini bekliyoruz. Bağdat dahil herkesin petrole ihtiyacı var”. Bağdat-Kürtler arasında çekişme Bağdat ile Kürtler arasındaki çekişme Irak parlamentosunda petrol yasasının kabul edilmesini durdurdu. Kürtlerin parlamentoda 55 sandalyeye sahip bir blok oluşturması bunda önemli rol oynadı. Esas itibariyle Kürtler yeni petrol alanlarının açılması ve işletilmesi için sözleşme imzalama hakkında sahip olmak istiyorlar. Eski kuyuları da merkezi hükümeti bırakmayı hedefliyorlar. Bağdat ise tüm yeni sözleşmelerde söz hakkı ve denetim istiyor. Avrupalı bir petrol uzmanı tarihten edinilen tecrübeler ışığında artık Bağdat yönetiminin Kürt bölgesinde petrol çıkaramayacağına işaret ederek şunları söylüyor: “Kürtler kendi bölgelerinde petrol endüstrisi kurmak istiyorlarsa inisiyatifi de ele almalılar.” “Eğer Kürtler petrol çıkarmak için Bağdat’ı beklerlerse, benim torunum işlerin başına geçene kadar beklemek zorunda kalırlar” bu sözler de bir başka petrol şirketinin temsilcisine ait. Kürtlerin petrol şirketleriyle bir an önce anlaşma imzalamalarının başka faydaları da olacağına işaret ediliyor. Sektörü yakından tanıyan bir uzman bu alanda Kürtler için çok miktarda “bonus” olduğu görüşünde: “Şirketler ayıracakları parayla hem çalışanları eğitecekler hem de çevrenin korunması için yatırım yapacaklar”. Kürtler için diğer artılar Kürtler için başka artılar da söz konusu. Korelilerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi petrol anlaşmaları yoluyla Kürt bölgesinin alt yapısının inşa edilmesi için milyarlarca dolarlık yatırımın getirilmesini sağlayacak detaylı anlaşmalar yapıyorlar. Tüm bu görüşler iki yıldır uzmanlar ve politikacıların tartıştığı petrol yasasının da niye çıkmadığını anlatıyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Petrol Bakanı Aşti Hawrami petrol yasasının 2006 yılı Mayıs ayında tartışılmaya başlandığına işaret ediyor. Hawrami, ilk yasa taslağında “eski rejimin yaptığı anlaşmalara uygun” ifadesinin yer aldığına dikkat çekerek taslağın Saddam Hüseyin’in devrilmesinden önce hazırlandığından şüphe ettiklerini söylüyor. Bu taslak, Başbakan Nuri el-Maliki tarafından oluşturulan 11 üyeli Federal Petrol ve Gaz Komitesi tarafından ele alındı ve üzerinde anlaşıldığı açıklanarak parlamentoya gönderildi. “Taslağın bir kopyası da bende. Bizim de söz hakkımız olmalıydı. Bunun kabul edilemez olduğunu söyledik” diyor Aşti Hawrami. Yeni taslak 6 hafta tartışıldı 26 Şubat 2007’de son şeklini aldı. Hükümet tarafından onaylandı. Fakat Kürtler yine de taslağın hepsi üzerinde hemfikir değillerdi. Kürtler Irak Ulusal Petrol Şirketi’nin rolünün daha kesin bir şekilde belirlenmesini ve ve bu şirketin gözetimine düşen petrol sahalarının netleştirilmesini istediler. Kürtlerin bir talebi de petrol gelirinin paylaşımını belirleyecek ayrı bir yasanın çıkarılması. Irak Ulusal Petrol Şirketi Yasası, Irak Petrol Bakanlığı bürokratları tarafından yazıldı. Bu bürokratlara göre yabancı şirketler Irak petrolünü çalmaya geliyorlar ayrıca Üretim Paylaşması Anlaşmalarına dair bir şey duymaya da niyetleri hiç yok. Petrol sahalarının büyük bölümünün – ki bu petrol rezervlerinin %93’üne tekabül ediyor- Irak Ulusal Petrol Şirketi’ne bırakılmasını istiyorlar. Hawrami bu yasaya tepkisini şöyle dile getiriyor: “%93 Irak Ulusal Petrol Şirketi’ne bırakılırsa bana ne kalacak? O zaman bir petrol ve gaz yasasına hiç gerek yok. Bunu kabul edemeyiz.”. Petrol gelirleri ne olacak? Kürt Bölgesi Petrol Bakanı Hawrami Başbakan Nuri el-Maliki ile petrol gelirlerinin paylaşımı konuşmak için 2 hafta harcadı. 2007 Haziran’ında anlaşma sağlandı. Buna göre Kürt bölgesinden elde edilen gelir de dahil olmak üzere tüm petrol gelirleri tek bir hesaba yatırılacak. Merkezi hükümet bu hesaptan “egemenlik masrafları” adı altında kendi payını alacak ve bu para parlamentonun onayladığı bütçe içerisinde savunma ve dışişleri bütçeleri için kullanılacak. Kürt bölgesinin payı %17 olacak. Kalan miktar federal bir yönetim kurulması durumunda merkezi yönetime ve oluşturulacak diğer federal bölgelere verilecek. Ama bunun ardından yeni bir sorun yaşandı. Tasarı Adalet Bakanlığı uzmanlarından oluşan “Şura Konseyi”ne gönderildi. Konsey yasanın yeni yapılan anayasayla uyumlu olması gerektiğini öne sürerek tasarıyı değiştirdi. Anlaşmanın bazı sayfaları tasarıdan çıkarıldı. Hawrami bu durum karşısında tavırlarında ısrarlı olduklarını söylüyor. “Kürt bölgesinin hakları iptal edildi ve petrol yasası tartışmalı olarak kaldı”. Kürt bölgesi Petrol Bakanı uzlaşmayı kabul ettiklerini hatırlatarak, “Bir petrol ve gaz konseyi kurularak yaptığımız anlaşmaların incelenmesini onayladık. Fakat Irak Anayasası’na uygun bir yasa istiyoruz. 112’inci madde son derece açık. Federal yönetim ile ortak haklara sahibiz ikinci sınıf vatandaş değiliz. Kararlar sadece Bağdat’ta alınamaz. Kürdistan’daki bir petrol sahası –eğer yeni bir sahaysa- anlaşmayı biz yaparız. Eğer eski bir sahaysa ve Irak Ulusal Petrol Şirketi’ne tahsis edilmişse, işletim konusunda ortak oluruz.” Metin üzerinde uzlaşı sağlanamıyor Petrol yasasının tartışılmaya başlamasının üzerinden iki yıl geçtikten sonra bugün hala Irak parlamentosunun onaylayacağı bir metin üzerinde uzlaşılmış değil. Şubat 2008’de Kürt yönetimi ile Bağdat arasında yeni bir kriz baş gösterdi. Önce Bağdat Kürtlere bütçenin %13’ünü ayırmak istedi. Daha sonra ilk yapılan anlaşmaya uygun şekilde %17’lik pay vermeyi kabul etti. Bu sefer de maaşları ve emekli ikramiyeleri merkezi hükümet tarafından karşılanacak peşmergelerle ilgili problem çıktı. Kürtler 90 bin kişilik bir peşmerge gücünün finanse edilmesini isterken Bağdat bu sayıyı 30 binle sınırlı tutmak istiyor. Bütün bu yaşananlara rağmen taraflar bir petrol yasasının çıkması yönünde hemfikir. Kürt yönetimi küçük petrol şirketleriyle anlaşmalar imzalarken, Bağdat güneydeki petrol sahalarının işletilmesi için büyük petrol şirketleriyle görüşme halinde. Kürt yönetiminin Petrol Bakanı Aşti Hawrami beş yıl içerisinde günde 1 milyon varil petrol üretim kapasitesine ulaşmak istediklerine işaret ediyor. Hawrami rafineri anlamında da kendi kendilerine yeterli olmak istediklerinin de altını çiziyor. Acaba bu Kürdistan Bölgesi'nin pek yakında bir Körfez Emirliği’ne dönüşeceğine mi işaret ediyor? *Akt:CNNTürk/15.05.2008

Kürde zulm ederek abad olanın, ahiri berbad olur...

Bu günkü başlığı; 5 Mart 2006 tarihinde yazdığım ve hâlâ, www.rizgari.com arşivinde asılı duran; Irak’ta kirli oyun ve Türkler adlı makalemin, son cümlesinden aldım... Doğrusu bu başlık; rahmetli babamın, sık kullandığı deyimlerden biridir ... Babam orijinal haliyle; ‘’mazluma zulm ederek abad olanın; ahiri berbad olur...’’ şeklinde kullanırdı...Ben de mazlumluk ile Kürtler arasında doğrudan bir orantı gördüğüm için, bu deyimi, biraz değiştirerek kullanmıştım... Türkiye, Suriye ve İran gibi ülkelerde yaşıyanlar; (eskiden Irak’ta öyle idi); bürokraside yükselmek ve devlet kademelerinde, basın yayın kuruluşlarında kariyer yapabilmenin en kısa yolunun; Kürtlere hakaret ve küfür etmekten, iftira atmaktan geçtiğini iyi bilirler... Ayrıca bu ülkelerde; Kürt düşmanlığı yapılarak; milliyetçilik zırhına bürünülür, mafiyacılık, adam öldürme, hırsızlık hatta ırz düşmanlığı gibi kirli faaliyetler de saklanabilir ....Midesini ve cüzdanını doldurmak isteyen bazı açıkgözlerin, Kürtlere iftira atarak, başladıkları işleri, ilerleterek; Kürt cellatlığa kadar götürdükleri de görülür.... Bu tipleri; sosyal ve siyasal değerlendirme yerine; pisikoljik olarak değerlendirmenin daha yararlı olabileceği kanaatindeyim...Çünkü bu tür insanların çoğu; pisikolojik zaaflar ve ruhsal bozukluklar içindedirler..Bu özeliklerinden ötürü de, ırkçı ve gerici güçler tarafından, kolayca kullanılırlar.... Bu tip insanlardan biri de; son günlerde gazete manşetlerinden düşmeyen, Vakit gazetesinin yazarlarından Hüseyin Üzmez’dir...Türk gazetelerinin yazdıklarına bakılırsa; Hüseyin Üzmez, fakir bir kadını parayla kandırarak, biçare kadına ve kadının 14 yaşındaki kızına, tecavüz etmekten ötürü yakalanmış... İflah olmaz bir Kürt düşmanı olan bu adam; 25 şubat 2006 yılında; Kürt düşmanlarının barınağı haline getirilen, Vakit gazetesinde yazdığı bir yazıda[1], Irak’ta Samara camisinin bombalanmasında; hak, adalet ve özgürlük için savaşan Kürt peşmergelerini suçlamış, onları fail gibi gösterme bedbahlığına düşmüştü... Bunun üzerine ben de; Irak’ta kirli oyun ve Türkler adlı makelemi yazmıştım ve bu adamın bilinen niteliklerini; söyle sıralamıştım...’’Vakit gazetesinde üstlenen, islamcı Türk faşistlerinden, Hüseyin Üzmez adlı bir ’’gazeteci’’ 25 şubat 2006'daki yazısında, Samarada olan olayları, Talabani’ye bağlı peşmerge güçlerin yaptığını ileri sürerek, hedef şaşırtmaya çabalıyor.’’yazarlık’’ ve müslümanlık kisvesine bürünmüş, bu adam, gerçek failleri saklamak için, yalana başvurarak, Kürt peşmergelerini suçluyor. (Kürt peşmergelerine dil uzatan ve karanlık bir maziye sahib olan bu Hüseyin Üzmez. M. Emin Yalman adındaki bir Türk gazetecisine, suikast düzenlemiş, kasten adam öldürmeye teşebüs etmekten, suçu subut edilmiş, 10 yıl cezaevinde yatmış, eli kanlı, terörist ve islamcı bir Türk faşistidir’’...) diye düşüncelerimi belirtmiştim.... Meğer; Alparsan Türkeş’in dostu; MHP(Milliyetçi Hareket Partisi) ve ondan sonra kurulan, MÇP’sinin (Milliyeçi Çalışma Partisi) kurucusu, Hüseyin Üzmez’in; azgın Kürt düşmanlığının yanında, başka kirli meziyetleri de varmış... Türkiye’de; Kürt düşmanlığı ile ırz düşmanlığının kol kola yürütüldüğü ilk örnek bu değildir .. Geçenlerde, Kars ilinde; Kürt düşmanı bir mahali gazetecide, benzer gerekçelerle tutuklanmıştı... Tarihte; ‘’Kürde zulm ederek abad olanın; ahiri berbad olur’’ deyimini doğrulayan, binlerce örnek vardır...Son 40 yılda bile Kürt milletinin hak adalet ve özgürlük mücadelesi karşısında dayanamayan; şahların; padişahların, nasıl tahtlarından düştüklerine, yakalarında alı pullu nişanlar taşıyan generalerin; nasıl çil yavrusu gibi dağıldıkları kendi gözlerimizle gördük...(İran Şah’ı Rıza Pehlevi ile Saddam Hüseyin’in ve onların generallerinin akibetine bakmanız bile yeterlidir...) Kürtler hak adalet ve özgürlük yolunda yürüken; Hüseyin Üzmez ve ona benzeyen Kürt düşmanlarının;hasta ruhları ve kirli meziyetleriyle yaratıkları, çarpık ilişkiler içinde debeleneceğinden, hiç kuşkum yoktur... Bu yüzden ;Kürt düşmanlığı konusunda, Hüseyin Üzmez’le yarış içinde olan, gazeteci meslektaşları; Taha Akyol, Ertuğrul Özkök, Hasan Celal Güzel, Oktay Ekşi gibi köşe yazarlarının ahirlerinin ne olacağını, merak içinde bekleyeceğim... 13Mayıs2008 Battal Aziz... [1]: Vakit gazetesinde; Abdurahman Dilipak’ın dışındaki yazarların çoğu; açıktan Kürt düşmanlığı ve Türk -islam ırkçılığının sözcülüğünü yapmaktadırlar.

Kürtçe ikinci resmi dil olsun

Yakın tarihe kadar 'yasaklı diller' listesinde yer alan Kürtçe, son 10 yıldır sanat, edebiyat ve kültürde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Kürtçe'nin gelişmesi için çalışma yürüten kurumlar, dilin kaybolmaması için Anayasal güvence istedi. Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) Kürtçe'ye geliştirme ve yaygınlaştırma amacıyla Kürt Dil Bayramı ilan ettiği 14 Mayıs'ta Kürtçe'ye ilişkin yasaklar sürüyor. Türkiye'de, 20 milyon kişinin konuştuğu Kürtçe, yakın döneme kadar dil olarak kabul edilmeyerek, 'dağlı Türklerin' konuştuğu lehçe olarak tanımlanıyordu. Cumhuriyet tarihi boyunca 'yasaklı diller' listesinde yer alan Kürtçe, son 10 yıl içerisinde günlük yaşamın dışında, edebiyat, kültür ve sanat dili olarak kullanılmaya başlandı. Yıllarca dil olarak kabul edilmeyen Kürtçe, bir yıldır TRT'de haber programında kullanılıyor. Kürtçe'nin gelişmesi için çaba harcayan kurumlar, yasakların kaldırılarak, Anayasa'da ikinci resmi dil olarak tanımlanmasını istiyor. 'Kürtçe bilmeyen kuşak yetişiyor'

Mazhar Aktaş
KÜRDİ DER Başkanı Mazhar Aktaş: Kürtçe'nin kaybolmaktan kurtulabilmesi için muhakkak okullarda eğitim dili olarak kullanılması gerekiyor. Kürtçe'nin Anayasa'da ikinci resmi dil olarak kabul edilmesini istiyoruz. Kürtlerde kendi dillerine sahip çıkarak günlük yaşamın dili haline getirmelidir. Kürtçe'nin önündeki en büyük tehlikeden biri çocukların evde Türkçe konuşuyor olmasıdır. Aileler çocuklarına anadillerini öğretmelidir. 'Otoasimilasyon uygulanıyor'
Abdurrahman Bakır
Kürt Enstitüsü Temsilcisi Abdurrahman Bakır: Bizler dilimize sahip çıkmaya çalışıyoruz. Kürtler onurlu bir şekilde yaşamak istiyor, onurlu bir şekilde yaşmanın yolu da dile sahip çıkmak gerekir. Eğer dilin yoksa, sende yoksun. Ne acıdır ki, Kürtler kendi dillerini yeni yeni öğrenmeye başlıyor. Kürtler artık devletin onları asimile etmesine gerek kalmadan kendi kendilerini asimile ediyorlar. Yani otoasimilasyon uyguluyorlar. 'Kürtçe'ye sahip çıkın'
Vedat Kurşun
Azadiya Welat Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Vedat Kurşun: Azadiya Welat Türkiye'de ilk ve tek günlük yayın yapan gazetedir. Bu da Kürt dilinin geliştiğine kanıttır. Aynı zamanda gazetemize yönelik baskılar Kürt diline yönelik baskılarla parallelik taşıyor. Azadiya Welat binlerce kişinin Kürtçe öğrenmesini sağlamıştır. Biz Azadiya Welat olarak Kürt halkına şu çağrıda bulunuyoruz. Kendi olanaklarınızla Kürtçe'ye sahip çıkın ve geliştirin.

Kürtçe ‘dünyanın etkili dilleri’ listesinde

ANF-PARİS (12.05.2008)- Fransa'da yayın yapan tanınmış dil dergilerinden Le Français Dans Le Monde, yayınladığı “dünyanın en etkili ve zengin dilleri” listesinde, Kürtçe’ye de yer verdi. Derginin yaptığı araştırmaya göre Kürtçe, bütün yasaklamalara rağmen binlerce dil içerisinde ilk 30 dilin ardından 31’inci sırada yer alıyor. Le Français Dans Le Monde dergisi dünyanın en etkili dilleri listesini yayınladı. Derginin 335’inci sayısında yayınlanan listede, resmi dil olmamasına rağmen Kürtçe, binlerce dil arasından etkili ve zengin dil olarak ilk 31’inci sıraya yerleşti. Derginin “etkili ve zengin dil” kriterleri ise, Kürtçe’nin karşı karşıya olduğu toplumsal zorluklar dikkate alındığında oldukça ağır kriterler... Kriterlerde, 'Dili konuşan insanlar sayısı', 'İnternetteki saygınlığı', 'Resmi dil olduğu devletlerin sayısı', 'Yapılan çevirilerin toplamı', 'Bu dille yapılan film, müzik ve yayınlanan kitap sayısı' ve 'Bu dille yazılan gramer kitapları ve dil çalışmaları' gibi temel kriterler bulunuyor. 730 YILLIK RESMİ DİL, KÜRTÇEYİ 6 BASAMAK GEÇEBİLDİ Derginin 5 kritere göre yaptığı çalışma sonucunda İngilizce'nin, dünyanın en etkili dili olduğunu belirlendi. Kürtçe ise, batı dillerinin kültürel mirası, yazılı edebiyat ve sanat üretimindeki tarihsel birikimlerine rağmen listede saygın bir konumda yer aldı. Kürtçe binlerce dil içerisinde çok sayıda dili geride bıraktı ve batı dilleri içerisinde de kimi dilleri geride bıraktı. Listede Türkçe de yer aldı. Türkiye’nin Cumhuriyetin ilanından sonra Türk Dil ve Tarih Kurumu’nu kurması, yaygın ve örgün eğitimi Latin harfleriyle Türkçe olarak zorunlu hale getirmesi ve yazılı literatüre devlet destekleri sağlamasına rağmen Türkçe, Kürtçe’den sadece 6 sıra ilerde yer aldı. Ayrıca Türkiye, resmi olarak Türkçe’yi 730 yıllık dil olarak kabul ediyor. 13 Mayıs 1277 tarihli Karamanoğlu Mehmet Bey'in bir fermanı ile Türkçenin devlet dili olarak kabul edilişinin 731 yılı resmi kutlamalarla kutlanmıştı. KÜRTÇE FARSÇANIN ÖNÜNE GEÇTİ Ancak Le Français Dans Le Monde Dergisinin sıralamasına göre İrani diller içerisinde en etkilisi dil olarak bilinen Farsça'da Kürtçe'nin gerisinde kaldı Derginin listesinde dünyanın en etkili 10 dili ise şöyle sıralandı: 1) İngilizce 2) Fransızca 3) İspanyolca 4) Almanca 5) Japonca 6) Flamanca 7) Arapça 8) İsveçce 9) İtalyanca 10) Danimarkaca

KÜRDİSTAN BÖLGESİNDE PETROL ÜRETİMİ GÜNDE 1 MİLYON VARİLE ÇIKIYOR...

4 - 5 yıla kadar PNA-Kürdistan Bölge parlamentosunun bugünkü oturumuna katılan Kürdistan Bölge petrol bakanı Aşti Hawrami, Kürdistan bölgesinde petrol üretiminin geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.Hawrami , önümüzdeki 4 ila 5 yıla kadar Kürdistan Bölgesinde petrol üretiminin günde 1 milyon varile ulaşacağını söyledi. Kürdistan Bölge parlamentosu, Kürdistan bölgesindeki tabii kaynakları değerlendirmeye alma üzere parlamento başkanı Adnan Müftü başkanlığında bir oturum gerçekleştirdi. Kürdistan'da üç petrol kuyusu daha Parlamento oturumuna katılan Kürdistan Bölge petrol bakanı Aşti Hawrami , Kürdistan bölgesinde üç önemli petrol kuyusunun daha keşfedildiğini dikkat çekerek ''önümüzdeki 4 ila 5 yıla kadar Kürdistan bölgesinde petrol üretimi 1 milyon varile ulaşacağını tahmin ediyoruz'' çeklinde konuştu. Anlaşmalar tamamen yasal Yabancı şirketlerle imzaladığı petrol anlaşmaları hakkında parlamentoyu bilgilendiren Hawrami , Kürdistan bölge hükümeti ile merkezi Bağdat hükümeti arasında çıkan sorunlara da açıklık getirdi. Kürdistan bölge hükümetinin imzaladığı petrol anlaşmalarının tamamen anayasal çerçevede olduğunu belirten Hawrami '' biz Irak'ın federal sistem içinde kalmasını istyoruz , merkezi sistemde kalmasını istemiyoruz'' şeklinde konuştu

DTP Heyeti Federal Kürdistan Parlamentosu'nu ziyaret etti

Kürt sorununun çözümüne ilişkin görüşmelerde bulunmak üzere Federal Kürdistan Bölgesi'ne giden DTP heyeti, Federal Kürdistan Parlamentosu'nu ziyaret etti. Ziyaretten sonra açıklama yapan DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, 'Kürt sorununun iç dinamiklerle çözümü esas alıyoruz, ancak sadece ülke içinde değil, herkes katkı sunabilir' dedi. DTP Grup Başkanı ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk, Dışilişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Sebahat Tuncel, DTP Eşbaşkan Yardımcısı Kamuran Yüksek, DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve DTP Muş Milletvekili Nuri Yaman'dan oluşan heyet, Süleymaniye kentindeki temaslarından sonra Hewler'e geçti. Fedaral Kürdistan Parlamentosu'nu ziyaret eden heyet, aralarında Parlamento Başkanı Adnan Müftü, Parlamento Dışilişkiler Sorumlusu Aris Abdullah'ın da bulunduğu parlamenterler tarafından karşılandı. Parlamento Başkanı Müftü'nün makam odasında basına kapalı yapılan görüşmenin ardından, DTP Grup Başkanı Ahmet Türk basına açıklamalarda bulundu. Arap ve Türkiye basınının da yoğun ilgi gösterdiği açıklamada Türk, Kürt sorununun siyasi çözümü ve siyasetle ilgili düşünceleri paylaşmak için parlamento üyeleri ile görüştüklerini belirtti. Önemli sorunlarla karşı karşıya olan bir coğrafyada yaşadıklarını vurgulayan Türk, aynı zamanda farklı kültürlerin bulunmasından kaynaklı belirli sorunların da yaşandığını ifade etti. Barış süreci için çaba sarf ettiklerini ifade eden Türk, 'Halkların kardeşliğinin ve duyarlılığın esas alınması için çaba göstereceğiz. Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümü konusunda neler yapmamız gerektiği konusunda uzun uzun görüştük. Düşüncelerimizi paylaştık' dedi. Kürt sorununun iç dinamiklerle çözümü esas aldıklarının altını çizen Türk, 'Ancak sadece ülke içinde değil, herkes katkı sunabilir' dedi. 'Herkes üzerine düşeni yapmalı' Gazetecilerin PKK ile ilgili sorularına da cevap veren Türk, 'Kürt sorununun çözümü konusunda Kürt Parlamentosu ile bir çok noktada anlaşıyoruz. Ortak akılla çözülmesi inancındayız. Silahlı çözüm mümkün değil. Silahlar konusunda çağrımız açık, bunu açık şekilde yapıyoruz. Demokratik ve barışçıl süreç ile ilgili herkes üzerine düşeni yapmalı. Sorunun demokratik sürece evrileceğine inanıyoruz' şeklinde konuştu. 'Diyalog açık olmalı' Türkiye yetkileri ile Federal Kürdistan Bölgesi'nin temasları ile ilgili sorulan sorulara ise Türk, şöyle cevap verdi: 'Görüşmeler yararlı olacaktır. Dostluk temelinde görüşmeler faydalı olur. Diyalogla birbirimizi anlarız. Ancak diyalog çok açık oluşturulmalı. Açık olmak gerekir. Barışçıl demokratik sürece katkısı olacak bir mantıkla olmalı görüşmeler. Soruna katkı sunan bir söylem olmalı. Eğer bu düzeyde olmayacaksa özlediğimiz kardeşleşme ve Demokratik Türkiye'ye yararı olmaz. Halkların kardeşliğini esas alan bir yaklaşım istiyoruz' dedi. 'Fikir alışverişinde bulunduk' Operasyonlara ilişkin de açıklama yapan Türk, meseleye basit bir güvenlik meselesi olarak bakılmasının sorunları çözmeyeceğini belirterek, meselenin sosyal, ekonomik ve kültürel yönlerinin görülmesi gerektiğini ifade etti. Türk, Türkiye'deki Kürtlerin kültürel yaşam hakkı tanınmadan kardeşlik olamayacağını da söyledi. Kürt Parlamentosu'nun hükümet kadar yetkili bir organ olmadığını ve sorunların çözümünde ancak fikir alışverişi yapabildiklerini ifade eden Türk, 'Parlamentolararası dostluk olur. Parlamentolar çözüm için formül koyar, ama yürütmeyi hükümetler yapar. Sorunun çözümü konusunda Sayın Talabani'den destek istedik ama parlamento ile fikir alışverişinde bulunduk. DTP'nin siyaset mantığını ve politikasını anlattık' diye konuştu. Parlamento ziyareti ardından DTP Heyeti KDP yetkilileri ile görüştü. Selahattin Kenti'nde KDP'nin Merkez Polit Bürosu'nda görüşen DTP Heyetini, KDP Polit Büro Sekreteri Fazıl Mirani, KDP Dış İlişkiler Sorumlusu Sefin Dizayi ve KDP Siyasi Komite üyeleri karşıladı. KDP'li yetkililerle öğle yemeği yiyecek olan heyetin görüşmeleri devam ediyor.AYŞE OYMAN / ADNAN MUSTAFA - HEWLER

Şabak Kürtleri tehdit altında Irak'ta Şii Kürtlerin oluşturduğu Şabak topluluğu aşırı dinci örgütlerin tehdidi altında. Güney Kürdistan'da Kürtçenin Zazaki lehçesini konuşan topluluk azınlık olarak daha iyi koruma istiyor. Geleneksel olarak Musul ve çevresinde yaşayan Şabak Kürtleri, Sünni militanların etkili olduğu bölgede çifte tehdit altındalar. Kürtleri düşman olarak gören Arap aşiretlerinin saldırılarına maruz kalan Şabaklar, ayrıca Şii oldukları için Sünniler tarafından dışlanıyor. Son olarak El Kaide örgütüyle ilişkili Irak İslam Devleti adlı örgüt Musul'da dağıttığı bildirilerde Şabakların bir an önce bölgeyi terk etmelerini istedi aksi halde sonlarının geleceği tehdidinde bulundu. Kürt kaynakları 2004 yılından bu yana Derviş, Bazavya, Kukjli, Gazne ve Fathliya köylerinden 1000 kadar Şabak'ın şiddet olayları ve tehditler nedeniyle göç ettiğini bildirdi. Şabaklar üzerinde artan tehditlerin Şii ve Kürt basınında büyük yer bulmasının ardından Irak Meclisindeki azınlıklar komitesi başkanı Hanin Qado, hükümetten Şabakların etkin bir şekilde korunmasını istedi. Şabak Kürtleri uzun bir süreden bu yana Musul bölgesinden ayrılık Güney Kürdistan idaresine bağlanmak istiyor. Ancak henüz bu konuda bir adım atılmış değil. Musul ve çevresinde bugün 15 bin Şabak yaşıyor. Dersim'de konuşulan Dimiliki lehçesini konuşan Şabaklar, kendi konuştukları dili Şabaki olarak adlandırılıyor. 35 ayrı köyü bulunan Şabak toplumunun dünya genelinde 40 bin kadar nüfusu olduğu tahmin ediliyor. ERBİL - ANF

Katliamda hayatını yitiren yetmişbin Dersim Kürdü’nü saygıyla anıyoruz...

  • ’’Ero bıko bıko! no zulumo kı ni kowe Dersim’i di; vere i zulumidı kemer quçe yaboni ama juan. Dilege mı Heq’ira esto kı, mekane Mıste Kor’i a dinadı cehennem kero!’’
  • ’’Oğul oğul! Dersim öyle bir zulüm gördü ki; bu zulümün karşısında dağlar, taşlar dile geldi.Tanrıdan dileğim odur ki Mısto Kor’un mekanını cehennem eylesin!’’
‘’MISTO KOR’’ VE HALAM Bu sözleri, katliamdan şöyle yada böyle kurtulmuş olan bir çok yaşlı Dersimli’den duyduğum gibi; her acılı haberde ağıtlar yakarak ağlayan halamdan da sık sık duyardım.Ve hiç bir zaman halamın ağıtlı ağlamalarla Kemalistler’in zülmüne duyduğu nefreti unutmadım ve hiç unutmayacağım.Dolayısıyla ben, Kemalizm’i, ne solculuktan; ne de ona muhalif olan bir başka güçten öğrendim.Bu konuda tek öğretmenim zulüm görmüş akraba, tanıdıklarım ve özellikle de halam oldu. Komşu bir köyde evli olan halam, bizleri her ziyaret edişinde hüzünlere boğardı.Özellikle küçük yaştaki çocuklara ilişince gözleri; tutamaz kendini ağıtlar yakardı. Tabii ki diğer kadınlar da katılırdı böylesi ağlama seanslarına.Çünkü, zulmün en korkuncunu yaşamıştı halam. Onun yüreğini yakan: evlatları ve genç yaştaki eşinin katledilişinin acısı olmuştu. Katliam anını Kürtçe olarak anlatırdı. Aklımda kaldığı kadarıyla, Türkçe tercümesini burada sizlere aktarmak istiyorum: ’’Yaz aylarıydı. Çaresiz oturup akibetimizi beklerken, köye bir tabur asker yığılı vermişti.  Evimizin önündeki harmanın kıyısında, üç çocuğum ve eşimle birlikte otururken, evleri karşı yamaçta olan komşumuz yanımıza geldi ve yüzbaşının, muhtarın evinde toplanmamızı emrettiğini söyledi.Bunun üzerine eşim, en küçük çocuğumuz olan kızımızı bana bırakıp; yanına iki küçük oğlumuzu alarak karşıdaki muhtarın evine gitti. Ben de merak ve korkular içinde onların tekrar dönmesini beklerken; aniden kopan insan çığlıklarıyla birlikte, yükselen dumanları görünce; kucağıma kızımı alarak oraya doğru şuursuzca koşuverdim.O esnada seri şekilde çıkan makineli tüfek seslerini duyunca da, dizlerimin bağı çözülmüştü sanki. Kurşunlardan biri alnımı sıyırıp geçince, olduğum yerde yıkılmıştım ve halen makineli sesleri kesilmemişti. Kucağımdaki kızımı koruma istemiyle, ona sarılıp, çaresizce büzülmüştüm.İnilti ve seslerin çokca geldiği bir yerde oduğumu hissedince, daha da korkuya kapılmıştım.Tam makineli sesleri kesildiğinde, Türkçe konuşarak yaklaşanların asker olduğunu anlamış ve kendimi tamamıyla ölmüş vaziyette göstererek şansımı denedim. Kızdan ses çıkmaması için gövdemin altına sakladım. Askerler, halen ölmeyip, inlemekte olanların kafasına sıkarak yada süngüleyerek işlerini bitirmelerinden sonra ordan ayrıldılar. Ben de bir ara kendime gelip başımı kaldırdığımda, baktım ki ne göreyim: her taraf ateşler içindeydi; ben de bir ölüm tarlasındaydım.Samanlıkta benzin serpilerek yakılan köylülerimin çığlıkları kesilmiş; kaçanlar da arkadan eteş edilerek öldürülmüşlerdi. Korkuyla çevremi yokladıktan sonra, kocam ve çocuklarımdan umudumu keserek yollara düştüm. Gecenin karanlığında köyümüze ulaştığımda (bizim köyü kastediyor) dağın yamacındaki mağarada saklandım.Üç gün boyunca aç susuz burda beklerken, yarama kurtlar mussalat oldu ve acılar içinde kıvrandım. Neticede çocuğun ağlamasını duyan kardeşim bizi farkedip köye getirdiğinde, kabus ve acı dolu günlerim artarak devam etti…’’ diyerek anlatırdı. İşte böylesi acıların yaşandığı coğrafyanın çocuğuyum ben.Ve böylesi anlatımlarla büyüdüm. Şimdi bunları anlatanların çoğu hayatta değil; ama acıların izleri hep hayatta kalmaya devam edecek. Tıpkı film şeridi gibi her defasında gözlerimizin önünden akacak. Bu yıl katliamın yetmişinci yılı ve yine acılar bir bir akacak yüreklerimizden. Halam, nasıl küçük cocukları gördüğünde acılarını, ağıtlar yakarak tazelemişse; ben de her gözüyaşlı, yaşlı kadınlar gördüğümde halamı hatırlayacağım. Ve her halamı hatırladığımda da ‚’’Mısto Kor’’un zulmüne karşı kin bağlayacağım. Öyleyse Kemalistler bir insanlık suçu işlemişlerdir. Burada neden ve niçinleri sorgulamak tabii ki önemlidir. Ve önemli bir şey daha var, o da: bu acıları yaratanların kimler olduğudur. Kemalist ideoloji ve onun yürütücülerinden başkaları olabilir mi? Elbette değil. Öyleyse Kemalistler bir insanlık suçu işlemişlerdir.Bu şuçu işleyen bir ideolojinin yaratıcısını affetmek Kürtlerin, özellikle de Dersimli Kürtlerin akıllarının ucundan bile geçmemelidir. Benzer acıları yaşamış olan mazlum yahudilerin, nasıl Hitler’i afedeceklerini hayal bile edemiyorsak; Hitlerin hocası olarak rivayet edilen‚’Mısto Kor’u, Kürtler’ de affetmeyecektir. Dersim katliamının yetmişinci yılında, acılarımızın tazelendiği bu aylarda, Kemalist zülümkarlara lanetler okurken, katliamda hayatını yitiren yetmişbin Dersim Kürdü’nü saygıyla anıyorum. Nuri Aslan-Kurdistan-Post