Dağlıca komutanından ‘subaylar arası uyuşturucu şebekesi’ itirafı

Kurdistan-Post/ANF-İSTANBUL (16.05.2008)- HPG gerillaları tarafından basılan Dağlıca Komutanı Yarbay Onur Dirik'e ait bir ses kaydı daha ortaya çıktı. Konuşmasında bölgedeki köylülerin imha edilmesi gerektiğini anlatan Yarbay Dirik, subaylar arasında esrar, uyuşturucu şebekesi olduğunu söylüyor. 8 askerin esir alınması konusunda ise Yarbay Dirik, ’’Bilseydim o esirleri topculara hedef gösterirdim. Havan, top niye attırmadık ki oraya? Sonunda çok pişman oldum ama’’ diyor. Youtube ve bazı video paylaşım sitelerinde yayınlanan kayıtlarda dehşet verici ifadeler yer alıyor. Yarbay Onur Dirik, genelkurmaydan askere kadar herkese küfürler ediyor. Youtube ve bazı paylaşım sitelerinde yayınlanan kayıtlarda Yarbay Onur, köylülere, askerlere bazı komutanlara küfürler ederek, baskında erden ordu komutanına kadar birçok askerin hatasının bulunduğunu söylüyor İŞTE O DEHŞET KONUŞMALAR Baskından dolayı kendisinin aslında Tabur komutanlığından alınması gerektiğini ifade eden Yarbay Dirik’in Youtube’de düşen konuşmasından bazı kısımlar: - "Bizim bu olaydaki dehşet hatamızı söyleyeyim mi size, dehşet... Benim kesinlikle tabur komutanlığından alınmam lazımdı bu hata üzerine. Ne biliyor musun? O Ramazan Yüce'nin o telsizin başına konulması. Benim ve bölük komutanının ve onun kol komutanının üçümüzün de sik... lazım bu olaydan. Ben size doğruyu söyleyeyim yani. Tamam mı? Eğer bu konuda detaylı bir soruşturma yapılsaydı suçluyu gerçekten bulup, bu konudaki suçluyu bulup ...konusunda, ben belki kurtarırdım paçayı çünkü hakikaten eğiliyordum bu konu üzerine, hakikaten eğiliyordum yani. Ama birileri kurtaramazdı kesin. O kadar gelişmiş bir sistemimiz yok bizim daha. Geliyor da tamam da kardeşim, hadi tespit edemedin, onu anladık. Tespit edemesen anlarım ha. Ne yapayım edemedim yani, 'uğraştım ama edemedim'. Lan etmene gerek yok ki, herif diyor zaten. İkinci bölükten gidin alın herifi. Kendi eliyle size 'Ben PKK'lıyım' diyor yani. 'Ben örgüt propagandası yapmaktan, şundan bundan şu şu tarihler arası Diyarbakır, bilmem ne cezaevinde yattım' diyor. Kâğıdını bir çıkarıyorsun, 8,5 ay. 8,5 ay yatmış herif yani. Biz bu herifi teröristlerin dinlendiği telsize koyuyoruz. Bak demin de söyledim. Erden ordu komutanına kadar, ben dâhil, hatalarımız var. Zaten senin hatan olmasa istismar edemez ki herif bir şeyi yani. Bir eylem yapılıyorsa bir yerde mutlaka bir hata vardır yani, herifin eylem yapması mutlaka bir hataya dayanıyor. Tamam yani işte. Herkes çıkaracak hatasını burada." SUBAYLAR ARASINDA UYUŞTURUCU ŞEBEKESİNİ ÇIKARDIM - Çukurca alayı ile ilişkileri normalleştirmek istedik, ancak normalleşecek bir durum yok ki! Bize saldırıyorlar. 3. Sınır Taburu var oradan da bize saldırıyorlar. Bunların, subaylar arasındaki uyuşturucu, esrar şebekesini ortaya çıkardım. Tamam mı? Alay komutanın önüne koydum. Alay komutanı bunları bir si... Piç kuruları bizim çocuklar ne yapıyor diye insansız uçak uçak gönderiyor. Bu kadar kritik bir husus söylememize rağmen kaynadı arada. 8 ASKERİ KEŞKE TOPA TUTSAYDIM - "Bu kadar kritik bir husus, o kadar söylememize rağmen araya kaynadı. Çünkü biz anlatıyoruz. Bu kadar kritik bir husus. Her kademeye söyledim ben bunu, ha hu ha hu ha hu. En sonunda asayiş komutanı geldi. Ona söyledim. 'Yapma ya' filan dedi. Dedim 'böyle komutanım'. 'Keşke ben onu daha önceden bilseydim, vay canına' filan dedi. Baktım onun haberi yok….Genelkurmay seviyesinde bir olay o. Yani direkt Genelkurmay'ı ilgilendiren bir konu. Onun için ordu komutanı geldiğinde ona söylemedim. Söylesen, öyledir askerlikte okkanın altında sen kalırsın. 'Niye söylemedin bugüne kadar'… O kadar üzerinde durduğum iki konu yani. Bu haksızlık ya. İnsan lanet ediyor ya. Şu Ramazan Yüce bir de şu tutukluluk yapan silahlar. Valla 8 adama filan üzülmüyorum o kadar ya... Si... Yani o kadar koymuyor bana yani. Ama o tutukluluk yapan silah var ya yani öldürmek istedim o zaman orada ya. Adama bir 12-13 kere 'Allah senin belanı versin' dedim üst üste ya. 12-13 kere 'Allah' dedim 'senin belanı versin'. İkinci gece. İkinci gece bir daha yaptı tutukluk çünkü. ...Lan 10 mermi atsa yine yeter ya. 10 mermi atsa 1-2 tanesi değerdi oradaki adamları yani… Sonunda aklıma şey gelmedi… Bilseydim o esirleri topculara hedef gösterirdim. Sonunda çok pişman oldum ama. Mesela havan, top niye attırmadık ki oraya. Ama işte şamata koptu ya." ‘KÖYLÜLERE KARŞI POLİTİKALAR’ Köylülere karşı uygulayacağımız politikalar olmalı. Si... git politikası. Senin ananı si... politikası... Si... köylüyü ben... Sen hainsin politikası. Orada göt bir Albay vardı. Beş para etmez piçin teki. İtin teki. Beş para etmez. Kimsede sevmez.’’ Dağlıca Komutanı'nın itiraflarını buradan dinleyebilirsiniz.

Bozan Tekin, “çocuklarınızı katliamcı bir ordunun saflarına göndermeyin. Kürt gençleri, kendi kardeşlerine karşı silah kullanmamalı, ordudan firar etmelidir. Zorla askere götürülüyorlarsa operasyonlara çıkmamalı, çatışmalara aktif katılmamalıdırlar” dedi. Çocuklarınızı askere göndermeyin/ANF Koma Cîvakên Kurdistan(KCK) Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Bozan Tekin, annelere çocuklarını askere göndermeme çağrısı yaptı. Tekin,”anneler çocuklarını kendi halkına karşı katliam yapmaya yönelten, katliamcı bir ordunun saflarına göndermemelidir. Kürt gençleri, özgürlük mücadelesi yürüten kendi kardeşlerine karşı silah kullanmamalı, ordudan firar etmelidir. Askere gidiyorlarsa operasyona çıkmamalı, çatışmalara aktif katılmamalıdırlar” dedi. Tekin, Kürt gençlerini de dağlara mücadeleye çağırdı. Annelere çocuklarını askere göndermeme çağrısında bulunan KCK Yürütme Konseyi Başkan Yardımcısı Bozan Tekin, “hiçbir Kürt ailesi, kadını çocuğunu askere göndermemelidir” dedi. Bezelê Karakolu baskınında yaşamını yitiren Eyüp Dağtekin adlı Kürt genci de hatırlatan Tekin, “eğer silah altına gireceklerse de kendi halkının özgürlüğü için mücadele eden gerilla saflarına katılmalılar” dedi. Bozan Tekin, Kürt kökenli askerlerin gerilla ile çatışmalarda yaşamını yitirmesinin trajik bir çelişki olduğunu kaydetti. Kürt gençlerinin bilinçli bir tercih sonucu çatışmaların en yoğun olduğu alanlara gönderildiğini ifade eden Tekin, şöyle dedi: “Bunu Oramar’da da, Bezelê’de de gördük. Bu Kürdü Kürde kırdırmanın askeri boyutudur. Kürt gençleri bu noktada uyanık ve duyarlı olmalı.” ‘Kürt askerler firar etmeli’ “Koruculuk bir toplumsal yara haline gelmiş” diyen Tekin, koruculara silahlarını bırakmaları ve operasyonlaraa çıkmamaları çağrısı yaptı. Tekin, askere gidenlerin ailelerine yönelik sinsi bir oyun oynandığına dikkat çekerek, “Kürt gençlerini bu oyunu bozmaya çağırıyoruz” dedi. Asker annelerinin ağıtlarından çok etkilendiklerini anlatan Tekin, “bir Kürt anasının, bir kadınının, işin farkında olan bir kadının bu şekilde yaşamını yitiren oğlu için ağıt yakması bize acı veriyor. Bir insan, bir devrimci olarak bu ağır geliyor. Anneler çocuklarını ulusal demokratik bir terbiye ile eğitmelidir. Çocuklarını kendi halkına karşı katliam yapmaya yönelten, katliamcı bir ordunun saflarına göndermemelidir. Kürt gençleri, özgürlük mücadelesi yürüten kendi kardeşlerine karşı silah kullanmamalı, ordudan firar etmelidir. Askere gidiyorlarsa operasyona çıkmamalı, buna zorlanıyorlarsa da çatışmalara aktif katılmamalıdırlar. Bu ne ahlaki, ne vicdani ne de insanidir. Bu çok acı bir çelişkidir” ifadelerini kullandı. Kürt gençlerinden yönünü dağlara çevirmesini isteyen Bozan Tekin, “bir direniş süreci içerisindeyiz. Böyle tarihi bir dönemde, Kürt halkının kaderinin belirlendiği bir süreçte yurt içinde ve dışındaki bütün Kürt gençleri, yönünü dağlara vermelidir. Türk özel savaş rejiminin psikolojik savaşını boşa çıkarmanın yolu da budur” dedi. ‘Katlimiz üzerinden kutlamalar yapılıyor’ Kürt halkının Newroz’da çözüm çağrısını güçlü bir şekilde dile getirdiğini ancak egemen kliğin savaşı dayattığını söyleyen Tekin, operasyonlarla birlikte Kürt Türk ilişkilerinin kırılgan bir noktaya vardığını ifade etti. Tekin, artık ortak sevinçler ve acıların kalmadığını vurgulayarak, “bizim acılarımıza bayrak kaldırıyorlar. Katlimiz üzerinden kutlama yapıyorlar” şeklinde konuştu. Bozan Tekin, Türk ordusunun operasyonlarının süreceğini ve bir kara operasyonunun da olası olduğunu ifade etti. Türk ekonomisinin yeni bir kara operasyonunu daha kaldıramayacağının altını çizen Tekin “aslında bir Türk ekonomisi yok, uluslararası sıcak para girişinden besleniyorlar” dedi. Tekin, AKP’nin çözülme sürecine gireceği ve gelecek seçimlerde de ciddi bir darbe alacağını kaydetti. AKP’den herhangi bir çözüm beklentileri olmadığını da sözlerine ekleyen Tekin, demokratik çözüme hazır olduklarını bir kez daha yineledi. CELİL DEMİRALP/KANDİL

Camiye verilen Kürtçe isme soruşturma

DİYARBAKIR'ın Bismil İlçesi'ne bağlı Batman il sınırındaki Diktepe Köyü'nde yapılan camiye köylüler köyün eski adı olan Hıncıka adını Kürtçe `Xıncıka' diye yazınca soruşturma konusu oldu. Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma başlatıldı. Camiye yazılan `Xıncıka' yazısı çıkarılıp yerine okunuşuna uygun `Hıncıka' yazıldı. Köy Muhtarı Cemil Kavakçı, tapu kayıtlarında da köyün Kürtçe adının yer aldığını belirterek, "O halde taksilerin üzerindeki X harfi de değiştirilsin" dedi. Bismil'in Batman il sınırında bulunan 80 haneli Diktepe Köyü'nde köylüler topladıkları yardımla okulu bulunmayan köye 300 bin YTL harcayarak bir cami yaptırdı. Camiye köyün eskiden Kürtçe adı olan `Xıncıka' da eklenerek, `Diktepe Köyü Xıncaka' adı verilerek cami girişine yazıldı. Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkçe'de X harfi olmadığı gerekçesiyle soruşturma başlatırken, jandarma köy muhtarı Cemil Kavakçı, cami imamı Abdullah Cengiz ve köyün ileri gelenlerinden Abdullah Girgin'in ifadelerini aldı. Ardından camideki '`Xıncıka' ibaresi çıkarılıp yerine `Hıncıka' yazısı konuldu. `Xıncıka'nın Kürtçe'de `Eski mağara' anlamına geldiği ve köyün eski adı olduğu belirtildi. Diktepe Köyü Muhtarı Cemil Kavakçı, X harfinin yeraldığı Kürtçe köy isminin yeraldığı camii ismini değiştirmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Bu yasağın nereden geldiğini anlamış değiliz. Oysa tapu kayıtlarımızda köylerimizin adı 'Xıncıka' diye geçiyor. Caminin üzerine hem Türkçe hem de Kürtçe isim yazdırmıştık. Meğerse X harfi yasağı varmış. Biz de Türkçe olarak yazdığımız Diktepe Köyü'nün yanına bir de `Hıncıka' diye Kürtçe ismi değiştirdik, bakalım bu isme ne diyecekler? Eğer X harfi yasaksa taksilerin üzerindeki X'ler de kaldırılsın" dedi. Köydeki yaklaşık 200 öğrencinin Diktepe'de okul yokluğundan çevredeki köylerde `taşımalı' kapsamında eğitim gördüğünü söyleyen muhtar Kavakçı, "Köyümüzde okul yapılması için Milli Eğitim Bakanı sayın Hüseyin Çelik'e bizzat başvurdum ama, köyümüze ilköğretimin yapılmayacağını söyleyince, şok olduk. Köylüler bir araya gelerek kendi camimizi hayırseverlerin desteğiyle yaptık. Köylülerin tümü modern camimize köyün Kürtçe isminin de yer almasını istediler, fakat Kürtçe'de yer alan X harfi başımızı derde soktu. Bu harfin bu kadar sakıncalı olduğunu bilmiyorduk" dedi. vatan

Bir Kürt petrol Emirliği mi?

Chris Kutschera*/Kürt Yönetiminin Başbakanı Neçirvan Barzani Erbil’deki Kürt Parlamentosu’nda ki törenin ardından TME’ye yaptığı açıklamada coşkusunu gizlemeye gerek duymadan “Birkaç saat önce Seul’den buraya geldim ve Korelilerle büyük bir anlaşma imzaladım” sözlerini sarf ediyordu. Gerçekten de kısa bir süre sonra Güney Kore’nin yeni seçilmiş Devlet Başkanı Lee Myung-Bak ile Kürt topraklarındaki dört petrol sahasının işletilmesi ve geliştirilmesine ilişkin bir sözleşmenin imzalandığı açıklandı. Anlaşma Kore inşaat şirketlerinin bölgedeki altyapıyı da geliştirmesini öngörüyor. 2 milyar dolarlık anlaşmayla 450 kilometre otoyol ve sosyal altyapının inşa edilmesi planlanıyor. Buna hastaneler, okullar, içme suyu ve enerji şebekeleri de dahil. Dahası Kürtler Bağdat’tan yapılan sert uyarılara rağmen yabancı petrol şirketleri ile üretim ortaklığını amaçlayan 20 anlaşma daha imzaladılar. Genel Enerji (Çukurova Grubu ), DNO ( Norveç Enerji Şirketi ) Kürt yetkililerle ilk anlaşma imzalayanlar oldu. Bunları Heritage Oil ( Kanada ), Sterling Energy ( İngiltere ), Woodside Petroleum ( Avustralya ), Petoil ( Türkiye ), OMV ( Avusturya ), Dana Gas ( Birleşik Arap Emirlikleri ), Perenco ( Singapur ), Western Oil Sands ( Kanada ), Gulf Keystone ( Bermuda merkezli BAE, ABD, Suudi Arabistan, Kuveyt ortaklığı ) ve Hunt ( ABD ) izledi. Kürt topraklarındaki petrolün tarihi Kerkük’ün 60 kilometre kuzeydoğusundaki Tak Tak petrol sahasının geliştirilmesi Kürt topraklarındaki petrolün tarihini de anlatıyor. Bu alandaki petrolün işletilmesine yönelik girişimler 1960’lı yılların başına General Kasım’ın Irak monarşisini devirdiği yıllara dayanıyor. Ama bu girişim o zaman tamamlanamamıştı. İlk sondaj kuyusu Baas Partisi iktidarı döneminde 1978’de açıldı. Irak Ulusal Petrol Şirketi daha sonra buna iki kuyu daha ilave etti. Teknik problemler, İran-Irak savaşı, bölgedeki peşmerge varlığı nedeniyle Kürt bölgesinde 1981 sonrasında petrol çalışması yapılamadı. Kerkük’te kontrolü kolay alanlardaki çalışmalarla yetinildi. Sonraki 15 yıl boyunca Kürt bölgesindeki petrol alanları işletilmedi. Kerkük’teki yönetimin Kürtleri bölgeden çıkarması ve sistematik Araplaştırma hareketi de bunda etkili oldu. 2003’te Saddam Hüseyin yönetimden devrildiğinde Kerkük’teki petrol şirketinde çalışan Kürt kökenlilerin sayısı yalnızca 40’tı. Körfez Savaşı sonrası Petrol alanlarına yönelik çalışmalar ilk Körfez Savaşı’nın ardından, Kürtler bölgede kendi yönetimlerini kurduktan sonra yeniden başladı. Bağdat yönetiminin uyguladığı akaryakıt ambargosuna karşı Kürtler Tak Tak’taki iki kuyuyu işler hale getirdiler. 1994’te 2 numaralı kuyu Süleymaniye’deki çimento fabrikasının ihtiyacı olan ham petrolü çıkarıyordu. 1 numaralı kuyu 1996’da bölgedeki Kürdistan Yurtseverler Birliği temsilcisi Kosrat Rasul tarafından yeniden hizmete açıldı. Üretilen günlük 3 bin varil petrol Süleymaniye’deki bir şeker fabrikasından elde edilen malzemeyle inşa edilen rafineride işleniyordu. Tak Tak bölgesinin ne zaman gerçek anlamda endüstriyel bir petrol işletmesine dönüştüğü kesin değil? Acaba Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani 20 Ocak 2004’te, Saddam Hüseyin’in yakalanmasından kısa bir süre sonra Genel Enerji şirketiyle yaptığı anlaşmadan sonra mı bu sağlandı? Bu konuda yazılı bir anlaşma var mı? Ya da bazı kaynakların iddia ettiği gibi daha 2002’de, Kürt bölgesinin statüsü henüz resmi olarak belirlenmeden Amerikan operasyonundan önce mi bunun için bir anlaşma imzalandı? Türkiye'nin durumu Her iki durumda da bölgedeki kaynaklar bunun siyasi bir anlaşma olduğu – ki en başarılılarından biri - konusunda hem fikirler. Buradaki amaç gayet açıktı; Türkleri yumuşatmak ve onları Kürtlerin ürettiği petrolü Türkiye üzerinden ihraç edebileceklerine ikna etmek. Genel Enerji Çukurova Holding şirketler grubunun bir parçası. 2005’te henüz petrol konusunda hiçbir deneyimi yoktu. 2005 Temmuzunda İsiviçre-Kanada ortaklığı ile kurulan Addax uluslarası petrol şirketiyle ortaklığa gitti ve TTOPCO’yu kurdu. ( Tak Tak İşletim Şirketi ). Hedef günde 100 bin varil O günden sonra başarıyla işleyen 6 kuyu açıldı. Bunlar günde 16 bin ila 37 bin varil petrol çıkarıyor. Daha modern sondaj aletlerinin bölgeye getirilmesiyle 2008’in ikinci yarısında yeni kuyuların açılması hedefleniyor. Böylece bölgede çıkarılan petrol günde 100 bin varile ulaşacak. Kürtler de ürettikleri petrolü ihraç edebilecek duruma gelecekler. Tak Tak petrol bölgesi müdürü Hoşyar Nuri Abbas bölgedeki kilidi açmak için Türk şirketiyle güçlerini birleştirdiklerine işaret ediyor. Kürt bölgesinin diğer ucunda Kürdistan Demokratik Partisi’nin kontrolündeki Zaho yakınlarındaki Badinan’da Norveç petrol şirketi DNO da petrol üretimi için hazırlanıyor. Şirket 2004’te Erbil’deki hükümetle imzaladığı anlaşmanın ardından ilk araştırma kuyusu Tawke 1’den günde 5 bin varil petrol çıkarmaya başladı. DNO bölgede 5 kuyu daha açtı ve ihraç edilebilmesi halinde günde 50 bin varil petrol çıkarmaya hazır. Halihazırda 50 bin varil petrolü sevkedecek bir boru hattı Tawke’den Kerkük-Ceyhan boru hattına yakın bir noktaya kadar inşa edilmiş durumda. Resmi olarak doğrulanmayan bilgilere göre bir kamyon filosu da bu bölgeden çıkan petrolü Türkiye'ye sevk ediyor. ( Her kamyon günde tek bir seferde 200 varillik petrol taşıyor 5 bin varil petrolün taşınması için de 25 tanker yeterli oluyor ). Bölgedeki diğer şirketler de yer altı inceleme çalışmaları yapıyor ve sondaj kuyusu açmak için ekipmanları bölgeye getiriyor. Ama Genel Enerji ve DNO ile karşılaştırıldığında geride kalmış durumdalar. Adını açıklamak istemeyen orta ölçekli bir şirketin yetkilisi bu çalışmaları doğruluyor: “Yaptığımız anlaşmalar doğrultusunda her aşama iki ya da üç yılımızı alıyor. Ağır yol alıyoruz. Kürtlerle Bağdat arasındaki sorunların beş ya da altı yılda çözülmesini bekliyoruz. Bağdat dahil herkesin petrole ihtiyacı var”. Bağdat-Kürtler arasında çekişme Bağdat ile Kürtler arasındaki çekişme Irak parlamentosunda petrol yasasının kabul edilmesini durdurdu. Kürtlerin parlamentoda 55 sandalyeye sahip bir blok oluşturması bunda önemli rol oynadı. Esas itibariyle Kürtler yeni petrol alanlarının açılması ve işletilmesi için sözleşme imzalama hakkında sahip olmak istiyorlar. Eski kuyuları da merkezi hükümeti bırakmayı hedefliyorlar. Bağdat ise tüm yeni sözleşmelerde söz hakkı ve denetim istiyor. Avrupalı bir petrol uzmanı tarihten edinilen tecrübeler ışığında artık Bağdat yönetiminin Kürt bölgesinde petrol çıkaramayacağına işaret ederek şunları söylüyor: “Kürtler kendi bölgelerinde petrol endüstrisi kurmak istiyorlarsa inisiyatifi de ele almalılar.” “Eğer Kürtler petrol çıkarmak için Bağdat’ı beklerlerse, benim torunum işlerin başına geçene kadar beklemek zorunda kalırlar” bu sözler de bir başka petrol şirketinin temsilcisine ait. Kürtlerin petrol şirketleriyle bir an önce anlaşma imzalamalarının başka faydaları da olacağına işaret ediliyor. Sektörü yakından tanıyan bir uzman bu alanda Kürtler için çok miktarda “bonus” olduğu görüşünde: “Şirketler ayıracakları parayla hem çalışanları eğitecekler hem de çevrenin korunması için yatırım yapacaklar”. Kürtler için diğer artılar Kürtler için başka artılar da söz konusu. Korelilerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi petrol anlaşmaları yoluyla Kürt bölgesinin alt yapısının inşa edilmesi için milyarlarca dolarlık yatırımın getirilmesini sağlayacak detaylı anlaşmalar yapıyorlar. Tüm bu görüşler iki yıldır uzmanlar ve politikacıların tartıştığı petrol yasasının da niye çıkmadığını anlatıyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Petrol Bakanı Aşti Hawrami petrol yasasının 2006 yılı Mayıs ayında tartışılmaya başlandığına işaret ediyor. Hawrami, ilk yasa taslağında “eski rejimin yaptığı anlaşmalara uygun” ifadesinin yer aldığına dikkat çekerek taslağın Saddam Hüseyin’in devrilmesinden önce hazırlandığından şüphe ettiklerini söylüyor. Bu taslak, Başbakan Nuri el-Maliki tarafından oluşturulan 11 üyeli Federal Petrol ve Gaz Komitesi tarafından ele alındı ve üzerinde anlaşıldığı açıklanarak parlamentoya gönderildi. “Taslağın bir kopyası da bende. Bizim de söz hakkımız olmalıydı. Bunun kabul edilemez olduğunu söyledik” diyor Aşti Hawrami. Yeni taslak 6 hafta tartışıldı 26 Şubat 2007’de son şeklini aldı. Hükümet tarafından onaylandı. Fakat Kürtler yine de taslağın hepsi üzerinde hemfikir değillerdi. Kürtler Irak Ulusal Petrol Şirketi’nin rolünün daha kesin bir şekilde belirlenmesini ve ve bu şirketin gözetimine düşen petrol sahalarının netleştirilmesini istediler. Kürtlerin bir talebi de petrol gelirinin paylaşımını belirleyecek ayrı bir yasanın çıkarılması. Irak Ulusal Petrol Şirketi Yasası, Irak Petrol Bakanlığı bürokratları tarafından yazıldı. Bu bürokratlara göre yabancı şirketler Irak petrolünü çalmaya geliyorlar ayrıca Üretim Paylaşması Anlaşmalarına dair bir şey duymaya da niyetleri hiç yok. Petrol sahalarının büyük bölümünün – ki bu petrol rezervlerinin %93’üne tekabül ediyor- Irak Ulusal Petrol Şirketi’ne bırakılmasını istiyorlar. Hawrami bu yasaya tepkisini şöyle dile getiriyor: “%93 Irak Ulusal Petrol Şirketi’ne bırakılırsa bana ne kalacak? O zaman bir petrol ve gaz yasasına hiç gerek yok. Bunu kabul edemeyiz.”. Petrol gelirleri ne olacak? Kürt Bölgesi Petrol Bakanı Hawrami Başbakan Nuri el-Maliki ile petrol gelirlerinin paylaşımı konuşmak için 2 hafta harcadı. 2007 Haziran’ında anlaşma sağlandı. Buna göre Kürt bölgesinden elde edilen gelir de dahil olmak üzere tüm petrol gelirleri tek bir hesaba yatırılacak. Merkezi hükümet bu hesaptan “egemenlik masrafları” adı altında kendi payını alacak ve bu para parlamentonun onayladığı bütçe içerisinde savunma ve dışişleri bütçeleri için kullanılacak. Kürt bölgesinin payı %17 olacak. Kalan miktar federal bir yönetim kurulması durumunda merkezi yönetime ve oluşturulacak diğer federal bölgelere verilecek. Ama bunun ardından yeni bir sorun yaşandı. Tasarı Adalet Bakanlığı uzmanlarından oluşan “Şura Konseyi”ne gönderildi. Konsey yasanın yeni yapılan anayasayla uyumlu olması gerektiğini öne sürerek tasarıyı değiştirdi. Anlaşmanın bazı sayfaları tasarıdan çıkarıldı. Hawrami bu durum karşısında tavırlarında ısrarlı olduklarını söylüyor. “Kürt bölgesinin hakları iptal edildi ve petrol yasası tartışmalı olarak kaldı”. Kürt bölgesi Petrol Bakanı uzlaşmayı kabul ettiklerini hatırlatarak, “Bir petrol ve gaz konseyi kurularak yaptığımız anlaşmaların incelenmesini onayladık. Fakat Irak Anayasası’na uygun bir yasa istiyoruz. 112’inci madde son derece açık. Federal yönetim ile ortak haklara sahibiz ikinci sınıf vatandaş değiliz. Kararlar sadece Bağdat’ta alınamaz. Kürdistan’daki bir petrol sahası –eğer yeni bir sahaysa- anlaşmayı biz yaparız. Eğer eski bir sahaysa ve Irak Ulusal Petrol Şirketi’ne tahsis edilmişse, işletim konusunda ortak oluruz.” Metin üzerinde uzlaşı sağlanamıyor Petrol yasasının tartışılmaya başlamasının üzerinden iki yıl geçtikten sonra bugün hala Irak parlamentosunun onaylayacağı bir metin üzerinde uzlaşılmış değil. Şubat 2008’de Kürt yönetimi ile Bağdat arasında yeni bir kriz baş gösterdi. Önce Bağdat Kürtlere bütçenin %13’ünü ayırmak istedi. Daha sonra ilk yapılan anlaşmaya uygun şekilde %17’lik pay vermeyi kabul etti. Bu sefer de maaşları ve emekli ikramiyeleri merkezi hükümet tarafından karşılanacak peşmergelerle ilgili problem çıktı. Kürtler 90 bin kişilik bir peşmerge gücünün finanse edilmesini isterken Bağdat bu sayıyı 30 binle sınırlı tutmak istiyor. Bütün bu yaşananlara rağmen taraflar bir petrol yasasının çıkması yönünde hemfikir. Kürt yönetimi küçük petrol şirketleriyle anlaşmalar imzalarken, Bağdat güneydeki petrol sahalarının işletilmesi için büyük petrol şirketleriyle görüşme halinde. Kürt yönetiminin Petrol Bakanı Aşti Hawrami beş yıl içerisinde günde 1 milyon varil petrol üretim kapasitesine ulaşmak istediklerine işaret ediyor. Hawrami rafineri anlamında da kendi kendilerine yeterli olmak istediklerinin de altını çiziyor. Acaba bu Kürdistan Bölgesi'nin pek yakında bir Körfez Emirliği’ne dönüşeceğine mi işaret ediyor? *Akt:CNNTürk/15.05.2008

Kürde zulm ederek abad olanın, ahiri berbad olur...

Bu günkü başlığı; 5 Mart 2006 tarihinde yazdığım ve hâlâ, www.rizgari.com arşivinde asılı duran; Irak’ta kirli oyun ve Türkler adlı makalemin, son cümlesinden aldım... Doğrusu bu başlık; rahmetli babamın, sık kullandığı deyimlerden biridir ... Babam orijinal haliyle; ‘’mazluma zulm ederek abad olanın; ahiri berbad olur...’’ şeklinde kullanırdı...Ben de mazlumluk ile Kürtler arasında doğrudan bir orantı gördüğüm için, bu deyimi, biraz değiştirerek kullanmıştım... Türkiye, Suriye ve İran gibi ülkelerde yaşıyanlar; (eskiden Irak’ta öyle idi); bürokraside yükselmek ve devlet kademelerinde, basın yayın kuruluşlarında kariyer yapabilmenin en kısa yolunun; Kürtlere hakaret ve küfür etmekten, iftira atmaktan geçtiğini iyi bilirler... Ayrıca bu ülkelerde; Kürt düşmanlığı yapılarak; milliyetçilik zırhına bürünülür, mafiyacılık, adam öldürme, hırsızlık hatta ırz düşmanlığı gibi kirli faaliyetler de saklanabilir ....Midesini ve cüzdanını doldurmak isteyen bazı açıkgözlerin, Kürtlere iftira atarak, başladıkları işleri, ilerleterek; Kürt cellatlığa kadar götürdükleri de görülür.... Bu tipleri; sosyal ve siyasal değerlendirme yerine; pisikoljik olarak değerlendirmenin daha yararlı olabileceği kanaatindeyim...Çünkü bu tür insanların çoğu; pisikolojik zaaflar ve ruhsal bozukluklar içindedirler..Bu özeliklerinden ötürü de, ırkçı ve gerici güçler tarafından, kolayca kullanılırlar.... Bu tip insanlardan biri de; son günlerde gazete manşetlerinden düşmeyen, Vakit gazetesinin yazarlarından Hüseyin Üzmez’dir...Türk gazetelerinin yazdıklarına bakılırsa; Hüseyin Üzmez, fakir bir kadını parayla kandırarak, biçare kadına ve kadının 14 yaşındaki kızına, tecavüz etmekten ötürü yakalanmış... İflah olmaz bir Kürt düşmanı olan bu adam; 25 şubat 2006 yılında; Kürt düşmanlarının barınağı haline getirilen, Vakit gazetesinde yazdığı bir yazıda[1], Irak’ta Samara camisinin bombalanmasında; hak, adalet ve özgürlük için savaşan Kürt peşmergelerini suçlamış, onları fail gibi gösterme bedbahlığına düşmüştü... Bunun üzerine ben de; Irak’ta kirli oyun ve Türkler adlı makelemi yazmıştım ve bu adamın bilinen niteliklerini; söyle sıralamıştım...’’Vakit gazetesinde üstlenen, islamcı Türk faşistlerinden, Hüseyin Üzmez adlı bir ’’gazeteci’’ 25 şubat 2006'daki yazısında, Samarada olan olayları, Talabani’ye bağlı peşmerge güçlerin yaptığını ileri sürerek, hedef şaşırtmaya çabalıyor.’’yazarlık’’ ve müslümanlık kisvesine bürünmüş, bu adam, gerçek failleri saklamak için, yalana başvurarak, Kürt peşmergelerini suçluyor. (Kürt peşmergelerine dil uzatan ve karanlık bir maziye sahib olan bu Hüseyin Üzmez. M. Emin Yalman adındaki bir Türk gazetecisine, suikast düzenlemiş, kasten adam öldürmeye teşebüs etmekten, suçu subut edilmiş, 10 yıl cezaevinde yatmış, eli kanlı, terörist ve islamcı bir Türk faşistidir’’...) diye düşüncelerimi belirtmiştim.... Meğer; Alparsan Türkeş’in dostu; MHP(Milliyetçi Hareket Partisi) ve ondan sonra kurulan, MÇP’sinin (Milliyeçi Çalışma Partisi) kurucusu, Hüseyin Üzmez’in; azgın Kürt düşmanlığının yanında, başka kirli meziyetleri de varmış... Türkiye’de; Kürt düşmanlığı ile ırz düşmanlığının kol kola yürütüldüğü ilk örnek bu değildir .. Geçenlerde, Kars ilinde; Kürt düşmanı bir mahali gazetecide, benzer gerekçelerle tutuklanmıştı... Tarihte; ‘’Kürde zulm ederek abad olanın; ahiri berbad olur’’ deyimini doğrulayan, binlerce örnek vardır...Son 40 yılda bile Kürt milletinin hak adalet ve özgürlük mücadelesi karşısında dayanamayan; şahların; padişahların, nasıl tahtlarından düştüklerine, yakalarında alı pullu nişanlar taşıyan generalerin; nasıl çil yavrusu gibi dağıldıkları kendi gözlerimizle gördük...(İran Şah’ı Rıza Pehlevi ile Saddam Hüseyin’in ve onların generallerinin akibetine bakmanız bile yeterlidir...) Kürtler hak adalet ve özgürlük yolunda yürüken; Hüseyin Üzmez ve ona benzeyen Kürt düşmanlarının;hasta ruhları ve kirli meziyetleriyle yaratıkları, çarpık ilişkiler içinde debeleneceğinden, hiç kuşkum yoktur... Bu yüzden ;Kürt düşmanlığı konusunda, Hüseyin Üzmez’le yarış içinde olan, gazeteci meslektaşları; Taha Akyol, Ertuğrul Özkök, Hasan Celal Güzel, Oktay Ekşi gibi köşe yazarlarının ahirlerinin ne olacağını, merak içinde bekleyeceğim... 13Mayıs2008 Battal Aziz... [1]: Vakit gazetesinde; Abdurahman Dilipak’ın dışındaki yazarların çoğu; açıktan Kürt düşmanlığı ve Türk -islam ırkçılığının sözcülüğünü yapmaktadırlar.

Kürtçe ikinci resmi dil olsun

Yakın tarihe kadar 'yasaklı diller' listesinde yer alan Kürtçe, son 10 yıldır sanat, edebiyat ve kültürde yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Kürtçe'nin gelişmesi için çalışma yürüten kurumlar, dilin kaybolmaması için Anayasal güvence istedi. Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) Kürtçe'ye geliştirme ve yaygınlaştırma amacıyla Kürt Dil Bayramı ilan ettiği 14 Mayıs'ta Kürtçe'ye ilişkin yasaklar sürüyor. Türkiye'de, 20 milyon kişinin konuştuğu Kürtçe, yakın döneme kadar dil olarak kabul edilmeyerek, 'dağlı Türklerin' konuştuğu lehçe olarak tanımlanıyordu. Cumhuriyet tarihi boyunca 'yasaklı diller' listesinde yer alan Kürtçe, son 10 yıl içerisinde günlük yaşamın dışında, edebiyat, kültür ve sanat dili olarak kullanılmaya başlandı. Yıllarca dil olarak kabul edilmeyen Kürtçe, bir yıldır TRT'de haber programında kullanılıyor. Kürtçe'nin gelişmesi için çaba harcayan kurumlar, yasakların kaldırılarak, Anayasa'da ikinci resmi dil olarak tanımlanmasını istiyor. 'Kürtçe bilmeyen kuşak yetişiyor'

Mazhar Aktaş
KÜRDİ DER Başkanı Mazhar Aktaş: Kürtçe'nin kaybolmaktan kurtulabilmesi için muhakkak okullarda eğitim dili olarak kullanılması gerekiyor. Kürtçe'nin Anayasa'da ikinci resmi dil olarak kabul edilmesini istiyoruz. Kürtlerde kendi dillerine sahip çıkarak günlük yaşamın dili haline getirmelidir. Kürtçe'nin önündeki en büyük tehlikeden biri çocukların evde Türkçe konuşuyor olmasıdır. Aileler çocuklarına anadillerini öğretmelidir. 'Otoasimilasyon uygulanıyor'
Abdurrahman Bakır
Kürt Enstitüsü Temsilcisi Abdurrahman Bakır: Bizler dilimize sahip çıkmaya çalışıyoruz. Kürtler onurlu bir şekilde yaşamak istiyor, onurlu bir şekilde yaşmanın yolu da dile sahip çıkmak gerekir. Eğer dilin yoksa, sende yoksun. Ne acıdır ki, Kürtler kendi dillerini yeni yeni öğrenmeye başlıyor. Kürtler artık devletin onları asimile etmesine gerek kalmadan kendi kendilerini asimile ediyorlar. Yani otoasimilasyon uyguluyorlar. 'Kürtçe'ye sahip çıkın'
Vedat Kurşun
Azadiya Welat Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Vedat Kurşun: Azadiya Welat Türkiye'de ilk ve tek günlük yayın yapan gazetedir. Bu da Kürt dilinin geliştiğine kanıttır. Aynı zamanda gazetemize yönelik baskılar Kürt diline yönelik baskılarla parallelik taşıyor. Azadiya Welat binlerce kişinin Kürtçe öğrenmesini sağlamıştır. Biz Azadiya Welat olarak Kürt halkına şu çağrıda bulunuyoruz. Kendi olanaklarınızla Kürtçe'ye sahip çıkın ve geliştirin.

Kürtçe ‘dünyanın etkili dilleri’ listesinde

ANF-PARİS (12.05.2008)- Fransa'da yayın yapan tanınmış dil dergilerinden Le Français Dans Le Monde, yayınladığı “dünyanın en etkili ve zengin dilleri” listesinde, Kürtçe’ye de yer verdi. Derginin yaptığı araştırmaya göre Kürtçe, bütün yasaklamalara rağmen binlerce dil içerisinde ilk 30 dilin ardından 31’inci sırada yer alıyor. Le Français Dans Le Monde dergisi dünyanın en etkili dilleri listesini yayınladı. Derginin 335’inci sayısında yayınlanan listede, resmi dil olmamasına rağmen Kürtçe, binlerce dil arasından etkili ve zengin dil olarak ilk 31’inci sıraya yerleşti. Derginin “etkili ve zengin dil” kriterleri ise, Kürtçe’nin karşı karşıya olduğu toplumsal zorluklar dikkate alındığında oldukça ağır kriterler... Kriterlerde, 'Dili konuşan insanlar sayısı', 'İnternetteki saygınlığı', 'Resmi dil olduğu devletlerin sayısı', 'Yapılan çevirilerin toplamı', 'Bu dille yapılan film, müzik ve yayınlanan kitap sayısı' ve 'Bu dille yazılan gramer kitapları ve dil çalışmaları' gibi temel kriterler bulunuyor. 730 YILLIK RESMİ DİL, KÜRTÇEYİ 6 BASAMAK GEÇEBİLDİ Derginin 5 kritere göre yaptığı çalışma sonucunda İngilizce'nin, dünyanın en etkili dili olduğunu belirlendi. Kürtçe ise, batı dillerinin kültürel mirası, yazılı edebiyat ve sanat üretimindeki tarihsel birikimlerine rağmen listede saygın bir konumda yer aldı. Kürtçe binlerce dil içerisinde çok sayıda dili geride bıraktı ve batı dilleri içerisinde de kimi dilleri geride bıraktı. Listede Türkçe de yer aldı. Türkiye’nin Cumhuriyetin ilanından sonra Türk Dil ve Tarih Kurumu’nu kurması, yaygın ve örgün eğitimi Latin harfleriyle Türkçe olarak zorunlu hale getirmesi ve yazılı literatüre devlet destekleri sağlamasına rağmen Türkçe, Kürtçe’den sadece 6 sıra ilerde yer aldı. Ayrıca Türkiye, resmi olarak Türkçe’yi 730 yıllık dil olarak kabul ediyor. 13 Mayıs 1277 tarihli Karamanoğlu Mehmet Bey'in bir fermanı ile Türkçenin devlet dili olarak kabul edilişinin 731 yılı resmi kutlamalarla kutlanmıştı. KÜRTÇE FARSÇANIN ÖNÜNE GEÇTİ Ancak Le Français Dans Le Monde Dergisinin sıralamasına göre İrani diller içerisinde en etkilisi dil olarak bilinen Farsça'da Kürtçe'nin gerisinde kaldı Derginin listesinde dünyanın en etkili 10 dili ise şöyle sıralandı: 1) İngilizce 2) Fransızca 3) İspanyolca 4) Almanca 5) Japonca 6) Flamanca 7) Arapça 8) İsveçce 9) İtalyanca 10) Danimarkaca

KÜRDİSTAN BÖLGESİNDE PETROL ÜRETİMİ GÜNDE 1 MİLYON VARİLE ÇIKIYOR...

4 - 5 yıla kadar PNA-Kürdistan Bölge parlamentosunun bugünkü oturumuna katılan Kürdistan Bölge petrol bakanı Aşti Hawrami, Kürdistan bölgesinde petrol üretiminin geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.Hawrami , önümüzdeki 4 ila 5 yıla kadar Kürdistan Bölgesinde petrol üretiminin günde 1 milyon varile ulaşacağını söyledi. Kürdistan Bölge parlamentosu, Kürdistan bölgesindeki tabii kaynakları değerlendirmeye alma üzere parlamento başkanı Adnan Müftü başkanlığında bir oturum gerçekleştirdi. Kürdistan'da üç petrol kuyusu daha Parlamento oturumuna katılan Kürdistan Bölge petrol bakanı Aşti Hawrami , Kürdistan bölgesinde üç önemli petrol kuyusunun daha keşfedildiğini dikkat çekerek ''önümüzdeki 4 ila 5 yıla kadar Kürdistan bölgesinde petrol üretimi 1 milyon varile ulaşacağını tahmin ediyoruz'' çeklinde konuştu. Anlaşmalar tamamen yasal Yabancı şirketlerle imzaladığı petrol anlaşmaları hakkında parlamentoyu bilgilendiren Hawrami , Kürdistan bölge hükümeti ile merkezi Bağdat hükümeti arasında çıkan sorunlara da açıklık getirdi. Kürdistan bölge hükümetinin imzaladığı petrol anlaşmalarının tamamen anayasal çerçevede olduğunu belirten Hawrami '' biz Irak'ın federal sistem içinde kalmasını istyoruz , merkezi sistemde kalmasını istemiyoruz'' şeklinde konuştu