TSK'ye ait olduğu belirtilen Eylem Planı'nda öncelikli hedef Kürtler oldu.

Son derece 'rahatsız edici'

genelkurmay_eylem_plani

Kapatma davası da dahil DTP'ye yönelik uygulamalar, Kürtlerin hedef alındığı açıklamalar, Bölge'de geliştirilen 'rahatsız edici' uygulamalar bunu kanıtlıyor
EYLEM PLANI DEŞİFRE EDİLDİ
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait olduğu belirtilen Eylem Planı deşifre edildi. Planın öncelikli hedefleri arasında Kürtler yer alıyor. Yargıdan liselere kadar birçok kesimin TSK'nin 'çizgisine' göre biçimlendirilmesinin, buna göre TSK'nin siyasette ve sivil hayatta etkinliğinin artırılmasının hedeflendiği planda, temel amaç, 'kamuoyunun TSK çizgisine getirmek' olduğu belirtiliyor.
DTP 'TERÖRİST' İLAN EDİLDİ
Planla ilgili ortaya konulan belgeler, özellikle Kürtlere yönelik uygulamaların belgesi niteliğini taşıyor. Planda 'terörist' olarak nitelendirilen DTP ile ilişkiler ve Bölge'de PKK'ye desteği azaltmak için stratejiler belirleniyor. Planın yürürlüğe girmesiyle Türkiye'nin ağırlıklı gündemini sınırötesi operasyon ve DTP'ye karşı başlatılan siyasi linç kampanyası oluşturdu.
AKP PLANI DESTEKLİYOR
Başbakan Erdoğan'ın DTP'yi hedef alan açıklamaları ve sınırötesi operasyonla ortaya çıkan Kürt sorunundaki tutumu, planın AKP destekli olduğunu ortaya koyuyor. Büyükanıt, ilk olarak, DTP'nin 'terörist' ilan edildiği plana uygun açıklamalarda bulundu. Daha sonra Erdoğan da sık sık 'PKK'ye terörist demeden görüşmem' diyerek, bu plandaki yerini ortaya koydu.
'RAHATSIZ EDİCİ' UYGULAMALAR
Planda, 'Bölge halkını terörle mücadele bağlamında 'rahatsız' edecek ve teröre yardım ettikleri sürece bu rahatsızlıkların devam edeceği mesajını verecek faaliyetler icra edilecektir. Desteğin bedelsiz kalmayacağı, sıklıkla yapılacak aramalar, operasyonlar vb faaliyetler ile hissettirilecek. Sınıra yakın bölgelerde yaşayanlara ise ağır silah ateşleri icra edilerek aynı mesaj verilecektir' deniliyor.
SİVİLLER HEDEF ALINDI
Belirtilen çerçevede sınır hattında tampon bölge ilan edildi, yüzbinlerce asker yığıldı, misket ve napalm kullanıldı, köyler kuşatmaya alındı, siviller yerlerinden edildi ve öldürüldü, ambargolar ve sıkı yol kontrolleri uygulandı, operasyonlar aralıksız bir şekilde sürdürüldü, 'kelle avcılığı' dayatıldı, 'Utanç Duvarı' örülmeye çalışıldı. Sınırötesi operasyonlarla siviller hedef alındı.

siddetinsorumlusuakpito AKP destekli 'planın' hedefi Kürtler
Taraf Gazetesi'nin deşifre ettiği Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, siyasete ve sivil hayata müdahale etmek için devreye koyduğu 'Eylem Planı'nın öncelikli hedefini Kürtler oluşturuyor. DTP'ye yönelik başlatılan linç kampanyası ve açılan kapatma davasının aynı plan kapsamında olduğu ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan'ın DTP'yi hedef alması, planın AKP destekli olduğunu ortaya koyuyor.
Planın yürürlüğe girdiği Eylül 2007'de Türkiye'nin ağırlıklı gündemini PKK'ye yönelik sınırötesi operasyon ve DTP'ye karşı başlatılan siyasi linç kampanyası oluşturuyordu. Başbakan Erdoğan'ın DTP'yi hedef alan sözleri dikkate alındığında Genelkurmay'ın 'eylem planı'nın hükümet destekli olduğu ortaya çıkıyor. Genelkurmay'ın 'eylem planı'nın PKK ve Kürt siyasal hareketine karşı olduğunu ileri sürerek hükümetin destek ve onayını aldığı anlaşılıyor. 'Kamuoyunu TSK'nin 'hassasiyet gösterdiği konularda' yönlendirmek ve harekete geçirmek' olan 'Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı'nda DTP'ye karşı geliştirilecek faaliyetler, şöyle sıralandı: 'DTP'nin muhtelif yer, zaman ve vesilelerle kamuoyuna hiç çekinmeden yansıttığı söylem ve davranışları nedeniyle TSK tarafından terörist olarak görüldüğü ve herhangi bir şekilde muhatap alınmayacağı üst düzey bir basın toplantısı, basın bildirisi veya bilimsel nitelikli bir toplantıda yapılacak uygun bir konuşma ile Türk ve dünya kamuoyuna açıkça ilan edilecektir. DTP'nin Kandil ve AB arasında dtp-kongresi-17 sıkışmasına yol açacak şekilde terör yanlısı tutumları gözler önüne serilecektir. Genelkurmay Başkanı'nın sadece PKK konusunda yapacağı bir basın toplantısında gerekçeleri detaylı olarak izah edilmeyi müteakip DTP'nin TSK tarafından terörist olarak görüldüğünün ilan edilmesi; PKK terörünü irdeleyen bir bilimsel faaliyette (seminer, sempozyum vb.) Genelkurmay Başkanı veya Kara Kuvvetleri Komutanı'nın yapacağı konuşma içinde kamuoyuna söz konusu tavrın ilan edilmesi. TSK'yı hedef alan gruplar içinde bazı kişileri desteklemek, siyasi ve etnik gruplarda ayrışmayı destekleyip, birliği bozmak.'
Büyükanıt düğmeye bastı
Bu plan için Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, 1 Ekim 2007'de Harp Akademileri'nin açılışında yaptığı 'Ankara'da terör örgütüne 'terör örgütü' demeyenler, kardeşlerimiz diyenler var. Bu çok ciddi bir sorun ve Türkiye bu soruna hukuk içinde çözüm bulmalı' konuşmasıyla düğmeye basıldı. Büyükanıt'ın bu sözlerinin ardından DTP Genel Merkezi'ne silahlı saldırı düzenlendi. Bir süre sonra ikinci KURtLERE SALDIRI bir silahlı saldırı daha gerçekleşti. Bu arada dokunulmazlıklarına rağmen DTP milletvekillerinin yargılanmasına başlandı, Meclis Başkanı Toptan da, 'DTP'lilerin yargılanması anayasa gereğidir. Kürsü dokunulmazlığının da kırmızı çizgileri var. Herkes buna göre davranmalı' diyerek, bu sürece destek verdi. Genelkurmay'ın ve yargının DTP'ye yönelik geliştirmeye çalıştığı kuşatmaya Başbakan Erdoğan ve hükümet de destek verdi. 'Ben PKK'ye terörist demeyenlerle el sıkışmam' diyerek, DTP'nin diyalog çağrılarına kapıları kapatan Erdoğan, 'Eğer durumları Anayasa'ya ters ise gereği yapılır' diyerek, DTP'yi tehdit etti. Sınırötesi operasyon tezkeresine karşı çıkan DTP'yi Erdoğan şu sözlerle hedef aldı: 'Terörle arasına mesafe koymayanlar terörle mücadeleden zarar görür.'
Kapatma davası planın ürünü
Büyükanıt, 12 Kasım 2007'de DTP'yi, 'Ayağımı frenden kaldırsam infial olacak. O partinin adını ağzıma almak istemiyorum' sözleriyle hedef almaya devam etti. Bu sözlerin ardından DTP üçüncü kez silahlı saldırıya uğradı. Esir askerlerin teslim alınmasının ardından Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, 'Kimlerin terörle iç içe olduğu açıkça görünüyor' diyerek DTP'yi hedef gösterdi. Çiçek'in sözlerinin ardından DTP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan saldırıların hedefi tsk  akp medya hedef kurtalan haline getirildi. Ardından savcılık da askerleri alan DTP'li üç vekil hakkında soruşturma başlattı. Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu da 'DTP şimdiye kadar yüz kez kapatılmalıydı' dedi. Bu atmosferde 16 Kasım 2007'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı DTP hakkında kapatma davası açtı. Daha sonra DTP eski Eşbaşkanı Nurettin Demirtaş tutuklandı. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, Aralık 2007'de bir sempozyumda yaptığı konuşmada, 'PKK legalleşti. PKK Meclis'te' diyerek, DTP'yi terörize etmeye çalıştı. Bu kuşatma altında DTP'li vekillerin tamamının dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle fezlekeler peş peşe Meclis'e gönderildi. Özellikle CHP ve MHP de DTP'ye karşı linç kampanyasına muhalefet kanadından destek vererek, Genelkurmay'ın eylem planının aktif unsurları haline geldi. Son dönemlerde kamuoyunda artarak sürdürülen 'DTP içerisinde şahin-güvercin ayrımı' tartışmaları bu plan ekseninde geliştirildi.
DTP'den tepki
'Destek Faaliyetleri Eylem Planı'na DTP tepki gösterdi. Planın öncelikle DTP üzerinde uygulandığına dikkat çeken DTP, planla birlikte yapılan hava ve kara operasyonlarının niyetinin açığa çıktığını söyledi. DTP açıklamasında, Genelkurmayın plana ilişkin yaptığı 'yalanlama' açıklamasının dilinin 'kabul' olduğunu söyledi. DTP söz konusu plana karşı herkesi tavır almaya çağırdı.
taraf_gazetesi-asker_sapkasi Kürtleri 'rahatsız edici' uygulamalar
Taraf Gazetesi tarafından dün gündeme getirilen Genelkurmay'ın Türkiye'yi biçimlendirme planı, önemli tartışmaları beraberinde getirdi. Eylem Plan'nda temel amacın 'kamuoyunu TSK çizgisine getirmek' olduğu belirtilirken, ortaya konulan belgeler özellikle Kürtlere yönelik uygulamaların belgesi niteliğini taşıyor.
Eylem Planı'nda Kürt sorunu ve DTP ile ilgili öneri ve uygulamalar da yer alıyor. Planda 'Terörist' olarak nitelendirilen DTP ile ilişkiler ve Bölge'de PKK'ye desteği azaltmak için stratejiler belirleniyor: 'Irak'ın kuzeyindeki desteği kesmek için Bölge halkını terörle mücadele bağlamında 'rahatsız' edecek ve teröre yardım ettikleri sürece bu rahatsızlıkların devam edeceği mesajını verecek faaliyetler icra edilecektir. Teröre sağlanan desteğin bedelsiz kalmayacağı, sıklıkla yapılacak aramalar, operasyonlar v.b faaliyetler ile Bölge halkına hissettirilecek. Irak'ın kuzey bölgesinde Türkiye sınırına yakın bölgelerde yaşayan Irak halkına ise ağır silah ateşleri icra edilerek aynı mesaj verilecektir. Bu şekilde PKK'ye desteklerinin sürmesi halinde bu rahatsızlıkların artarak devam edeceği duygusu hakim kılınacaktır. İşlem Makamı Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Koordine makamı Genelkurmay Harekat Başkanlığı'dır.'
Paralellikler
Yayınlanan bildiriler ve yapılan açıklamalarla orduya ait olduğu belirtilen Eylem Planı arasında paralellikler de ortaya çıkıyor.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan 2007'de basın toplantısı düzenledi. Toplantıda sarf edilen sözler belgeyle birlikte okunduğunda dikkat çekiyor. Sınırötesi operasyonun gerekliliğini vurgulayan ve bunun için izin isteyen Büyükanıt, Bölge'deki gelişmeleri  kaygı verici bulduğunu söyledi. Büyükanıt, PKK'ye karşı 5 hususu dile getirdi: Askere karşı güven duyulması, psikolojik hareket kurallarının uygulanması, PKK'nin destek alanlarının kesilmesi, Kürt sorununun çözüleceği konusunda PKK'nin ümitli olmasını sağlayan unsurların yok edilmesi ve TSK'nın yasal yetkilerinin artırılması.
mongol27 Nisan 2007'de yayınlanan bildiride yer alan ''Ne Mutlu Türküm Diyene' demeyenler her zaman düşmandır ve düşman kalacaktır' cümlesiyle özellikle Kürtlerin hedef alındığı görüldü.
Genelkurmay 7 Haziran 2007'de yayınladığı bildiride ise, 'Terörle mücadelede kararlı oldukları' vurgulanarak, 'Türk Milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesi' istendi. Bu da Kürtlere karşı linç saldırılarının ve gösterilerinin yaygınlaştırılmasını beraberinde getirdi.
Büyükanıt, 27 Haziran 2007'de sivilleri hedef gösteren bir açıklama yaptı. Büyükanıt, 'Terörde başarıya ulaşmaya engel olan en önemli faktör işbirlikçilerdir. Bir köyün muhtarı, bir köyün imamı köyde yaşıyor, gidip patlayıcı yerleştiriyorsa terörle nasıl mücadele edeceksiniz? Teröre vurulacak en önemli darbelerden bir tanesi bu işbirlikçilerin mümkün olduğu kadar tesirsiz hale getirilmesidir' dedi.
'Kim terörist Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ, 26 Eylül 2007'de, ''Kim terörist?' sorusuna kolay ve net olarak cevap vermek değişen şartlar çerçevesinde gerçekten zordur' şeklindeki sözleriyle katliamların olabileceğini ima etmişti.
'Rahatsız edici' eylemler
Kürtlere yönelik geliştirilen bazı uygulamalar, belgenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Erdoğan, Gül, Büyükanıt ve Başbuğ'un katıldığı 12 Haziran 2007'deki 'güvenlik zirvesi'nde tampon bölgenin oluşturulması kararı alındı. Bu kapsamda Şırnak, Hakkari, Siirt başta olmak üzere sınır hattı askeri bölge ilan edildi. Tampon bölge kararından sonra hak ihlalleri ve baskılar artmaya başladı. Tampon bölgeyle insansızlaştırma kararı alındı. İnsansızlaştırma politikası kapsamında tampon bölgede, yüzbinlerce asker yığıldı, misket ve napalm gibi kimyasal silahlar kullanıldı, köyler kuşatmaya alındı, siviller yerlerinden edildi ve öldürüldü, ambargolar ve sıkı yol kontrolleri uygulandı, askeri operasyonlar aralıksız bir şekilde sürdürüldü, 'kelle avcılığı' dayatıldı, 'Utanç Duvarı' örülmeye çalışıldı.
Özellikle sınırın öbür yanında bulunanlara karşı top atışları ve hava-kara saldırıları düzenli olarak yapılırken, sınırın içinde de sivillerin 'rahatsız edilerek' yerlerinden edilmesi için, devreye konulan uygulamalarla birlikte, katliamlar da gerçekleştirildi. Örneğin 29 Eylül tsk Beytüşşebap'ta 12 sivil 2007'de Beytüşşebap'ta 12 sivil öldürüldü. Katliamlar, ısrarla PKK'nin üstüne yığılırken, öte yandan 12 Ekim 2007'de Uludere'ye bağlı Yekmal köyü Jandarma Karakolu'nun köye yaptığı saldırı ve benzeri uygulamalarla köylüler sindirilerek yerlerinden edilmeye çalışıldı.
Askerin Eylem Planı kapsamında ortaya çıkan önemli bir husus da sınırötesi operasyonlar oldu. Sınırötesi operasyon kapsamında sınırın öbür hattında sürekli olarak siviller hedef alındı. Genelkurmay ve AKP, ısrarla 'sivillerin hedef alınmadığını' savunurken, gerçekler tam tersini gösterdi. 16 Aralık 2007'deki ilk hava saldırısında çok sayıda sivil yerleşim yeri hedef alınırken, 2 sivil yaşamını yitirmiş, binlerce kişi göç etmek zorunda kalmıştı. Hava saldırılarında köyler ve siviller hedef olurken, 21 Şubat'taki kara operasyonunda, 200 kadar köyün hedef alındığı duyurulmuştu.
Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı ''Bilgi Destek Planı'' hazırlandığı iddialarını yalanlarken, Taraf Gazetesi belgenin doğru olduğunda ısrar etti. Genelkurmay, 'Kayıtlarda Komuta Katı tarafından onaylanmış böyle taraf bir resmi evrak veya plan bulunmamaktadır' dedi. HABER MERKEZİ


Genelkurmay: PKK'yi benden öğrenin
Genelkurmay'ın Kürtleri hedef alan 'Eylem planı' nın açığa çıkmasının ardından Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi PKK'ye ve sınırötesi operasyonlara ilişkin yayın yasağı getirdi. Adının geçtiği pek çok olayda 'yürütülen bir soruşturma' gerekçesi ile basına sansür getirebilen Genelkurmaylık kendileri dışında basın ve yayın organlarına verilenler dışında PKK üyelerine ait anlık istihbarat görüntüleri ve sınırötesi harekata ilişkin bilgiler içeren her türlü belge ve dijital kayıtların yayımına 'yayın yasağı' konulmasına karar verdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, 'şüphelilerce kasten veya taksirle dışarıya sızdırıldığı araştırılmakta olan 'gizli' nitelikteki anlık istihbarat görüntüleri' nedeniyle 'devlet sırlarına karşı suçlar' kapsamındaki bir soruşturmayı gerekçe gösterdi. Askeri Savcılığın başvurusunu inceleyen mahkeme, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nca sürdürülen soruşturmanın ''devletin güvenliğine ait belgelere ilişkin' olduğuna hükmetti. Mahkeme, ayrıca 'Genelkurmay Başkanlığınca basın ve yayın organlarına verilenler hariç olmak üzere soruşturma kapsamındaki PKK üyelerinin anlık istihbarat görüntüleri ve Irak'ın kuzeyinde icra edilen harekata ilişkin gizli nitelikteki bilgileri içeren her türlü belge ve dijital kayıtların yayımlanmasını yasaklayarak tüm yazılı ve görsel basın ve medya kuruluşlarının bu konudaki bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama faaliyetlerini kısıtladı. ANKARA

Taraf yazarlarından Türk silahlı kuvvetlerine tepki!

taraf yazarlari Rizgarî Online/Türk Genelkurmayının illegal 'Bilgi ve Destek Planı Faaliyet Çizgisi'ndeki eylem kararlarına Taraf gazetesi yazarları tepki gösterdi.Taraf Gazetesi'nin dünkü manşetine konu olan, Eylül 2007 tarihli Genelkurmay "Bilgi Destek Planı" ve "Bilgi Destek Planı Faaliyet Çizelgesi"ndeki eylem kararları Taraf yazarları Ahmet Altan ve Yasemin Çongar'ın sert tepkisine yol açtı. Türk Genelkurmay'ın eylem planına yazdığı makalesinde sert tepki gösteren Ahmet Altan, "Siyasi önderlik" başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi: Bir orduyu "siyasi parti" haline getirirseniz, "siyasi önderliğe" oynarsınız, siyasi rakipleriniz olur. Bir ülkede herkesin ortaklaşa sahip çıkması gereken orduyu, durduk yerde "bazılarının" ordusu yaparsınız. En kızdığınız şey "bölücülükken", siz kendiniz bölersiniz
Bence bunu yapmayın.
Beni dinlemezsiniz, biliyorum ama bari çok sevdiğiniz Atatürk'ü dinleyin. Orduyu siyasetten çıkarın.

ÇONGAR: SİLAHLI KUVVETLER PARTİSİ Bir diğer Yasemin Çongar ise "Silahlı Kuvvetler Partisi'nin toplumu hizaya getirme planı' başlıklı yazısında şunları yazdı: taraf

  • Demokrasilerde, ordu ülkeyi yönetmez, ülkeye hizmet eder.
  • Demokrasilerde, ordu milletin öncüsü değildir, olmaya heveslenmez.
  • Demokrasilerde, ordu sadece ülkenin savunmasından sorumludur, ama savunmayla ilgili konularda bile son sözü seçilmişler söyler.
  • Demokrasilerde ordunun üzerinde tam bir sivil denetim olması şarttır.
  • Demokrasilerde, ordu herhangi bir siyasi görüşü ya da etnik veya sosyal bir grubu temsil edemez.
  • Demokrasilerde, ordunun amacı toplumu korumaktır, onu tanımlamak değil.

Göstermelik Kürdçe kanala istihbaratçı sorumlu!

ajan (1) Rizgarî Online/“TC İstihbarat yayıncılık” gururla takdim eder: Türk hükümeti göstermelik Kürdçe yayına bir ilke daha imza atarak istihbaratçıyı sorumlu yaptı. TRT’nin Kürdçe yayın yapacak kanalını oluşturacak koordinatör, Dışişleri Bakanlığı’ndan alındı. Bu göreve atanan Sinan İlhan, yurtdışında birçok kritik noktada istihbarat görevleri üstlenmiş, Kürdçe ve İbranice de dahil 5 dili çok iyi bilen bir bürokrat. Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre Sinan İlhan, tanınmış Kürd aydın, siyasetçi ve bürokratlarla görüşmeler yapıyor, kanalın ekran yüzlerini, ekibini, yayın politikalarını oluşturuyor. 

Kürdçe yayınlar koordinatörlüğüne, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın, "uzman idari personeli"nden Sinan İlhan getirildi. Yurtdışında birçok kritik noktada istihbarat alanında görev yapan İlhan, bu görevden önce Irak Özel Temsilciliği’nin istihbarat masasında çalışıyordu. 1961 yılında Urfa’da doğan İlhan, 1987 yılında yani 26 yaşındayken Türk Dışişleri Bakanlığı’na aday idari memur olarak girdi. Bursa Erkek Lisesi ve Atatürk Üniversitesi DTCF Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu İlhan, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İslam ve sanat tarihi üzerine doktora yaptı.

İstihbarattan sorumluydu Türk Dışişleri’ne girdikten sonra istihbarat dairesinde çalışmaya başlayan İlhan, 1989 yılında yine istihbarattan sorumlu olarak Suudi Arabistan’ın Cidde Başkonsolosluğu’na idari ataşe olarak atandı. 1994 yılında merkeze dönen İlhan, burada zırhlı araç alım ve diğer zırhlı birimlerden sorumlu olarak İdari ve Mali İşler Dairesi’nde (İMAD) çalıştı. 1996’da bu kez Tel Aviv’e idari ataşe olarak gönderilen İlhan, 2000 yılında merkeze döndü ve İMAD’ta hizmet verdi. 2002’de Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de idari ataşe olan İlhan, burada kısa süre kaldıktan sonra Ankara`ya geri geldi. Önce istihbarat biriminde çalışan İlhan, daha sonra Irak Özel Temsilciliği’nde istihbarattan sorumlu oldu. RO/Ömer Kaçar

Aydar'dan Bush'a mektup

kongra_gel_logo_300 Kongra Gel Başkanı Zübeyir Aydar, Bush yönetiminin Kürt politikasını eleştirerek, ABD'nin şiddet için değil Kürt sorununun demokratik çözümü için adım atmasını istedi
Kürt sorunu kapsamında devreye konulan şiddet yöntemleri giderek tırmanıyor. Bölgede uyguladığı politikalarla şiddeti tetikleyen ve öncülük eden ABD'nin Kürt politikası da bu şiddetten nasibini alıyor. Avrupa Adalet Divanı'nın PKK'yi 'terör listesi'nden çıkarmasının hemen ardından harekete geçen Washington yönetimi, Türkiye ile ilişkileri sıcak tutmak için bu kez PKK'yi Beyaz Saray'ın 30 Mayıs'ta açıkladığı 'Narkotik Kaçakçılığı Yapan Örgütler' listesine aldı. Listeye ilişkin ABD Başkanı George W. Bush'a açık mektup gönderen Kongra Gel Başkanı Zübeyir Aydar, Bush yönetimini iddialarını belge ve delilleriyle açıklamaya davet etti.zubeyir_aydar1

Askeri helikopterle…  Aydar, PKK'nin listeye alınmasını Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün peş peşe Bush ile Beyaz Saray'da yaptıkları görüşmeye bağladı. Aydar, 'PKK'yi ABD'nin düşmanı ilan eden' Bush'un Türkiye'yi memnun etmek için böyle bir karar aldığını vurguladı. Kararın haksız olduğunu ifade eden Aydar, mektubunda, 'PKK'nin hiçbir zaman narkotik kaçakçılığına bulaşmadığını, bunun Türkiye'nin bir propagandası olduğunu' belirtti. 'Uyuşturucu kaçakçılığının büyük ölçüde devlet yetkilileri gözetiminde yapıldığının' altını çizen Aydar, bu tespitini, ABD'nin Dışişleri Bakanlığı 2003 Dünya Uyuşturucu Raporu'na, Europol'ün 2002 AB Organize Suçlar Raporu'na, Almanya'da Frankfurt Federal Mahkemesi yargıçlarından Rolf Schwalbe'nin 21 Ocak 1997'de DPA Ajansı'na verdiği demecine, İngiltere'de kaçakçılıktan sorumlu İçişleri Bakan Yardımcısı Tom Sackville'nin 26 Ocak 1997 İnterstar TV'ye verdiği röportajına, Fransa Uyuşturucu Jeopolitiği Gözlemevi'nin Mart 1997'de açıkladığı rapora, 'uyuşturucunun askeri helikopterle yapıldığı' ifade edilen Susurluk Raporu'na dayandırdı. Aydar, Bush yönetimini iddialarını belge ve delilleriyle doğrulamaya çağırdı.
'Kürtler, kimseyle düşmanlık yapmak istemedikleri gibi, ABD'ye de düşman değiller. Kürtler her halk gibi kendi ülkelerinde özgürce yaşamak istiyorlar' diyen Aydar, Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra 17 Kasım 2007'de ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Bryza'nın Türk medyasına yaptığı 'PKK hiçbir ABD'liye saldırmadı, düşman ilan ederek kendimizi riske atmış oluyoruz' şeklindeki açıklamasına da mektubunda yer verdi. Aydar, Bush'un kararının Bölge'de yürütülen 'kirli savaşı' meşrulaştırdığını söyledi. ABD'nin Türkiye ile ilişkilerine karşı olmadıklarını belirten Aydar, ilişkilerin kan üzerinde değil, Kürt sorununun barışcıl çözümü üzerinde olması gerektiğini vurguladı. 'Kararın telafisi güç olan olumsuz sonuçlar doğuracağını' ifade eden Aydar, Bush'a şu çağrıda bulundu: 'Yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Sizden beklentimiz mevcut yaklaşımın düzeltilerek, Kürt sorununun barışçıl-demokratik çözümü yönünde adım atılmasını teşvik etmeniz, destek sunmanız ve bu yönde ciddi bir çaba sahibi olmanızdır.' BRÜKSEL - ANF

İNGİLİZ PARLAMENTERLERDEN KÜRDİSTAN BÖLGESİ HAKKINDA 8 ÖNERİ...

Staatsopening-van-het-Parlement

PNA-Bir grup İngiliz parlamenter, İngiltere hükümetinden Federal Kürdistan Bölgesi'nin (FKB) deneyimini destekleme ve aynı zamanda FKB'nin tüm Irak için örnek alınmasını istedi. İngiliz parlamenterler bu konuda 8 öneride bulundular.

El-Şark el-Ewsat gazetesinin haberine göre, İngiltere Parlamentosu'ndaki bazı milletvekili ve çeşitli İngiliz partilerinin Kürdistan Bölgesi'ni ziyaret etmelerinin ardından İngiltere'ye dönüp "Kürdistan Bölgesi ve Olasılıklar" adı altında bir rapor hazırladıkları belirtildi.

Raporun İngiltere Parlamentosunda tartışıldığı belirtildi.

Raporda, Kürdistan Bölgesi halkının, gelecekte istikrar, demokratik ve laik bir temeli kazanması için daha fazla uluslararası öneme şayan olduğu belirtiliyor.

Raporda, Kürdistan Bölgesi'nin başarısının Orta Doğu'nun sukünet ve refah isteyenlerin çıkarına olduğu ifade ediliyor.Raporda, bu konuda İngiltere hükümetine ve halkına 8 öneri sunuluyor.Sunulan öneriler şöyle:

    • 1-Irak'ta merkezi olmayan federal sistemin desteklenmesi.
    • 2-Irak Daimi Anayasasında bulunan 140.maddenin uygulanmasına yardım edilmesi.
    • 3-Türkiye'ye Kürdistan Bölgesi hükümeti ile görüşme ve müzakere etmesi için baskı yapılması, Irak ile ABD hükümetine PKK sorununun çözülmesi konusunda çağrıda bulunulması ve tüm taraflarla birlikte barışçıl bir çözüm yolunun bulunması için çaba gösterilmesi.
    • 4-Kürt halkına karşı yapılan "soykırım"ın daha çok tanınması.
    • 5-Kürdistan Bölgesi'nde tüm alanlarda İngiltere'nin yatırımlarının teşvik edilmesi.
    • 6-Kadın haklarının korunmasının ve basın özgürlüğünün desteklenmesi ve ilerletilmesi.
    • 7-İngilizce dilinin okunmasının geliştirilmesi.
    • 8-FKB hükümeti ile İngiltere arasındaki akademik kuruluşların ilişkilerinin geliştirilmesi.
    İNGİLİZ PARLAMENTERLERDEN KÜRDİSTAN İngiltere Parlamentosu'nda tartışılan "Kürdistan Bölgesi ve Olasılıklar" raporunun oturumunda FKB Hükümetinin Dışilişkiler Sorumlusu Felah Mustafa ve FKB Hükümetinin İngiltere Temsilcisi Beyan Sami Abdurrahman da hazır bulundu.

Cizreli çocuklara cezaevinde işkence

mersinpoliscocuklaraiskence Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin 10. yıldönümü nedeniyle Şırnak ve Cizre'de düzenlenen protesto gösterilerinin ardından gözaltına alınarak tutuklanan çocukların, hem gözaltında hem de cezaevinde işkenceye maruz kaldığı belirtildi. Çocukların dondurucu soğukta saatlerce bekletildikleri, cinsel taciz, kaba dayak ve benzeri muamelelere maruz kaldıkları raporlaştırıldı.
Cizre'de 15 Şubat'ta düzenlenen protesto gösterilerine katıldıkları gerekçesiyle tututlanan 18 yaşından küçük Ö.P., M.A, İ.A, C.R ve S.P adlı çocuklar, Cizre Emniyet Müdürlüğü'ndeki gözaltı sürecinde ve daha sonra götürüldükleri cezaevinde kendilerini işkence yapıldığını söyledi. Lise ve ortaokul öğrencilerinin de aralarında bulunduğu, 'örgüt adına eylem yapmak', 'örgüt propagandası yapmak' gerekçesiyle mahkemece tutuklanarak önce Cizre Cezaevi'ne ardından da Diyarbakır E Tipi Kapalı cezaevinde iskence Cezaevi'ne sevk edilen çocuklar, hem gözaltında hem de cezaevlerinde yaşadıklarını Tutuklu-Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) avukatlarına anlattı. TUHAD-FED avukatları Muharrem Şahin ve Fuat Coşacak, 11 Haziran'da yaptıkları görüşmeyi raporlaştırdı. Çocuklar gördükleri işkenceleri anlattı: 'Gözaltına alındığımızda her türlü küfür edildi. Yemek, su verilmedi. Tuvalete götürülmüyorduk ya da uzun süre bekletildikten sonra götürülüyorduk. Daha sonra yemek verilecek diye gece saat 01.00'de kaldırarak, yemeği önümüze fırlatıyorlardı. Bazen de gecenin bir vaktinde bizi uyandırarak sabaha kadar tek ayak üzerinde bekletiyorlardı. M.A. adlı bir arkadaşımızı çok dövdüler. Hatta cinsel tacizde bulundular, makata parmak attılar. Polisler nezarethane ve tuvaletleri bize zorla temizletti. Görevli polisler bize, 'Burada her şey yasak ama seks yapmak serbesttir, onu yapabilirsiniz' diyerek bizi aşağılıyordu.'
newroz2008cuneyt Gözaltında başlayan kötü muamelenin Cizre Cezaevi'ne götürüldükten sonra da devam ettiğini söyleyen çocuklar, 'Gece saat 24.00'te sadece iç çamaşırlarımızın üzerimizde kalması şartıyla arama yapacaklarını söylediler. Bizi 2-3 saat dışarıda eksi 10 derece soğukta beklettiler' dedi. Cizre Cezaevi'nden Diyarbakır E Tipi Cezaevi'ne sevk sırasında da işkencenin devam ettiğini belirten çocuklar, H.Ş'nin görevli Jandarma Komutanı, Y.K'nin de önce Cizre Jandarma Karakol Komutanı tarafından kemerle dövüldüğünü aktardı. Y.K'nin daha sonra Diyarbakır'da da tekrar dövüldüğünü ve dişinin kırıldığını belirten çoçuklar, iki ay öncesine kadar yemekleri çok az olduğu için doymadıklarını kaydetti. Çocuklar, Cezaevi Müdürü'ne, Başgardiyan'a ve psikologa söylemelerine rağmen 'İmkanlar bu kadardır' denilerek soruna çözüm bulunmadığı için personelin yemeklerinden kalan artıklarla karınlarını doyurmaya çalıştıklarını ifade etti. Murat Şahin isimli İnfaz Koruma Memuru'nun da sürekli küfürlü konuştuğu ve cinsel içerikli konuşmalar yaptığı belirtildi. DİYARBAKIR - DİHA

IRKCI CiNAYET Mi ? “Esra intihar etmedi, öldürüldü!”

5833912 Ankara'da intihar ettiği iddia edilen ve cenazesi Yüksekova'da toprağa verilen Esra Daren'in ailesi kızlarının vücudunda darp izleri olduğunu belirterek, suç duyurusunda bulundu. Aile olayın intihar olmadığını, dolayısıyla savcılıktan tekrar otopsi yapılmasını istedi.
2002 yılında Yüksekova Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan polis memuru V. Daren ile evlenerek Ankara'ya yerleşen 1988 doğumlu Esra (20) 16 Haziran'da Ankara'daki evinde intihar ettiği iddia edilerek cenazesi ailesine teslim edildi. Yüksekova'da toprağa verilen Daren'in ailesi kızlarının intihar etmediğini eşi tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Daren'in otopsi işlemlerinin yeniden yapılması için Yüksekova Savcılığı'na başvuran aile, polis memuru V. Daren hakkında soruşturma açılmasını talep etti.

Sürekli Kürtlere hakaret eden Polis!..
nurheyatoztekin İddiaya göre Esra Daren 2002 yılında, polis memuru V. Daren ile evlendi. Evlendikten sonra eşi tarafından 'Kürtlerle ilişkisinin keseceksin' denilerek, evden çıkması engellendi. Ailesiyle görüşmesi de yasaklanan Daren, evliliğinin üçüncü ayında evi terk etti, ancak ncak ailesi tarafından ikna edilerek tekrar eşinin yanına gönderildi. Bunun üzerine V. Daren tayınını isteyerek, Ankara'ya yerleşti. Esra Daren ile eşi arasında Ankara'da da devam eden tartışmalar, Yüksekova'da Newroz kutlamaları sonrasında V. Daren'in Kürtlere hakaret etmesiyle daha da arttı. Yaşanan tartışmalardan sonra eve hapsedilen Esra Daren'in, ailesiyle dahi görüşmesine izin verilmedi. Bu tartışmaların ardından geçtiğimiz hafta Esra Daren'in cenazesi ailesine intihar etti denilerek verildi. Ancak aile kızlarının öldürüldüğünü düşünüyor. Kızının intihar ettiğine inanmadığını ve son zamanlarda kızının eve hapsedilmesinden dolayı kızıyla görüşemediğini söyleyen Daren'in annesi Nurhayat Öztekin, 'Kızımın evlendikten sonra eşi sürekli Kürtlere hakaret ediyordu. Bundan dolayı evliliğinin üçüncü ayında evi terk etti. Sonra tekrar ikna ederek gönderdik. Ancak bizi aradığında sürekli 'eşim bana hakaret ediyor. Televizyonda Yüksekova ile ilgili haber çıktığı zaman küfür ediyor' diyordu. Son zamanlarda artık görüşemiyordum. Kızımı eve hapsetmişti. Ben intihar ettiğini düşünmüyorum. Kesinlikle eşi öldürdü. Bu olayın peşini bırakmayacağız' dedi. Daren'in ölümünün intihar değil, cinayet olduğunu söyleyen n amcası Naif Öztekin ise, 'Ben Esra'nın cenazesini almak için Ankara'ya gittim. V. Daren'in çalıştığı Hasköy Karakolu'nda baş komiserle konuştuk. Komiser bize olayı anlattı. Sonra olay sırasında eve giden polislerle konuştuk, onlar da farklı anlattılar. Yani bilgileri kesinlikle birbirini tutmuyor. Bu olay kapatılmaya çalışılıyor. Bize otopsi raporu dahi verilmedi. Burada açık bir cinayet vardır' diye konuştu. Daren'in cenazesini yıkayan teyzesi Nurcan Uray ise, Daren'in gözlerinde, bacaklarında, ayak topuğunda ve kollarında darp izleri olduğunu söyledi. Uray, başta kadın kurumları olmak üzere, yetkilileri konu hakkında duyarlı olmaya çağırdı.

Beş yılda 1000 namus cinayeti : Türklerde işliyor… Azmedenlerle sanıkların yarısı “malesef” Kürt!

 

 foto_ozet 2003-2008                NAMUS CINAYETLERI            1065 CINAYET

ISTANBUL 167
ANKARA 144
IZMIR 121
DIYARBAKIR 69
BURSA 58
ANTALYA 46
AYDIN 38
KAYSERI 34
SAMASUN 32
SAKARYA 30
BOLGELERE GORE NAMUS CINAYETLERI %
MARMARA 28
EGE 20
IC ANADOLU 20
GUNEYDOGU 12
DOGU ANADOLU 8
KARADENIZ 6
2003 150
2006 (Her yil artiyor 216
2008 YARISI… 117

04

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı tarafından açıklanan Töre ve Namus Cinayetleri Raporu töre ve namus için işlenen cinayetlerin nedenleri, illere ve bölgelere göre dağılımı yapıldı. Rapora göre 2003-2008 arasında namus için 948 cinayet işlendi. 2008 yılında şu ana kadar işlenen 117 cinayet eklenince bu rakam 1065'e çıkıyor. Rapora göre 2003'te 150, 2004'te 175, 2005'te 175, 2006'da 216 ve 2007'de 220 cinayet tespit edildi. 10

Raporda son yıllarda insan hakları ve kadın hakları alanında mevzuatta sağlanan ilerlemelere karşın cinayetlerin sosyal bir olgu olarak varlığını artan bir şekilde sürdürmesi meselenin yılları aşan ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarını içeren çok katmanlı yapısallığına bağlandı. Sorunun bugünden yarına çözülebilecek, tek boyutlu bir sorun olmadığının belirtildiği raporda çözümün ancak sistematik, kapsamlı ve uzun yılları gerektiren çabalarla mümkün olacağı belirtildi.

Raporda cinayetlerin en önemli nedenlerinin kadının ataerkil geleneksel yapıdan kaynaklanan özellikle namus kavramıyla tanımlanan cinselliğe ilişkin "kendinden beklenen rollere aykırı davranması" olduğu belirtildi.

14

Rapora göre doğrudan namus nedeniyle işlenen cinayet sayısı 300'ü geçerken bu toplam cinayetler içinde yüzde 30'luk bir dilimi oluşturdu. Yasak ilişki sebebiyle öldürülen 94, cinsel taciz sebebiyle öldürülen 71 ve tecavüz sebebiyle öldürülen 17 kişi de namus cinayetleri kapsamına alındığında bu oran yüzde 50'yi geçiyor. Aile içi uyuşmazlık, kan davası, kız alıp-verme de diğer sebepler arasında.

7455 Şimdiye kadar namus cinayetlerinin en çok Kürt illerinde işlendiği iddiasıda rapora göre doğrulanmadı. AMA…Raporda Kürt illerinde diğer bölgelere nazaran işlenen cinayetlerin oranı daha az görünmesine karşın cinayetleri işleyen kişilerin ve sanıkların yarıya yakının Kürt illerinden olduğu tespit edildi. Raporda İstanbul 167 cinayetle ilk sırada yer alırken, İstanbul'u 144'le Ankara, 121'le İzmir, 69'la Diyarbakır, 58'le Bursa, 46 ile Antalya, 38'le Aydın, 34'le Kayseri, 32'yle Samsun ve 30'la Sakarya izliyor.En fazla namus ve töre cinayetinin yüzde 28'lik bir oanla Marmara Bölgesi olurken, Ege Bölgesi'nde yüzde 20, İç Anadolu Bölgesi'nde yüzde 20, Güneydoğu Anadolu Bölgesi yüzde 12, Doğu Anadolu Bölgesi yüzde 8 ve Karadeniz Bölgesi yüzde 6.

01

Namus Cinayetleri

"Namus Cinayetleri"nde bugüne kadar hayatını kaybeden kadınların sayısı bilinmiyor.

Kadın örgütleri, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütlerinin uzun yıllar süren mücadelesi sonucu, 2005 yılının Haziran ayında yapılan değişiklikle, "Namus Cinayetleri"ni adeta teşvik eden Türk Ceza Kanunu'nun 462.maddesi değiştirilmiş, cinayeti işleyen, cinayete azmettiren ya da ölüm kararını alan tüm aile bireylerine ağır hapis cezaları getirilmiştir.

Ancak yasa değişikliğine rağmen bazı hakimler hala suçlulara "ağır tahrik indirimi" uygulayarak az ceza vermekte, çoğu genç kız ve kadın aileleri tarafından intihara zorlanmaktadır.

NOT: Multimedya www.sakliyuzlerfilm.com sitesinden alinmistir.