ANKARA/HEWLER (17.10.2007)- AKP’nin ‘sınırötesi operasyon’ için 1 yıl süreyle yetki verilmesini öngören tezkere Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilirken, ABD Başkanı Bush, ‘sınırötesi operasyonun’ Türkiye’nin çıkarına olmadığını söyledi. Meclisi’in tezkereyi görüştüğü sırada Kürt Parlamentosu da toplandı. AKP Hükümeti 1 yıl süreyle sınırötesi operasyonu için izin verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi, 19’a karşı 507 oyla TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Tezkere üzerinde elektronik cihazla yapılan açık oylamaya, 526 milletvekili katıldı. Başbakanlık tezkeresi, 19 ret oyuna karşı 507 oyla benimsendi. AKP Milletvekillerinin önerisi üzerine oylama açık olarak yapıldı. AKP bu önerisiyle, parti içindeki Kürt parlamenterlerin tezkereye red oyu verecekleri iddiasına karşı rest çekmiş oldu. Oylamanın açık olması, AKP'nin fire sayısını azaltmaya yönelik bir girişim olarak da değerlendirildi WASHİNGTON YÖNETİMİNDEN UYARI Amerikan Başkanı George W. Bush, Türkiye’de tezkerenin Meclis’ten geçtiği sırada yaptığı açıklamada sınırörtesi operasyonun Türkiye’nin çıkarına olmadığı konusunda uyardı. Bush, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında, ‘’Irak’a askeri birlikler göndermenin Türkiye’nin çıkarlarına olmadığını düşündüğümüzü çok açık bir şekilde söylüyoruz’’ dedi. Bush, soruna karşı Türkiye’nin ek asker göndermenin en iyi yöntem olmadığını belirtti. Bush, Irak'ın ABD Büyükelçisi Ryan Crocker ve Irak'taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı General David Petraeus Türkiye konusunu görüştüğünü belirtirken, Irak Başkan Yardımcısı Tarık El Haşimi'nin Ankara ziyaretinde Bağdat'ın da aynı endişeleri paylaştığını ilettiğini vurguladı. Bush, konuya ilişki diyalogun sürdürüldüğünü ve bunun olumlu bir gelişme olduğunu kaydetti. Türkiye’nin Güney Kürdistan’da 1997 yılından bu yana konumlanan 1500’ü aşkın askeri bulunuyor. KÜRT PARLAMENTOSU: AMAÇ KÜRDİSTAN BÖLGESİ Öte yandan Türk Meclisi’nin tezkereyi görüştüğü sıralarda Kürt Parlamentosu da sınırötesi operasyonu görüşmek için toplantı. Parlamento Başkanı Adnan Müfti, Türkiye’nin PKK’yi bahane ettiğini ancak amacın Kürdistan Bölgesi olduğunu kaydetti. Kürt parlamentosu Adnan Müfti başkanlığında bugün sınırötesi operasyon özel gündemli toplandı. Parlamento Başkanı Adnan Müfti, Türkiye’nin tehditlerinin yeni olmadığını ancak ama bunun şimdi arttığını belirterek, ‘’Eğer Türk ordusu bize saldırırsa, bölgemize, bölge istikrarı ve demokrasisine, federal ve demokrat bir Irak’ı inşa etmekle meşgul olan Irak hükümetine zarar verecek’’ dedi. PKK 20 YILDIR VAR Kendilerinin uluslararası sözleşmelere bağlı olduklarını söyleyen Müfti, PKK’nin 20 yıldır var olduğunu ve Kürdistan Bölgesi’ne saldırmakla bunun çözülmeyeceğinin altını çizdi. Türkiye’de savaş sesinin yükseldiğine dikkat çeken Müfti, Türkiye’nin ‘’toprak bütünlüğüne’’ saygı duyduklarını ifade ederek, ‘’Ama diğer ülkelerin sınırını geçmek sorunu daha da büyütmez mi?’’ diye sordu. Müfti, ‘’herkes teröristler ve PKK savaşçılarını gerekçe gösteriyor ama esas amaç Kürdistan Bölgesi’dir. Bu nedenle haksızdırlar, onların kendi toprakları dışında başka halklar hakkında karar alma yetkisi yoktur. Eğer Türkiye Kürdistan Bölgesi’ne saldırırsa o zaman felaket olur.’’ dedi. Müfti konuşmasında olası saldırı konusunda Türkiye’yi uyararak, ‘’eğer Türkiye bize saldırırsa, sadece biz zarar görmeyiz. Şimdi yüzlerde Türkiye şirketi de burada çalışıyor. Saldırı Avrupa Birliği için de sıkıntılara yol açar. O yüzden en iyi yol diyalog ve barıştır’’ şeklinde konuştu.
Etiketler: america, kurdistan, turkey terror
CNN TÜRK/TBMM, son tezkerenin de Genel Kurul'da kabul edilmesiyle, 1950'den bu yana yurt dışına asker göndermek için 21'inci kez izin vermiş oldu. Genel Kurul, TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın başkanlığında bugün saat 15.00'te toplandı. Yurtdışına asker gönderilmesine ilişkin Başbakanlık tezkereleri, şimdiye kadar kapalı oturumlarda görüşülerek karara bağlanmıştı. Ancak bugünkü görüşme açık oturumda yapıldı. Görüşmelerde hükümet ve parti gruplarına 20 dakika söz hakkı verildi. Meclis İç Tüzüğü gereği Başbakanlık tezkereleri doğrudan Genel Kurul gündemine alınıyor ve ilk oturumda, görüşme yapıldıktan sonra oylanıyor. Tezkerenin geçmesi için oylamaya katılan milletvekillerinin yarıdan bir fazlasının kabul oyu gerekiyordu. Meclis'e getirilecek tezkereye CHP ve MHP destek vereceğini, DTP ise destek vermeyeceğini açıklamıştı. Erdoğan: "Milletimiz için hayırlı olsun" Oylamanın ardından bir açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ülkemiz, milletimiz için teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun" dedi. Erdoğan, "ABD Başkanı George Bush'un 'Türkiye'nin sınır ötesine asker göndermesi Türkiye'nin yararına değildir" açıklamasını da değerlendirdi. Başbakan Erdoğan, "Ben sadece şu anda TBMM olarak tüm parlamenterlerimizle biz kahirekseriyetle bir karar verdik. Bunun için de kimin ne dediği değil, TBMM'nin ne dediği önemlidir ve bu kararı da TBMM almıştır. Ülkemiz için, milletimiz için, teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun diyorum" diye konuştu. Baykal: "Büyük bir mutabakat" CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da, tezkerenin kabul edilmesine ilişkin, "Amacımız savaş değil, savaşmadan sonuç almaktır" dedi. Tezkerenin 507 oyla kabul edilmesini "büyük bir mutabakat" olarak değerlendiren Baykal, "Böyle bir karar alıp, onun üzerine yatmak olmaz. Şartlar gerektiğinde kullanmamak mümkün değil. Oyun olmaz. En etkin şekilde bu yetkiyi kullanmak zorundasınız. Bundan öncekilerde ABD'nin müdahalesine ortak olunup olmamasıydı. Şimdi bıçak kemiğe dayandı. Terörle mücadelede olması gerektiği için çıkarılıyor; ABD'nin talebiyle değil. Şaka kaldırmaz. Ciddi bir şekilde Türkiye'nin bütünleşik bir politika ortaya koymasıdır. Umarız ABD, Türkiye'nin ciddiyetini kavrar işbirliğine girer. O zaman iş değişir müdahaleye belki gerek kalmaz" şeklinde konuştu. Bahçeli: "Sorumluluk siyasi iktidara aittir" MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, "Bu aşamadan sonra bütün sonuçlarıyla sorumluluk siyasi iktidara aittir. İnşallah TBMM'nin verdiği bu yetki çerçevesinde, gereği neyse onu cesaretle yapabilirler" dedi. Bahçeli, "Bu tezkerenin milletimiz için hayırlı, uğurlu olmasını diliyoruz. Bu aşamadan sonra bütün sonuçlarıyla sorumluluk siyasi iktidara aittir. İnşallah TBMM'nin verdiği bu yetki çerçevesinde gereği neyse onu cesaretle yapabilirler. Biz MHP olarak her aşamada bu yetkiyi destekleyeceğiz" şeklinde konuştu. PARTİLER NE DEDİ? AKP (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek) - Sabır taşı çatlamıştır. Yaşanan bunca üzücü olaylardan sonra sabrımızın taştığı bir noktadayız. Türkiye'nin bunca zamandan bu yana yaptığı iş, sabır taşının çatladığı noktada, doğru kararı alabilmek içindir. - Biz bu kararları alırken, gözettiğimiz bir tek husus var; parti içi hesaplarımız, dengelerimiz yok, orada dengeler yerinde. Bizim gözettiğimiz, devletimizin, milletimizin dengesi bozulmasın. Attığımız her adımda, aldığımız her kararda, bazı kararları dün değil de bugün niye alıyorsak, gözettiğimiz tek husus budur. - Türkiye, Milli Güvenlik Kurulu toplantılarının değişmez gündem maddesi olarak, bu belayı buldu. Dolayısıyla sadece dün, bugün ortaya çıkan bir konuyu konuşmuyoruz. Her hükümet uğraştı, biz de uğraşıyoruz. Bu tezkere onun bir parçasıdır. Eğer konu bu ölçekte ele alınmazsa, terörün tuzağına düşer, oyununa geliriz. 'Ben gelirim terör biter, akan kan durur' deniliyorsa, bu söylemi de geçmişte yaşadık, tam tersi her gün hayatını kaybedenlerin sayısı arttı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir terör sorunu var. Bunun üstesinden gelmek için alınması gereken birçok önlem var. Biz bugün sadece sınır ötesi operasyonla ilgili konuşuyoruz. Terörle mücadele milli meseledir. Tek bir partinin, hükümetin değil, devletin tüm birimleri, organlarıyla, bütün fertlerle sürdürülmesi gereken bir mücadeledir. Öyle anlamadığımız takdirde meseleyi yanlış zeminde tartışmış oluruz. Partiler, hükümetler üstü bir meseledir,Türkiye'nin geleceğiyle ilgilidir. - Terör konusunda çözüm ararken, önce gömleğin ilk düğmesini doğru iliklememiz lazım. Yanlış iliklersek, sonuna kadar yanlış gider. O da şudur: Terörün tanımında anlaşmamız gerekir. Eğer benim terörist dediğime özgürlük savaşçısı, bizim terör örgütü dediğimize başkası bir başka şey söylüyorsa bir araya gelip, çözüm bulmakta zorlanırız. Terör konusuna olumlu yaklaşım sergilenecekse, ondan rahatsız olacak herkesin tanımında mutabakata varması gerekir aksi halde farklı sonuçlara varırız. - Terör gibi karmaşık bir konu için zaman zaman televizyon ekranlarında gördüğümüz, bazen stratejist, bazen analist gibi sıfatların yazıldığı bir kısım insanlar, öylesine karışık, karmaşık, derinliği olan bir konu için sihirli çözümler üretmekte, vatandaşımıza doğru bilgi verilmemektedir. Bu tezkere, adeta terörle mücadele açısından yegane çözüm olarak kamuoyuna takdim edilmiş bu da ister istemez yanlış anlamalara, kendi içimizde farklı düşünmelere yol açmıştır. Bunun sihirli hiçbir çözümü yok, askeri mücadele, müdahale sorunun bir yönünü ele almaktadır, çözümlerden bir tanesidir. Bunun başkaca önlem ve eş zamanlı olarak sürdürülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri olarak, bizim hükümetimiz olarak yapmaya çalıştığımız iş de bunun gereğini yapmaktır. - Terör örgütleri, uluslararası politikanın bir enstrümanıdır. Arkasında bir veya birden fazla devlet veya uluslararası güç yoksa, bu şer odaklarının bir günden fazla yaşama şansı yoktur. Dış destek olmadan, hiçbir terör örgütü varlığını sürdüremez. Bugün dünyadaki terör örgütleri içerisinde en fazla desteğe sahip olan, PKK'dır. Onun için tarihin en kanlı terör örgütüdür. O nedenledir ki hiçbir terör örgütü müstakil hareket edemez, müstakil karar alma kabiliyeti yoktur. Destek verenlerin maşasıdır, kuklasıdır, ipleri başkalarının elindedir. Yaşamakiçin öldürmek zorundadırlar. Bunun en güzel örneği de PKK'dır. Ama şunu biliyoruz; birkaç gün önce gözaltına alıyor, birkaç gün sonra serbest bırakıyor, sonra özel uçaklarla Kandil Dağı'na gönderiyorsanız, bunun bir izahı olmalıdır. Türkiye; bizden önceki hükümetler döneminde, biz de müteaddit defalar, 'Bunlar terör örgütü mensuplarıdır,yöneticileridir, bunları bize iade edin' dediğimizde, göstermelik sığınmacı statüsüyle bunları iadeden vazgeçiyorlarsa veya bir silahın otomatik mi yarı otomatik olduğuna 4 yılda karar veremiyorlarsa, oturup düşünmek lazım gelir. Bunlar kimin hesabına, kimin namına bu eylemleri ortaya koyuyorlar... CHP (İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ) - Hükümetin bu tezkereyi Meclis'in onayına sunmasını olumlu karşılıyoruz ve "evet" oyu vereceğiz. - "Kuzey Irak'taki yerel yönetimin, PKK'ya destek vermek ve onu Türkiye'ye karşı kullanmak konusundaki iradesinin kırılması lazım. Bunu yapamadığımız takdirde dağ fare doğurmuş olur ve tezkereye bir blöf olarak bakılır. Böyle bir durum da Türkiye'nin saygınlığına ve inandırıcılığına büyük darbe vurur. - Artık Irak ve kuzeyindeki yerel yönetimin şu tercihi yapmak zorundadır: PKK mı Türkiye mi? ABD, Kuzey Irak'ın ve Irak'ın PKK'yı himaye etme politikasına mı destek verecek, yoksa müttefiki Türkiye'ye mi destek verecek? - Tehdidin birinci boyutunu, Irak'ın kuzeyinde konuşlanmış ve Kuzey Irak yerel yönetimi tarafından Türkiye'ye karşı bir piyon olarak kullanılan PKK unsurları oluşturuyor. - Tehdidin ikinci boyutunu, ülkemizi bölmeye yönelik siyasi bir projenin gerçekleştirilmesini hedef alan PKK'nın, Türkiye'de konuşlanmış unsurları oluşturuyor. - Tehdidin üçüncü boyutunu, esas hedefi bağımsız bir Kürt devleti kurmak, sonra da Türkiye üzerinden Akdeniz'e çıkarak Büyük Kürdistan Projesi'nin ilk aşamasını gerçekleştirmek olan ve PKK'yı bölgesinde barındırarak ona her türlü desteği sağlayan Barzani'nin otoritesindeki Kuzey Irak bölgesi oluşturuyor. - Tehdidin dördüncü boyutu ise sözde stratejik müttefikimiz ABD'nin tutumundan kaynaklanıyor. Dostluğuna çok büyük değer verdiğimiz ABD'nin Irak'a yönelik stratejisi bağlamında Türkiye'ye yönelik iki yönlü-diplomatik nezaket göstererek, ikiyüzlü demiyorum- ve ülkemizin çıkarlarını hiçe sayan politikası, artık tam bir netlik kazanmış durumdadır. - Kuvvet kullanmaya giden yolda, kuvvete başvurmadan önce alınacak birçok ekonomik ve siyasi önlem var. Türkiye'nin de elinde bu konuda türlü seçenekleri ve yöntemleri içeren geniş bir yelpaze bulunuyor. (Kuzey Irak'ın Türkiye'deki ticari ilişkileri, bu bölgeye verilen elektrik, Habur Sınır Kapısı'ndan yapılan taşımacılık, Irak ve Afganistan'daki Amerikan askerlerinin lojistik ikmali ve İncirlik Üssü'nün kullanımı vb.) MHP (Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı): - Sınır ötesi harekat kararı, geç kalmış bir karardır. Bu tezkere, gecikmiş bir tezkeredir. MHP, bütün eksik ve sakat yönlerine rağmen, Başbakanlık tezkeresine tam destek verecektir. - Tezkereler siyasi ve hukuki anlam taşıyan metinlerdir. Silahlı kuvvetler unsurlarının kullanımının askeri hedefleri ile ulaşılması öngörülen siyasi hedeflerin çerçevesinin çizilmesi gerekir. Başbakanlık tezkeresinin bütünlükten yoksun, eksik ve belirsiz yönleri var. Bu metin tezkere olmaktan ziyade 1 paragraflık bilgi notu niteliği taşımaktadır. - Meclis'ten yetki alındıktan sonra Türkiye'nin, Habur Sınır Kapısı'nın kapatılması, Türk hava sahasının Irak bağlantısının kesilmesi, Kuzey Irak'a yapılan lojistik desteğin kesilmesi ve Mersin Serbest Bölgesi'nde yeni düzenlemeler yapılması gibi caydırıcı tedbirleri alması gerekir. - Meclis'ten yetki alınıp bunun kullanılmamasının çok vahim sonuçları olur. Böyle bir gaflet, PKK terörü karşısında teslim olmak anlamına gelecektir. DTP (Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş) - Şimdi sınır ötesi operasyonlardan ziyade, en az denenen ve bizce en etkili, en zahmetsiz, ülkemiz açısından en kazançlı yol olan demokratik tartışma ve sivil çözüm yöntemlerini gündemimize almalıyız. - Sınır ötesi operasyona karşı çıkan hiçkimse yokmuş gibi, 549 milletvekilinin de evet oyu kullanması gerekliği yönündeki baskıcı bir yaklaşım var. Eğer burası Milletin Meclisi ise milletin sesi de burada tümfarklılıklarıma duyurulmak zorundadır. - Sınır ötesi dediğimiz yerde Türkiye ile operasyon konusunda uzlaşmamış olan bir bölgesel Kürt yönetimi ve bir merkezi Irak yönetimi İle bunlardan daha da önemlisi ve farklı olarak ABD'nin varlığı söz konusudur. Bütün bu aktörlerin konumlanma durumu, sınır ötesi bir operasyonda yaşanacak can kayıplarının artması yanında siyasi olarak da bir bataklığa saplanmamıza yol açma riskini ciddi şekilde taşımaktadır. - Türkiye'yi 'savaşan ülke' konumuna düşürebilecektir. Kaldı ki bütün bu riskler bir an için göze alınsa bile, askeri açıdan başarılı olduğu kabul edilen bir sınır ötesi operasyonun dahi sorunun bir müddet sonra daha yakıcı bir şekilde karşımıza çıkmasını engellemeyeceği inancındayız. - Bölgede zaten felce uğramış olan ekonomik yaşam, bir sınır ötesi operasyon nedeniyle iyice içinden çıkılmaz hale gelecek, daha fazla yoksulluk, daha fazla işsizlik, daha az demokrasi ve daha az özgürlük gibi sonuçların ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Etiketler: america, kurdistan, turkey terror
1944 Newroz’unda Şahpur’da bir toplantıya giden Komela üyeleri, Yüksek Okul’da Kürt öğretmenlerle
16 Ağustos 1943′te kısa adı Komela olan Komeleyê Jîyanêweyê Kurdistan (Kürdistan Diriliş Topluluğu) adlı Kürt örgütü Doğu Kürdistan’ın Mehabad şehrinde kuruldu. İlk adımları 1937′de Kürt aydınları tarafından yapılan ev toplantılarına dayanan örgüt, Evdirrehman Halewî, Mihemmed Emîn Şerefî, Evdirrehman Zebihî, Mihemmed Nanewazade, Hûsêyn Ferehwer, Evdirrehman Emînî, Qasim Nadirî, Mela Evdillah Dawûdî, Qadir Mûderrîsî, Ehmed Alemî, Ezîz Zindî ve Güney Kürdistan’dan toplantıya katılmak için gelen Mîr Hac tarafından kurulmuş ve gizlilik amacıyla üye sayısını 100′ün altında tutularak hücreler biçiminde örgütlenmişti. Üyeler, Kürt halkına ihanet etmeyeceğine, hiçbir sırrı sözlü ya da yazılı olarak açığa vurmayacağına, ölünceye kadar örgütte kalacağına ve Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürtlerin menfaatini canı pahasına koruyacağına dair masaya konulan Kuran ve silah üzerine yemin ederek örgüte katılıyordu.
Örgüt, 1944′ün Mart ayında Güney Kürdistan ve Irak’ta yoğunluk kazanan Kürt örgütü Hêvî ile karşılıklı yardımlaşma ve gelecekte çalışma planlarının saptanması konusunda Kerkük’te bir görüşme yaptı. Bu tarihten sonra Komela Musul, Kerkük, Erbil, Süleymanîye, Rewandûz, Şeqlawa’da temsilcilikler kuran örgüt, 7 Ağustos 1944′te ise Hêvî ile, Türkiye, İran ve Irak sınırının birleştiği Dilanbar Dağı’nda “üç sınır antlaşması” anlamına gelen Peymana Sêsînor’u imzaladılar. İlerleyen tarihlerde yapılan görüşmelerde Komela, bir Kürdistan haritası ve Kürt bayrağı belirledi. Bu haritaya göre Kürdistan’ın kuzey sınırı Kars’tan başlayarak Maraş’a; doğu sınırı Antep’i içine alarak Efrîn’e; güney sınırı Kobanî’den başlayan bir çizgiyle tüm Güney Kürdistan’ı içine alarak Xaneqîn’e; doğu sınırı ise Urmîye Gölü’nden Hamedan’a bir çizgi halinde Senendej’i içine alarak uzanıyordu. Yaklaşık olarak bir yıl boyunca yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkarılan Kürt bayrağı ise, üstte kırmızı, ortada beyaz, altta yeşil olmak üzere üç şeritten oluşuyordu. Bayrakta Kürtleri temsilen bir güneş, güneşin iki yanında birer başak, arkasında da bir dağ ve kalem resmi yer almıştı.
Mehabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin de resmî bayrağı olan ve Komela yöneticileri tarafından tasarlanan Kürt bayrağı (1945)
Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da en büyük girişime sahip olan Komela, 1944′te Rusya ile ilişkiler geliştirmiş ve Kürdistan-Sovyet Kültürel İlişkiler Topluluğu’nun kurulmasına önayak olmuş ve topluluğun kültür merkezinde 6 Nisan 1945′te, almış oldukları karar gereği kendilerini açıkça deklere etmiş ve tüzüklerini ilan etmişlerdi. Bu tarihte örgüt üyeliğine de ileride örgütün başkanı olacak olan Mahabad Kültür Kurumları başkanı Qadi Muhammed kabul edilmişti. Kısa bir süre sonra Qadi Muhammed örgütün başkanlığına getirilmiş ve 4 Ekim 1945′te yapılan bir toplantıyla Komela’nın adı Kürdistan Demokrat Partisi - İran (İ-KDP) olarak değiştirilmişti.
3 Kasım 1839′da Gülhane’de Mustafa Reşit Paşa tarafından okunan Tanzimat Fermanı, Osmanlı halkları açısından devletin demokratikleşmesinin ilk somut adımıydı. Yönetimi iyileştirme amacıyla hazırlanan bu planlama, çoğu yetkiyi saraydan alarak meclis ya da bürokrasiye vermeyi amaçlıyordu. Osmanlı idaresindeki Kürtler üzerinde de çeşitli yansımaları olan Tanzimat, ilan edilmesinden üç yıl sonra Bedîrxan Paşa’nın başkaldırısı ile kesintiye uğradı. 1847′de Bedîrxan başkaldırısının bastırılması aynı zamanda fiilen 1518′den o güne kadar varlıklarını sürdüren ve Emiratül Ekrad olarak isimlendirilen Kürt Beylikleri’nin de sonu oldu.
1600′lü yıllarda Kürdistan bölgesinde hüküm süren beyliklerin duraklama dönemi yaşayan Osmanlı’ya karşı bağlılıkları özerk olmalarından dolayı sadece vergi ile sınırlandırılmıştı. Öte yandan bütün eyaletlerde devlet otoritesine karşı yönetim bozukluğundan dolayı çıkan ayaklanmalar sürüyordu. 1830′lara gelindiğinde özellikle Güneybatı Kürdistan’ı da içine alan Kavalalı Mehmed Ali Paşa olayı ve ıslahat hareketleri çerçevesinde 1838′de Kürt beyliklerinin egemenlik alanı resmî olarak geçersiz kılınmıştı. Kısa bir süre sonra II. Mahmud’un ölmesi ve yerine oğlu Abdülmecid’in geçmesi, Kürdistan açısından yeni bir belirsizliğe yol açacaktı. Bu belirsizlik, 1842′de Bedîrxan Paşa’nın Kürdistan’ı bağımsızlık ilanı ve büyük başkaldırısı ile dağılma sürecine girmiş bir imparatorlukta Kürtler açısından bir avantaja dönüşmüştü. 5 Yıllık çatışmalar neticesinde 30 Temmuz 1847′de Bedîrxan Paşa ve Mehmûd Xan’ın Girit ve Ruscuk’a sürülmesi, Osmanlı’nın bölgede denetimi yeniden ele geçirmesi anlamına geliyordu.
Aynı yıl Kürdistan adıyla madalya bastıran Abdülmecid, Kürdistan sorunu karşısında Meclis-i Vâlâyı Ahkâmı Adliye’nin önerisi üzerine Kürdistan Eyaleti’nin kurulmasını gerekli buldu. 14 Aralık 1847 (5 Muharrem 1264) tarihli arşiv belgesinde Diyarbekir Eyaleti ile Muş, Van, Hakkâri ve Cizre livalarının birleştirildiği ve Kürdistan Eyelati adıyla yapılandırıldığı görülmektedir. Belgeden anlaşıldığı üzere Kürdistan Eyaleti’nin başına Musul Valisi Esad Paşa getirilmiş (Eski Ayaş Voyvodası Mehmed Esad Muhlis Paşa) ve ayrıca 22 Aralık 1847 tarihli bir belgeden anlaşıldığı üzere büyükkadılığa aylık 4000 kuruşluk maaşla Kırımlı Ahmed Efendi atanmıştır. Kürdistan Eyaleti’nin kurulmasıyla ilgili Takvim-i Vakayi’nin 5 Muharrem 1264 tarihli 360. sayısında geçen ifadeler günümüz Türkçesiyle şöyledir:
“Takvim-i Vakayi’nin bundan önceki sayılarında da yazılmış olduğu gibi bir süreden beri derebeylerinin ellerinde kalmış olan Kürdistan ülkesinin, Allaha şükürler olsun ki Padişahın büyük gayreti ve ezici gücünün eseri olarak bu kez yeni baştan ele geçirilmesi başarıyla tamamlanmıştır. Bu başarı büyük padişahın, Osmanlı İmparatorluğu tebaa ve berâyâsının haklarıyla ilgili adalet niyetinin, hayırlı fikirlerinin ve büyük amaçlarının her zaman Allah tarafından feyz ve yardıma layık olacağının delili ve ispatıdır. Doğrusu zamanının geldiği münasip görüldüğünden adı geçen ülkenin idaresi, içişleri ve düzeninin devamlılığıyla, güveninin tesisi ve halkın isteklerinin yerine getirilmesi, oraların hususi ve bağımsız bir idare makamına konularak, zeki, bilgili ve olgun bir zata ihalesiyle Diyarbekir Eyaleti, Van, Muş ve Hakkâri sancakları ile Cizre, Botan (Bohtan şeklinde yazılmış) ve Mardin kazaları birleştirilip hepsinin bir eyalet sayılması ve itibar olunması ve bu eyalete Kürdistan eyaleti isminin verilmesi lüzumundan dolayı yerinde ve münasip görülmüştür. Bu suretle adı geçen eyalete bir vali düşünülünce Musul valisi şevketli Esad Paşa hazretleri, yetenek, zeka, namus ve doğruluk vasıflarından dolayı ve uzun süre o taraflarda istihdam edilmiş olması nedeniyle memleketin düzenine ve durumuna vakıf, Osmanlı eski vezirlerinden olduğundan adı geçen yeni eyaletin yüksek rütbeli bürokrat Esat Paşa hazretlerine ihalesi uygun görülmüştür. Bu durumda Musul Eyaletine bir diğer valinin tayini işleyişin gereği olduğundan Belgrat eski muhafızı şevketli Vecihi Paşa hazretleri, doğru, düşünceli, halkla ilgili işleri idare etmeye vakıf, övgüye değer zatlardan olması ve her ne kadar Musul eyaleti şimdiye kadar Tanzimat-ı Hayriye’den ayrı olarak idare olunmakta ise de, Tanzimat dairesinde bulunan ülke halklarının, Padişahın adil koruması altında gördükleri rahat, huzur, fayda ve emniyet, adı geçen eyaletin halkı tarafından anlaşılmış ve bunun gerçek adalet olduğunu bilerek ve bu eyaletin de doğruluk ve güzellik dairesi olan Tanzimat-ı Hayriye’ye dahil etmeyi arzu ve niyaz ettiklerinden adı geçen ahalinin bu isteklerine yüce padişahımız müsaadelerini esirgemeyerek adı geçen Vecihi Paşa hazretlerinin Tanzimat’ın adaletli kuralları gereğince idareye ve düzenlemeye muktedir bulunması sebebiyle kendisinin Musul valisi olarak atanması münasip ve doğru bulunmuş, bu husus doğrultusunda yüce fikirlerin sahibi padişahımızın emir ve fermanı üzerine lazım gelenler yapılmıştır.”
Takvim-i Vakayi’deki tam yazının Osmanlıca’dan Türkçe’ye transkripsiyonu şu şekildedir.
(Mukaddim ve muahhar Takvim-i Vakayi’ nüshalarında keşîde-i silk sutûr-ı beyân kılındığı vechile bir müddetden berü eyâdî-i mütegallibede kalmış olan hıtta-i Kürdistanın leh-ül-hamd ve’l minh mücerred himmet bi-hemtâ-yı hazret-i şehr-yârî ve satvet-i bâhire-i cenâb tâc-dâr-ı eser-i celîli olarak bu kerre yeni başdan feth ve teshîr-i mir’ât-ı teyessürde cilve-ger olmuş ve işbu muvaffakıyyet hazret-i şehn-şâh-i mahzâ âmme-i tebaa ve berâyâ-yı saltanat-ı Seniyye hakklarında ma’tûf ve rây-gân olan niyet-i âdle ve efkâr-ı hayriyye-i cenâb-ı cihân-bânî ibtiga-yı sâmîsince herhalde min kıbel-in Râhman zât-ı fahâmet-simât mülûk-anenin mazhar envâ’-i füyûzat ve te’yidât buyurulduklarına delîl ve bürhân olub doğrusu dîbâce-i tevârîh-i ezmân olmaklığa şâyân görünmüş olduğundan hıtta-i merkumenin hüsn-i zâbıta ve râbıta-ı umûr-i mülkiyye ve istihsâl-i menâzım-ı dâimîyesiyle te’sîs-i âsâyîş ahâlî kaziyye-i matlubesine bakılması yani oraların bir idâre-i mahsûsa ve müstakılle tahtına konularak dirâyetli ve vukuflu bir zâta ihâlesiyle Diyarbekir eyâleti ve Van ve Muş ve Hakkari sancakları ile Cizre ve Bohtan ve Mardin kazâları birleşdirilüb cümlesinin bir eyâlet add ve itibâr olunması ve iş bu eyâlete Kürdistan eyâleti tesmiye kılınması iktizâ-yi hâle muvâfık ve çesbân olacağına mebnî eyâlet-i mezbureye ol sûretle münâsib bir vali lede-t-teemmül Musul valisi atûfetlü Es’ad Paşa hazretleri dirâyet ve fatânet-i kâmile ve iffet ve istikâmet-i zâtiyye ile muttasıf ve çok zamanlar ol taraflarda istihdâm buyrulmasıyla usûl ve ahvâl-i memlekete vâkıf kudemâ-yı vüzerâ-yı saltanat-ı seniyyeden olmakdan nâşî eyâlet-i cedide-i mezkûrenin müşârün-ileyh Es’ad Paşa hazretlerine ihâlesi ve ol halde Musul eyâletine bir diğerinin ta’yini tabiat-î maslahat-ı iktizâsından olarak Belgrad muhâfızı esbak atûfetlü Vecîhî Paşa hazretleri ashâb-ı rüşd ve reviyyet ve erbâb-ı sıdk ve istikâmetden ve hüsn-i idâre-i umûr-i mülkiyyeye vâkıf zevât-ı sütûde-simâtdan olması ve eğerçi Musul eyâleti şimdiye kadar Tanzîmât-ı Hayriyyeden müstesnâ olarak idâre olunmakda ise de dâire-i tanzimatda bulunan memâlik hazret-i şâhâne ahalisinin sâye-i ma’delet vâye-i hazret-i mülûk-anede mazhar oldukları menâfi’ ve âsâyiş ve istirâhat ve emniyyet-i kamileyi eyâlet-i merkume ahâlisi derk ve iz’ân ederek ve bunun üss-i esâsı ma’delet olduğunu bilerek bu eyâletin dahi dâire-i nasfet bâhire-iTanzîmât-ı Hayriyyeye idhâlini arzu ve niyâz etmekde olduklarına ve ahâli-i merkumenin iş bu niyâzlarına müsâade-i seniyye-i cenâb-ı şehen-şehi bî-dirîg buyurulduğuna binâen müşârün-ileyh Vecîhî Paşa hazretleri usûl-i ma’delet-şümûl tanzimâtın ol vechile hüsn-i ve tensîkına dahi muktedir bulunması cihetleriyle kendüsünün Musul valisi nasb ve ta’yin kılınması tensib ve tasvib berle ol babda isâbet-efzâ-yı sünûh ve sudûr buyrulan emr ve fermân maâlî-i ünvân hazret-i hilâfet-penâhî mantûk celli üzere iktizâları icrâ kılınmıştır.)
Baykal bizim hapse girmemizi istiyor
Vatan/DTP Grup Başkanı Ahmet Türk: Güvercinlere saldırmak üzere şahinler hazırlandı
DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, düşünce ve anlayışlarında hiçbir değişiklik olmadığını belirterek, “farklı düşüncelerimizi dile getirdiğimiz için, büyük tepkiler ortaya çıkıyor. Bir tahammülsüzlükle karşı karşıyayız. Çeteler bize karşı cesaretlendiriliyor. Güvercinlere saldırmak üzere şahinler hazırlandı” dedi. Türk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı “demokratik” davranmamakla suçladı.
Meclis’te partisinin grup toplantısında konuşan DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, yarın TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek tezkere konusunda düşüncelerini değiştirmediklerini belirterek, milletvekillerinin istedikleri gibi oy kullanma hakkına sahip olduklarını söyledi.
Türk, Parlamento çatısı altında farklı düşüncelerini ortaya koydukları için, büyük tepkilerin hedefi haline geldiklerini öne sürdü. Türk, “Oysa Parlamento farklı düşüncelerin farklı projelerin ortaya koyulduğu yerdir. Bir tahammülsüzlükle karşı karşıyayız” dedi.
“ASKERİ OPERASYON ÇÖZÜM DEĞİL”
Sınır ötesi operasyondan yana olmadıklarını yineleyen Türk, tezkereye destek vermeyeceklerini ifade etti. Türk, “Sınır ötesi operasyonla ilgili tezkere gündeme gelecek. Bunun Meclis tarafından kabul edileceğini biliyoruz. DTP olarak geçmişten bugüne kadar tavrımızı açık bir şekilde ifade ettik. Askeri bir operasyon çözüm değil. Türkiye’nin ‘orta doğu’ batağına sürüklenmesini istemiyoruz” dedi.
BAŞBAKAN ERDOĞAN’A ELEŞTİRİ
Türk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Tezkere Meclis’te görüşülürken 549 milletvekilinin tavrını yakından izleyeceğiz” sözlerini eleştiren Türk şöyle devam etti :
“549 milletvekili demiş. Sayın Başbakan hiddetle söylediği için 549 milletvekili demiş, 549 değil, 547 milletvekili var. Eğer farklı düşünceler Parlamentoda yoksa, o zaman demokrasinin anlamı kalmaz. Demokrasi ülkesinde her milletvekili istediği şekilde oy kullanamaz mı? Bu doğru bir yaklaşım değildir. Başından beri söyledim. Çetelere kendini bilmezlere bizleri hedef haline getirmeleri izah edilecek bir davranış değil. Tezkere konusunda herkes düşüncelerini farklı bir şekilde ortaya koyacak.”
“GÜVERCİNLERE SALDIRMAK ÜZERE ŞAHİNLER HAZIRLANDI”
Gazeteci Hrant Dink’in barış ile ilgili sözlerini hatırlatan Türk, “Bu güvercinlere saldırtmak üzere şahinleri hazırlamış bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir linç politikasıyla karşı karşıyayız. Bunun izlerini ve işaretlerini almaya başladık. Gerçekten vahim bir durum” diye konuştu.
DTP’nin genel merkez binasına yapılan silahlı saldırıya da değinen Türk, şöyle devam etti :
“DTP binalarına kurşunlar sıkılıyor. Hiç kimseden çıt çıkmıyor. İkinci gün ise serbest bırakılıyorlar. Çeteler bize karşı cesaretlendiriliyor. Parlamentoya geldiğimiz günden beri barışcıl ve demokrasi mantığıyla geldik. Düşünce ve anlayışımızda hiçbir değişiklik yok. Birileri bize ‘senin susma hakkın var’ diyor. Bu nasıl bir demokrasi.”
“BAYKAL CEZAEVİNE GİRMEMİZİ İSTİYOR”
DTP Grup Başkanı Türk, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı da eleştirdi. Türk, “Dokunulmazlıklarımızın kalkmasını istiyor. Sayın Baykal, her fırsatta dokunulmazlıklarımızın kaldırılarak cezaevine girmemizi istiyor. İspanya Anayasası’nı övüyor. Sayın Baykal İspanya Anayasası’nı çok iyi okuması gerekiyor. Zaten o anayasa bizde olsa sorun kalmaz. Bu Anayasa Türkiye’de olsa biz kendimizi fesh ederiz, siyaseti bırakırız” dedi.
Kürtçe fatihaya inceleme AMED (16.10.2007)- Yaşamını yitiren Kürt yazar Mehmet Uzun için okutulan mevlitte Kürt ve Kürdistan şehitleri adına fatiha okutan emekli imam Zeki Korkmaz hakkında inceleme başlatıldı. Kürt yazar Mehmet Uzun için 13 Ekim Cumartesi günü yapılan cenaze töreni ardından dün Büyükşehir Belediyesi Konukevinde okutulan mevlit sırasına emekli İmam Zeki Korkmaz hakkında Kürtçe "Kürt ve Kürdistan şehitleri için el-fatiha" dediği için inceleme başlatıldı. Alınan bilgilere göre bu haberin televizyon ve gazetelerde yer almasından sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü inceleme başlattı. İnceleme ardından Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulacağı öğrenildi. ANF NEWS AGENCY
Hasan Bildirici/Tarih: 15 Ekim 2007 Pazartesi “Gel tezkere, gel tezkere” diye başlayan bir şarkı vardı. Esmer bir kadın söylerdi. İsmi de Esmeray’dı galiba. “Gel tezkere, gel tezkere bitsin bu hasret Köyde anam, bacım, yarim yüzüme hasret!” Fakat Esmeray’ın şarkısında söylediği “tezkere” ile hükümetin meclise getirdiği “tezkere” farklı. Esmeray, askerliğini bitirmeyi dört gözle bekleyen askerler ve onların yakınları için söylemişti şarkıyı. Askerliği bitirmek, “Tezkere almak” anlamına gelir. Hükümetin “tezkere”si ise gitmek anlamına geliyor. Yani gitmek için meclisten izin almak... Nereye? Elbette başka bir ülkeye... İşgale, talana, soykırıma... Türkiye, Güney Kürdistan Federe Devletini PKK için tehdit ediyor. PKK, Türkiye Kürtlerinin örgütü. PKK’liler Türkiye vatandaşı. Sanırı aşmışlar ve sınır ötesindeki Güney Kürdistan dağlarını mekan eylemişler. Kaldı ki, çoğu da Türkiye Kürdistan’ında... Sınırları o tarafa doğru aşılan kim? Irak... Aşan kim? PKK... PKK nere örgütü? Türkiye... Normalde Irak, dolayısıyla Federe Kürdistan Devletinin Türkiye’ye şunu demesi lazım: “Sınırlarını sıkı tut komşu kardeş. Senin vatandaşlarının kurmuş olduğu PKK örgütü ve militanları benim sınırlarımı aşarak dağlarımda yer tutmuş... Üstelik durmadan da geliyorlar...” Fakat Türk devleti işi tersinden işletiyor, kendi Kürt sorununun üretimi olan PKK’yi başka yerlerde arıyor. Kendi sorumluluğunu başkalarının üzerine atarak bu işten yırtacağını sanıyor. İşi bir de tersinden düşünün: Diyelim ki, Peşmergeler gelip Hakkari dağlarında mevzi tutsalar... Halk içinde çalışıp örgütlenseler... Türk devleti kimi sorumlu tutar? Yine Barzani, dolayısıyla Güney Kürdistan yönetimini sorumlu tutar. Nasıl denklem değil mi? Her iki durumda da Türkiye’nin sorumluluğu yok. Peşmerge gelince de PKK gidince de Kürt yönetimi sorumlu... Türk devletinin Kürt sorunundan anladığı da bu zaten. Kendi sonuçlarını başkalarının üzerine atıp kaçmak... Fakat bu kez “Tezkere” ile Güney Kürdistan’a girmek istiyor. PKK, Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Cudi ve Gabar’da; Ankara ve İstanbul’da... Ama adamlar illa Güney Kürdistan’a gidecek. Güney Kürdistan’nın neresine? Kandil uzak... Ancak hava bombardımanı yapabilir. Yakın dağlarda ise hareket haline beş on grup var... Gerisi Kuzey Kurdistan’da... Dersim’de, Garzan’da Botan alanında... Ama illa gidecek. Tezkere almış ya, gitmemek olmaz. Git diyorsun, gitmiyor. Gel diyorsun, gelmiyor... Gitme dediğin zaman illa gideceğim diyor... Televizyonlara bakarsanız, asker PKK’nin tozunu atmış bile. Her kanalda bir strateji uzmanı, rütbe ve makam hırsızı emekli generaller... Karşı duvara dev bir Ortadoğu haritası asmışlar... Kırmızı ok işaretleri Kandil, Haftanin, Zap gibi gerilla yoğunluklu alanları gösteriyor... Spiker, emekli generale soruyor: “Biraz çabuk anlatır mısınız, Kandil’e nasıl gidilecek?” Reklam arası çalışan emekli general tam Kandil’e çıkacak iken, araya reklam giriyor. Reklam bitiyor. Sırada başka şeyler var. İşi çabuk tutması lazım ki, “Sıla” dizisi başlasın. Emekli general uzatıyor halbuki. Spiker araya girmek zorunda. Bir an önce Kandil’e çıkıp inmek zorunda ki, dizi başlasın... “Kandil’e çıktınız, bombaladınız, kampları yerle bir ettiniz, geri dönerken Kerkük falan?...” “Nerede incelmişse orada kopsun” diyor emekli general... Bir çavuş kadar zekası olmayanları topluma general diye yutturmuşlar. Durmadan konuşuyor: “Önüne çıkarsa Peşmerge’yi de vurursun, Amerika’yı da!..” “Biraz yavaş ol kardeşim!” diyen yok. Ama ben bu tezkere hikayesini sevdim. Bayıldım... Bütün güzel işlerin, böyle “gel tezkere” işlerinden sonra ortaya çıktığını öğrenmişim. Yüreği ağzında bekleyen Kürtlere şaşıyorum. Ovaları anladık, bağı bahçeyi anladık... Şırnak, Cizre ve Diyarbakır gibi yerleri teslim etmeyi anladık... Bir kere teslim edileni geri almanın çok kolay olmadığını da anladık... Fakat bir kez olsun kendi mevzisinin sahibi Kürtlere güvenmek lazım... Eğer bundan da bir şey çıkmayacaksa, vallahi bu dünyada Kürt olarak yaşamanın bir lüzumu yok... Ancak Kürt olarak kalmanın bu kez lüzumu var. Çünkü bu kez Kürtler yenilmeyecek. Onun için git diyorsun, gitmiyor; gel diyorsun, gelmiyor; gitme diyorsun, illa gideceğim diyor... “Gel tezkere, gel tezkere bitsin bu hasret, orada ABD, PKK, Peşmerge yolunu gözler...” Hasan Bildirici bildiricihasan@hotmail.com
Posted on Salı, 16.Ekim 2007 Topic: Güncel Her şeyden önce ABD'nin ve Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt hükümetinin onayını almadan yapılan bir operasyonun başarı şansını sıfır olarak görüyorum. Hatta sıfırın altında görüyorum. Türkiye'de kamuoyu çareyi bir sınır ötesi operasyonda görüyor ve oldukça buna konsantre olmuş. ABD ve Kürt hükümeti tarafsız kalsa dahi Türkiye kaybeder Hür haber/Osman Öcalan, Türkiye'nin yapacağı olası bir sınır ötesi harekat için, "Bu bir Türkiye-ABD çatışması olur. Kuzey Irak'a yapılacak bir askeri harekatta ise bölgedeki Kürt liderler el altından örgütün yanında yer alır" dedi. Uzun yıllar Abdullah Öcalan ile birlikte örgütün komuta kademesinde yer alan ve ağabeyinin tutuklanmasıyla birlikte 1999'dan 2003 yılına kadar PKK'nın liderliğini yürüten 49 yaşındaki Osman Öcalan, iki yıl önce fikir ayrılığı nedeniyle ayrı düştüğü örgütün tümüyle kontrolden çıktığını savundu. Bir dönem İran'da Devrim Muhafızları tarafından tutuklandığı iddia edilen Öcalan, Türkiye'nin Kandil Dağı'na yönelik sınır ötesi askeri harekatı sıkça dile getirdiği bir dönemde Kuzey Irak'ta İHA Irak Temsilcisi Sadık Kahraman'ın sorularını yanıtladı. ABD-PKK GÖRÜŞMESİ DEVAM EDİYOR Örgütün ağabeyinin hapse atılmasından sonra kontrol dışı eylemler gerçekleştirdiğini kaydeden Öcalan, bunun sebebinin de ABD ve AB ülkeleri olduğunu söyledi. Örgütün başında olduğu dönemlerde, Irak'a yönelik askeri müdahaleden kısa bir süre ABD makamları ile Amerikan Dışişleri Bakanlığı nezdinde mektuplaştığını da anlatan Osman Öcalan, "Ben PKK adına yazılan mektupların çoğunu yazdım ve mektuplarımız hepsi kabul gördü. Mektupları dış ilişkilerden tutalım; buradaki özel temsilcilerine kadar gönderdik. Ağırlıklı olarak buradaki temsilciliklere yazıştık. Bazen dışişlerine makamlarına farklı mektuplar gönderdik. Mektuplarımız ABD tarafından alınmış, cevaplarında daha çok 'değerlendireceğiz' şeklinde yanıtlamışlar. Ancak zaman zamanda temaslar olmuştur. Bu temaslarda görüşmeler hep olumlu geçmiştir" şeklinde konuştu. Örgüt adına ABD makamları ile yapılan görüşmelerin genellikle Irak'ın işgalinden sonra gerçekleştirildiğini dile getiren Osman Öcalan, bazı görüşmelerin de dolaylı yollardan Amerikalı generallerle olduğunu ancak bu görüşmelerde kendisinin yer almadığını ifade etti. Öcalan, ABD-PKK görüşmesinin halen devam ettiği kanısında olduğunu da vurguladı. Zaman zaman örgütün sol kanadına karşı mücadele edenleri de eleştiren Osman Öcalan, İmralı'da tutuklu bulunan ağabeyi Abdullah Öcalan'ın da örgütteki etkisini yitirmediğini kaydetti. Türkiye'de aktif siyaset yapma arzusunda olduğunu da kaydeden eski PKK'lı, bunun için kendisine imkan tanınmasını istedi. ABD PKK'YI, İSRAİL PEJAK'I DESTEKLİYOR Öcalan, ABD'nin PKK'ya silah yardımı yaptığı şeklindeki soruları ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın, Birleşmiş Millet (BM) Genel Kurul toplantıları için gittiği Washington'da yapmış olduğu "PKK'nın elinde ABD tankları var" şeklindeki açıklamalarına da değinerek, "Şunu iyi biliyorum ki; benim bulunduğum süre içersinde Amerika'nın örgüte karşı askeri lojistik desteği olmamıştır. Ne silah ne de başka bir malzeme vermemiştir. Tankların olduğu konusundaki haberleri ben de hayretle izledim ve bu haberler bana göre yalandır. Birileri Türkiye'yi yanıltıyor ve Türkiye'yi yanıltan da zannederim İran'dır. Çünkü İran, ABD ve Türkiye ilişkilerinin bozulmasını istiyor. Hatta çatışma noktasına gelmelerini arzuluyor. Bu konuda bir fitne vardı ve bunu İran hatta bazı PKK çevreleri de yapabilir." dedi. ABD'nin Kürtlerin Irak siyaseti içinde öne çıkmasına destek verdiğini kaydeden Öcalan, bu nedenle ABD'nin PKK'yı, İsrail'in de örgütün İran uzantısı olarak nitelendirilen PEJAK'ı desteklemesinin muhtemel olduğunu savunarak, PEJAK'ın kuruluş amacının da İsrail ve ABD çıkarı doğrultusunda oluşturulduğunu, ancak her iki ülkenin de PKK ve PEJAK'a yönelik desteğinin dolaylı yollardan geliştiğini ima etti. DTP, APO'NUN SÖYLEDİKLERİNİ DİKKAT ALMAK ZORUNDA Halen İmralı Cezaevinde tutuklu bulunan Abdullah Öcalan'ın örgüt ve Demokrat Toplum Partisi üzerindeki etkisini de değerlendiren Osman Öcalan, "Türkiye'de Kürt sorunu ile ilgilenen Kürtlerin yüzde 99'u halen Apo'ya bağlıdır. Bu nedenle PKK da, DTP de Apo'nun dediklerini dikkate almak zorundadır. Onu dikkate almazsa DTP biter. Tabii şu da var; Apo, içinde bulunduğu çeşitli koşullardan dolayı örgütü yönetemiyor. Hatta bunu da açıkladı. 'Ben örgütü yönetemem koşullarım buna el vermiyor, siz gidin bildiğiniz gibi yapın' dedi. Ondan sonra PKK'nın eylemleri arttı" diye konuştu. SINIR ÖTESİ OPERASYONDA TÜRKİYE KAYBEDER Türkiye'nin olası sınır ötesi harekatı ve PKK'ya yönelik operasyonunu da değerlendiren Osman Öcalan, şunları kaydetti: "Her şeyden önce ABD'nin ve Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt hükümetinin onayını almadan yapılan bir operasyonun başarı şansını sıfır olarak görüyorum. Hatta sıfırın altında görüyorum. Türkiye'de kamuoyu çareyi bir sınır ötesi operasyonda görüyor ve oldukça buna konsantre olmuş. ABD ve Kürt hükümeti tarafsız kalsa dahi Türkiye kaybeder; çünkü çok asi ve geniş bir dağlık alan Kandil. PKK her taşını tanıyor, hangi vadisi nereye çıkar biliyor. Türk ordusu bu bölgeye girerlerse büyük zararlar görür. Ama ABD ve Kürt güçlerinin yardımını alırlarsa kısmen bir askeri başarıya ulaşırlar. Tam bir başarı değil. Türkiye en olumlu halinde bile kısmi bir başarı elde eder. ABD ve Kürt yönetim dışında yapılan bir operasyon Türkiye için çok korkunç sonuçlarda yaşanabilinir. Ciddi kayıplar verir. Bunun yanında arazide örgüte yönelik operasyonlar yapılırken, Türkiye'de sivil karakterli eylemler olur. Çünkü PKK'nın belli bazı birimleri halen Türkiye içersinde konumlandı. Eğer bir operasyon olursa iç bünyede yakma ve sivillerin içersinde olan eylemler kızışır." Türk ordusunun olası Kuzey Irak harekatında Bölgesel Kürt yetkililerin hareket kabiliyetlerini de değerlendiren eski örgüt üyesi, KDP ve KYB'nin söylemde karşı olmasına rağmen, Kürtlerin el altından örgüte destek çıkacağın savundu. Öcalan, sınır ötesi harekatta gerillaların fazla kayıp yaşamayacağın da söyledi. PKK'nın 'karargah' olarak kullandığı Kandil Dağı'ndaki militan sayısına da değinen Öcalan, "Bana ulaşan son bilgiler; dağdaki sayı epeyce azalmıştır. Yani 500'ün altındadır. Bunun gerekçesi de, PKK ilk baharda bir eylem kararı aldı ve eylem planı çerçevesinde silahlı güçler, Türkiye topraklarına doğru kaydırdı, sırf operasyon kaygısıyla değil." şklinde konuştu. PKK kadrolarına tekrar dönüp dönmeyeceğine ilişkin yöneltilen soruya ise Öcalan, örgütle sorunları bulunduğunu ve bu sorunların çözüme kavuşturulmadığı sürece dönmeyi düşünmediğini ifade etti.



