Bölge'de operasyonlar aralıksız bir şekilde sürerken, askerler 'güvenlik gerekçesiyle' ormanları ateşe vermeye devam ediyor. Öte yandan Batı illerinde rant alanı açmak için büyük tahribatlar yaratan yangınlar çıkarılıyor. Orman yangınlarının bu kadar önem arz ettiği bugünlerde Orman Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ali Küçükaydın, Bölge'de 'terörle mücadele' kapsamında yangınlar çıkarılabileceğini savundu.
Ahlaksız mı ahlaksız adam!
Türkiye'nin orman yangınlarına odaklandığı şu günlerde en çarpıcı(!) açıklama Orman Mühendisleri Odası'ndan geldi. Oda Genel Başkanı Ali Küçükaydın, Bölge'de 'terörle mücadele' kapsamında yangınlar çıkarılabileceğini savunarak, 'soğukkanlı' olunmasını istedi. Küçükaydın, Bölge'de 'terörle mücadele' kapsamında zaman zaman orman yangınları çıkabileceğini savundu.
Küçükaydın, batıdaki yangınlar için, komisyon oluşturduklarını, rapor hazırlayacaklarını, yangın söndürme çalışmalarının canla başla yürütüldüğünü söylerken, Bölge'deki yangınları 'terörle' mücadele kapsamında çıktığı için normal karşıladığını belirtti. Batıdaki yangınlar için 'Önemli olan mücadele yöntemleri ve bilinçlendirme çalışmalarını genişletmektir. Orman yangınlarıyla mücadele konusunda halkın desteğinin yüzde 100 olması gerekiyor. Araç-gereç ve personel yönüyle yangınla mücadele konusunda bir sorun yok' diyen Küçükaydın'ın Bölge'deki yangınlara ilişkin yorumu şöyle: 'Doğu ve Güneydoğu'daki yangınlar 'terörle mücadelede' konusunda oluyor. Burada insan yaşamının önplanda tutulması gerekiyor. Güvenlik görevlilerinin bazen yangınları engellediklerini düşünüyorum. Ama zaman zaman 'terör' kaygısıyla yapılan bir takım şeyler de olabiliyor. Soğuk kanlı olmak gerekiyor.' TEMA Vakfı Danışma Kurulu Üyesi Süleyman Çetin ise, 'Türkiye'nin her yerinde bulunan ormanlar hepimizin. Eğer Çanakkale'de ormanlar yanınca ciğerlerimiz yanıyor, Tunceli'de yanınca yanmıyor dersen olmaz, biz buna karşıyız. Tabii ki TEMA'nın da hataları ve eksikleri var. Sonuçta insanlar tarafından yönetiliyor ve insanın olduğu yerde hata da olur' ifadelerini kullandı. Ormanın bir ideolojiye mensup olmadığına değinen Çetin, 'Ormanın sağcısı, solcusu olmaz, ağacın ideolojisi olmaz. Şırnak, Cizre, Batman benim memleketimse onun üstündeki ağaçlar da hepimizindir. Bundan dolayı böyle bir duyarsızlık sözkonusu olamaz, bu ağaçlardan kinimizi çıkaramayız. Bu 'terörle mücadele' kapsamında veya başka bir nedenle olabilir. Sebebi ne olursa olsun TEMA Vakfı bu tip orman azaltıcı eylemlerin karşısında olmuştur' dedi. Bölge'deki orman yangınlarının güvenlik gerekçesiyle çıkarıldığı iddialarını da değerlendiren Çetin, 'Tabii ki 'terörle mücadelenin' kendine özgü yol ve yöntemleri vardır. Onu biz bilmeyiz ama orman alanlarının yakılması iddiaları doğruysa bu eylemler tasvip edilemez' dedi. Türkiye'nin batı illerindeki yangınlar için 'Ciğerlerimiz yanıyor' diyen hükümetin ve sivil toplum örgütlerinin Bölge'deki yangınlara sessiz kalmasını 'kaypaklık' ve 'oportünizm' olarak değerlendiren Çevreci Oktay Konyar, 'Orman yakmanın haklı gerekçesi olamaz' dedi, 'Bu ormanlar devlet eliyle yakılıyor' diye de ekledi.
ABDURRAHMAN GÖK
Siz kimi kandırıyorsunuz!
PNA-Irak Petrol Bakanlığı ülkede 20 yıldan bu yana ilk kez petrol arama çalışmasına başlanacağını açıkladı.
Irak’ta uzun yıllar süren yaptırımlar ve savaşlar nedeniyle, henüz keşfedilmeyen çok büyük rezervler bulunduğuna inanılıyor. Dünyanın üçüncü büyük petrol rezervi, 115 milyar varil bilinen rezervle Irak’ta bulunuyor. Ancak Irak hükümeti, rezervlerin gerçek büyüklüğünü, bilinenin üç katı olarak tahmin ediyor.
Bakanlık sözcüsü Asım Cihad, dün yaptığı açıklamada, jeofizikçiler, jeologlar ve mühendislerden oluşan üç ayrı ekip kurulduğunu ve bu ekiplerin bugün güney Irak’taki Nasıriye bölgesindeki Garaf petrol alanında araştırmalara başlayacaklarını söyledi.
Cihad, “Makineler, 20 yıldır yapılan ilk petrol araması için bakan ve üst düzey yetkililerin katılacağı bir törenle çalıştırılacak” dedi.
Cihad, Irak’ta petrol bulunması muhtemel 500 noktandan sadece beşte birinin işletildiğini ve daha fazla arama yaparak potansiyel alanları belirlemek zorunda olduklarını söyledi.
Ana gelir kaynağı petrol olan Irak, yıllar süren yaptırımlar ve savaşların ardından, petrol üretimini artırmak ve ülkenin yeniden imarını sağlamak için çok büyük yatırımlara ihtiyaç duyuyor. (reuters)
Irak Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’ye yabancıların Kerkük konusuna müdahale etmesine izin vermeyeceklerini bildirdiklerini açıkladı.
Kürt ve Iraklı siyasi gruplar, yerel seçimleri düzenleyen yasa üzerinde uzlaşma sağlarken, Irak Dışişleri Bakanlığı yayımladığı bir bildiri ile Türkiye’ye açık mesaj verdi: Kerkük’e karışma. Cumartesi günü Türk Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile telefonda görüştü. Irak Dışişleri Bakanlığı yapılan görüşmenin içeriği hakkında bir bildiri yayımladı. Türk Dışişleri Bakanı’nın, Kerkük konusunda ‘kaygılarını’ dile getirdiği belirtilen bildiride Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’nin de Kerkük’ün Irak’ı ilgilendiren bir mesele olduğunu söyleyerek yabancıların bu meseleye müdahil olmasına izin vermeyeceklerini söylediği ifade edildi. Bu arada Güney Kürdistanlı’ların büyük tepkisine neden olan yerel seçim yasası (24. madde) Irak’ın başkenti Bağdat’ta Birleşmiş Milletler (BM) ile ABD gözetiminde Kürtler ve Iraklı siyasi gruplar biraraya geldi.
‘Ortak görüşe varıldı’
Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani’nin Bağdat bürosunda gerçekleşen ‘kritik’ toplantıya ABD Büyükelçisi Ryan Crocker, Birleşmiş Milletler (BM) Irak temsilcisi, İngiltere Büyükelçiliği temsilcisi, Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Irak İslam Yüksek Konseyi Başkan Yardımcısı Ammar El Hekim, Irak Devlet Başkan Yardımcısı Adil Abdulmehdi, Irak İslam Partisi politbüro üyesi Dr. Eyyad Samerayyi ve birçok siyasi parti ve grubun üst düzey yetkilisi katıldı. Toplantıda Irak Anayasası’na aykırı bir şekilde, Kürt ittifakının itirazına rağmen Irak Parlamentosu’nda kabul görülen ancak Devlet Başkanlığı Konseyi tarafından geri çevrilen yeni Irak yerel seçimler yasasının özelliklede Kerkük ile ilgili 24. Maddesi hakkında taraflar görüşlerini ortaya koydu. Toplantıda tüm siyasi kesimleri kapsayabilecek ortak bir mekanizmanın üzerinde durularak tarafların önerileri ele alındı. Toplantı ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ammar El Hekimi, toplantıda bir noktada ortak görüşe varıldığını, bunları diğer siyasi gruplara da sunacaklarını, taraflar arasında bir uzlaşmanın olacağını beklediklerini kaydetti.
Osman: ABD baskı yapıyor
Yapılan görüşmelere ilişkin bir açıklama yapan Irak Parlamentosu’ndaki Kürt İttifakı Listesi üyesi Dr. Mahmud Osman, görüşmelerde bir sonuca ulaşılmadığı gibi ABD’nin işi aceleye getirerek karmaşıklaştırdığını söyledi. Kürdistan İttifak Listesi’nin diğer taraflarla yaptığı görüşmelerde bir sonuca ulaşmadığını bildiren Osman ABD’nin görüşmelerde aceleci davranarak olumsuz etkide bulunduğunu kaydetti. Osman, ABD’nin bu davranışının arkasında kendi halkına bir kazanım elde ettiğini göstermenin yattığını söyledi. Osman, bu durumun görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
BAĞDAT
İLGİLİ HABERLER
- Türk hükümeti, Federe Kürdistan’ın içişlerine karışacağını “tehditlerle” teyit etti!
- Kerkük = Kürt sorunu
- BAŞKAN BARZANİ: ‘’DIŞ GÜÇLERİN AJANDASI KERKÜK’TE BAŞARIYA ULAŞMAZ’’
- BAŞKAN BAZRANİ: ‘’ DIŞ GÜÇLERİN KERKÜK’TEKI AMAÇLARINA HİÇBİR ŞEKİLDE YOL VERMEYECEĞİZ’’
- BAŞKAN BARZANİ VE BUSH TELEFONLA GÖRÜŞTÜ: YEREL SEÇİM YASASI DEĞERLENDİRİLDİ
- Emir Türkiye’den geldi
- KERKÜKLÜLER KARARI ‘’KÜRDİSTAN BÖLGE YÖNETİMİNE BAĞLANMAK İSTİYORUZ’’
- 'Kerkük Kürtlerin yüreğidir'
- YNK : Türkmen Cephesi 4 Kürdü öldürdü
- 'Ergenekon'un avukatı' Baykal'ın açıklamaları ve ITC saldırısı failleri gösteriyor
- Kerkük'te İran, Türkiye, Suudia Arabistan'ın anti-Kürt ittifakı ve ITC parmağı
- KERKUK ,ERBiL’DEN SONRA SÜLEYMANİYE’DE BÜYÜK PROTESTO
- KÜRDİSTAN BÖLGE BAŞKANLIĞI’NDAN İNTİHAR SALDIRISINA KARŞI SERT KINAMA...
- ERGENEKON IRAK FELLUCE’YE NE GÔNDERDI?
- İsyan çağrısından sivil katliama
- ITC , ‘’HALKA ATEŞ AÇIN’’ TALİMATI VERDİ...
- Sağlık Bakanı: Kerkük'te 25 kişi öldü, 180 kişi yaralandı
- Türk hükümeti, Federe Kürdistan’ın içişlerine karışacağını “tehditlerle” teyit etti!
İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve Emniyeti, 'kesin tespitler ve güçlü delillerle olay aydınlatılmıştır' diyor. Ancak 'kesin delillerle' olayın üstünün örtüldüğü kanıtlandı. Kamuoyu, hükümetin hesap vermesini bekliyor
İstanbul Güngören'de 17 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan saldırıyla ilgili İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve Emniyeti'nin 'Olay aydınlatılmıştır' açıklamalarının gerçeği yansıtmadığı açığa çıkmasına rağmen, AKP hükümeti, kendileri açısından açıklamaların hâlâ geçerli olduğunu belirtti.
Boş laflar etme Sayın Vali!
Daha önce 'Kesin delillerle olay aydınlatılmıştır' diyen Atalay'la birlikte basının karşısına geçen İstanbul Valisi Muammer Güler, dün ise 'İnceleme daha sürüyor' dedi. 'Kesin deliller' göstermekten kaçınan Güler, yine şu muğlak ifadeleri kullandı: 'Geçmişte işlenen olaylar ve bu olayın meydana geliş tarzı, bölücü örgütü işaret ediyor. Bu olayın bölücü örgüt tarafından yapıldığına kuşku yoktur.'
Hüseyin Türeli konuştu
Söylenen iddiaların hiçbiri doğu değildir. Bomba olayı ile hiçbir ilgim yok. Bu suçtan tutuklanmadım. Böyle bir olaya karışmadım. Karışmam. Bu olayı babam bile yapsa asla kabul etmem.
Hükümet hesap vermeli
İstanbul Güngören'de 17 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan saldırıyla ilgili AKP hükümeti ve İstanbul Emniyeti'nin 'Olay aydınlatılmıştır' açıklamalarının gerçeği yansıtmadığının açığa çıkmasının ardından, gözler hükümete çevrilmiş durumda. Hükümet, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın açıklamalarını kendileri için doğru kabul ederken, kamuoyu, hükümetin hesap vermesini bekliyor.
Atalay, Güngören saldırısı sonrasında gözaltına alınan 8 kişi daha mahkemeye çıkarılmadan saldırının 'bölücü örgüt' tarafından yapıldığını söyleyerek, PKK'yi hedef göstermiş ve şu açıklamayı yapmıştı: 'Kesin tespitler ve güçlü delillerle tereddüte yer bırakılmayacak şekilde olay aydınlatılmış ve failler yakalanmıştır.' Ancak daha sonra 'kesin tespitler ve güçlü delillerle tereddüte yer bırakılmayacak şekilde' tutuklananların PKK'yle ve saldırıyla hiçbir ilgilerinin bulunmadığı, tutuklanma nedenlerinin de saldırı olmadığı açığa çıkmıştı. Bu gerçeklere rağmen Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Atalay'ın açıklamalarının kendileri açısından hâlâ geçerli olduğunu söylemişti.
AKP'nin Güngören saldırısıyla ilgili izlediği taktik ise, daha önce gerçekleşen birçok olayda izlenen yöntemi hatırlatıyor. 19- 24 Aralık 1978'de Maraş Katliamı gerçekleşti. Bir sinemaya bomba atıldı, bombalamanın solcular tarafından atıldığı yaygarası çıkarıldı. Bunun üzerine sol derneklere ve kurumlara saldırı oldu, daha sonra solcuların camileri ateşe verdiği söylentisi çıkarıldı ve Sünniler harekete geçirildi. Alevilerin ve Kürtlerin hedef alındığı Maraş Katliamı'nda 500'ye yakın kişi yaşamını yitirdi. Katliam, aynı zamanda 12 Eylül darbesine gerekçe yapıldı. Ancak dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in arşivinden yıllar sonra çıkan belgelerde gerçekler bir kez daha açığa çıktı. Ecevit'in 'gizlediği' belgelere göre, Maraş Katliamı aylar öncesinden 'Barış Gönüllüleri' adıyla bölgeye gönderilen ABD'li ajanlar, MİT ve MHP tarafından planlandı. Maraş Katliamı'ndan bir hafta önceki Alparslan Türkeş'in açıklamaları ise katliamın habercisiydi. Ayrıca Maraş Katliamı sırasında Emniyet Müdürü olan kişi ise çok tanıdık bir isim. AKP hükümetinin birinci döneminde İçişleri Bakanlığı görevini yürüten, şimdi ise AKP milletvekili olan ve 'derin devletin has adamı' olarak da bilinen Abdülkadir Aksu.
Bu olayın yanısıra güncel olarak bazı örnekler verilebilir. 2005 Newrozu'nda Mersin'de bayrak provokasyonu yaşandı. Bayrağın Kürtler tarafından yakıldığı ileri sürüldü. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı'nca bir bildiri yayınlandı ve Kürtler 'sözde vatandaşlar' ilan edildi. Kürtlere yönelik linç saldırıları ise bu açıklamayla birlikte yaygınlık kazandı. Ancak Ergenekon iddianamesinde de belirtildiği gibi, bayrak yakma eylemi 'ordu bağlantılı' Ergenekoncular tarafından, Maraş Katliamı'ndaki gibi benzer bir amaçla yapılmıştı. Bu kez AKP iktidardaydı, ancak gerçekleri ortaya çıkarmadı.
Güngören saldırısının da benzer bir provokasyon amacını taşıdığı kesin bir şekilde ortaya çıktı. Buna rağmen AKP hükümeti, gerçekleri gizlemeye devam ediyor. CHP'yle her konuda çatıştığı izlenimi veren ve Ergenekon operasyonuyla Temiz Eller operasyonu gerçekleştirdiğini iddia eden AKP hükümeti, Güngören olayıyla açığa çıktı ki, saldırının olduğu ilk gün hiçbir kanıta dayanmadan doğrudan PKK'yi hedef gösteren CHP ile Türk-Kürt çatışmasını körüklemeye çalışan Ergenekoncularla ortak hareket ediyor.
Hükümet değil Vali konuştu
Güngören olayıyla ilgili hükümetin yalanını dün İstanbul Valisi Muammer Güler de sürdürdü. Güler, olayla ilgili kamuoyunu yanıltan açıklamalarda bulunan hükümetin 'sözcülüğü'nü yaptı. Güler, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın olayla ilgili ifadelerini tekrarladı, 'Güngören'deki menfur olayın bütün hususları aydınlatıldı' dedi. Faillerin büyük bölümünün adliyeye sevk edildiğini belirten Güler, şöyle konuştu: 'Olayın eğitim sürecinden bomba düzeninin hazırlanmasına, olay yeri keşfine, bombayı koyan, telefonla patlatan, yardım-yataklık yapan ve buna yardım eden örgüt mensuplarına kadar uzanan geniş bir zinciri vardır. Tespitlere göre adliyeye sevk edilen 10 kişinin biri bizatihi bombayı koyan kişidir. Diğer kişilerin bir kısmı keşif, bir kısmı yardım-yataklık ve bir kısmı da örgüt üyesi olan şahıslardır. Olayla ilgisi olduğu delillerle tespit edilen ve henüz araştırılan kişi veya kişiler de bulunmaktadır. Bizim açımızdan bu olay bitmiş değildir.' Güler, olayı kimin yaptığına dair Başbakan Tayyip Erdoğan gibi 'açık kimlik' söylemedi, ancak 'PKK'yi hedef' gösterdi. Güler, 'Bölücü terör örgütü derken ismini ifade etmek istemiyoruz. O isim polis kayıtlarında geçsin. Örgüt propagandası anlamına gelecek bir isim telaffuzunda bulunmuyoruz' sözleriyle hükümetin 'olayı saptırma ve failleri gizleme çabası'na ortak oldu.
Savcı da Bakan'ı yalanladı
'Olay aydınlatıldı' diyen İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a bir yalanlama da savcıdan geldi. Göngören olayı kapsamında soruşturmayı yürüten savcı tarafından yapılan açıklamada, tutuklanan 8 kişinin 'tasarlayarak birden çok kişiyi öldürmek' suçundan değil 'terör örgütü üyesi olmaktan' tutuklandıkları belirtildi. 8 kişinin tutuklanmasının ardından Türk basınının emniyetteki ifadesi diye verdiği, bombayı yerleştirdiği iddia edilen Hüseyin Türeli'nin bomba patladıktan 5 dakika sonrasına kadar olayı izleyip ardından olay yerinden ayrıldığı haberleri de yalanlandı.
Türeli: Patlamayla hiçbir ilgim yok
AKP, bir özel savaş aygıtıdır
14:28
Güngören'de 17 kişinin ölümüne neden olan patlamanın ardından 'bombacı' olduğu iddia edilen Hüseyin T., bombalama ile ilgili hiçbir ilgileri olmadığını belirterek, 'Bombalamayı babam bile yapsa kabul etmem' dedi.
Güngören'de 17 kişinin hayatını kaybettiği patlamaya ilişkin olarak tutuklanan Hüseyin T., avukatları aracılığıyla DİHA'ya bilgi verdi. Patlamadan sonra mahkeme tarafından 'örgüt üyeliği' gerekçesiyle tutuklanan Hüseyin T. patlama ile hiçbir ilgisi olmadığını bildirdi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından 'bombacı' olduğu açıklanan, Hürriyet Gazetesi tarafından bombacı olduğu iddia edilen Hüseyin T., olayla hiç bir ilgisi olmadığını ve suçlamaları ret ettiğini belirtti. Hüseyin T., 'Bu söylenen iddiaların hiçbiri doğru değildir. Bomba olayı ile hiçbir ilgim yok. Bu suçtan tutuklanmadım. Böyle bir olaya karışmadım. Karışmam. Bu olayı babam bile yapsa asla kabul etmem' dedi. İSTANBUL (DİHA)
Metris'te işkence
Güngören'de meydana patlamanın ardından tutuklanan Hüseyin Türeli, Ziya Kıraç, Abdurrahman Oral, Şeraffettin Kara, Cevat Aydın, Aydın Ağlar, Mehmet Salih Yanak ve Nusret Tebiş'in Metris Cezaevi'nde ağır işkenceye maruz kaldıkları kaydedildi. Dün müvekkilleriyle görüşen avukatlar, müvekkillerinin kafalarında ve vücutlarında ağır darp izleri bulunduğuna dikkat çekti. Avukatlar, müvekkillerinin tutuklandıkları gün cezaevi girişinde 15'e yakın jandarma tarafından sopalarla ve coplarla saldırıya maruz kaldıklarını, içeri girdikten sonra da çırılçıplak soyularak gardiyanların saldırısına uğradıklarını aktardıklarını söyledi. Avukatları Hüseyin Çalışçı ve Mehmet Sani Kızılkaya, bugün konuya ilişkin İHD İstanbul Şubesi'nde basın toplantısı düzenleyecek. Avukatlar cezaevi idaresi ve görevli personel hakkında suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor. İSTANBUL / DİHA
FIRAT ÇAĞIN / UYGAR GÜLTEKİN
BAŞKAN BARZANİ: ‘’DIŞ GÜÇLERİN AJANDASI KERKÜK’TE BAŞARIYA ULAŞMAZ’’
Kurdians: Tuesday, August 05, 2008
PNA-Federal Kürdistan Bölge (FKB) başkanı Mesut Barzani, Bağdat’taki temaslarının ardından ulaştığı Kürdistan Bölgesi’nde düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, dış güçlerinin ajandasının Kerkük’te başarıya ulaşmasına hiçbir şekilde yol vermeyeceklerini söyledi.
Başkan Barzani dün yaptığı yaptığı basın açıklamasında, ‘’Dış güçlerin ajandasının Kürdistan’da başarıya ulaşmasına hiçbir şekilde yol vermeyeceğiz’’ dedi.
Başkan Barzani, ayrıca, Kerkük’teki Türkmen ve Arap kardeşlere bir mesaj verdi.
Başkan Barzani, mesajında, ‘’ Arap ve Türkmen’ler bizim kardeşlerimizdir. Kerkük’te dış güçlerin ajandasına hiçbir şekide yol vermeyiz. Onlara gelin bizimle oturup görüşün diyoruz. Haklarını elde etmeleri için bizden daha fazla istifade ederler.’’ Dedi. Başkan Barzani, ‘’Dış güçlerin ajandasının Kerkük’te başarıya ulaşmasına hiçbir şekilde yol vermeyiz’’ dedi.
Yerel seçim yasasının meclisten geçmesinin sebebi hakkında Başkan Barzani, ‘’Hata ittifakta olduğumuz taraflarda ve Kürdistan İttifakının performansındaydı. Düşmanlarda bu boşluktan istifade ettiler.’’ Dedi
ORTA VE GÜNEYDEN ASKERİ GÜÇ GETİRİLMESİNE GEREK YOK
PNA-Bugün sabah saatlerinde Kerkük’e sürpriz bir ziyarette buluan federal Irak Savunma Bakanı Abdulqadir Muhammet El Ubeydi , Kerkük yetkilileriyle bir araya gelerek ‘’Kerkük kenti Bağdat’ta anlatıldğı gibi istikrarsız değil bu konuda güvenlik güçlerine müteşekkürüz’’ dedi.
Konuya ilişkin PNA’ya özel bir demeç veren Kerkük İl Emniyet Müdürü Cemal Tahir , bugün sabah saatlerinde savunma bakanı El Ubeydi ve bir ABD generalinin de içinde yer aldığı üstdüzey bir heyet ile Kerkük’e geldiğini belirterek burada kendileri ve diğer üstdüzey güvenlik yetkilileri ile bir araya geldiğini söyledi.
El Ubeydi’nin Kerkük’ün durumunu yakından görmek amacıyla merkezi hükümet tarafından gönderildiğini söylediğini kaydeden Tahir, savunma bakanı El Ubeydi’nin Kerkük’ün güvenlik durumundan çok memnun kaldığını ve El Ubeydi’nin , Kerkük’ün durumunun %100 Bağdat’ta anlatılanlarının aksine olduğunu dile getirdiğini dikkat çekti.
El Ubeydi’nin , Kerkük’ün güvenlik açısından son derece istikrarlı bir kent olduğunu belirttiğini söyleyen Tahir, bu konuda El Ubeydi’nin ‘’ orta ve güneyden herhangi bir askeri gücün kente getirilmesine gerek olmadığını belirttiğini açıkladı.
El Ubeydi’nin Kerkük’te istikrarlı durumun ortaya çıkmasını sağlayan güvenlik güçlerine teşekkür ettiğini de söyleyen Tahir , bakanın daha sonra Kerkük Valisi Abdurrahman Mustafa ile bir araya geldiğini ve burdan da Kerkük İl meclisine geçerek burdaki meclis başkanı ve üyeleri ile görüştüğünü belirtti.
İl Emniyet Müdürü Tahir , ayrıca , Savunma bakanı El Ubeydi’nin bugün kentte Türkmen ve Arap gruplarla da görüştüğünü sözlerine ekledi.
8-8-2008-18:52Kafkasya'da uzun süreden beri süren siyasi gerginlik savaşa dönüştü. Gürcistan, bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya'yı işgal ederken, Rusya havadan ve karadan Gürcistan'a karşılık verdi. Çıkan çatışmalar Gürcistan'ın başkenti Tiflis'e kadar yayılırken, onlarca kişinin yaşamını yitirdiği bildiriliyor. Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili, işgal hareketini 'Özgürleştirme harekatı' olarak yorumlarken, Rusya, 'Gürcistan'ın cezalandırılacağını' duyurdu. ABD, AB, NATO, AGİT alarma geçti.Çatışma özellikle Rusya ile ABD'nin bölgedeki güç gösterisi bakımından önem kazanıyor. Öte yandan ABD-İran gerilimi bölgedeki durumu daha da gerilimli hale getiriyor.
Kafkaslar'da savaş
Türkiye'nin birlikte BTC ve Bakü-Tiflis-Kars tren hattı gibi projelere birlikte imza attığı sınır komşusu Gürcistan'dan bağımsızlığını ilan eden 70 bin nüfuslu Güney Osetya'ya Gürcü ordusu girerken, Rus savaş uçakaları Gürcistan topraklarını bombaladı, tanklar bölgeye girdi.
Rusya'nın Kafkasya ve İran sahasına yakın olmak için önemsediği, ABD'nin darbeyle getirdiği Mihail Saakaşvili eliyle petrol güzerhahı, Karadeniz ve İran'a yakın olmak için üzerinde durduğu Gürcistan ile Osetya-Rusya arasındaki fay hattı kırılarak savaşa dönüştü. NATO'ya girme talebi ve ABD'ye yakınlaşması nedeniyle Rusya'nın şimşeklerini üstüne çeken Gürcistan, bağımsızlığını geçtiğimiz yıllarda ilan eden, nüfusunun yüzde 90'ı Rus pasaportu taşıyan Güney Osetya'ya karşı ''anayasal düzeni yeniden sağlama' adı altında işgal operasyonu' başlattı.
2006 referandumunda Oset halkın bağımsızlıktan yana verdiği oyları tanımayan Gürcistan'ın ABD ile Rusya'nın da devreye girmesiyle önceki gün sağlanan Gürcü-Oset ateşkesinden birkaç saat sonra ateşkes bozuldu. Gürcü askerleri kısa sürede Güney Osetya'nın başkenti Tshinvali'yi zorlamaya başladı. Tshinvali'nin çevresindeki bazı yerleşim birimini kontrol altına aldı. Halk büyük panik yaşayarak sığınaklara koştu.
Bölgede barış gücü askeri bulunduran Rusya'nın da karşılık olarak Gürcü birliklerini bombaladı. Gün boyu çelişkili haberler gelse, Rusya çatışmalara dahil olduğunu yalanlasa da Rus Kanal 1 televizyonu, Rus tanklarının Güney Osetya'ya girdiğini kaydetti. Gürcistan hava sahasında 4 Rus savaş uçağını düşürdüklerini savundu. 150 Rus tankının Güney Osetya'ya girdiğini kaydeden Saakaşvili, 'Güney Osetya'nın başkenti Tshinvali'yi özgürleştirmeye başladıklarını' belirterek, Tshinvali'nin merkezinde çatışmaların sürdüğünü ve binlerce yedek askeri seferber ettiklerini söyledi. Saakaşvili, ulusa sesleniş konuşmasında, Rusya Federasyonu'na Gürcistan kentlerini bombalamaya son vermesi çağrısında bulundu.
Abhazya'dan gönüllüler bölgede Savaş haberlerinin duyulması üzerine Rusya'nın Kuzey Osetya bölgesi ve Abhazya'dan binlerce gönüllünün, Gürcistan kuvvetlerine karşı savaşmak için Güney Osetya'ya gitmek üzere yola çıktığı bildirildi. Interfaks ajansının haberine göre, Rusya'nın Kuzey Osetya bölgesinin Devlet Başkanı Taimuraz Mamsurov, 'yüzlerce Kuzey Osetyalı Güney Osetya'ya gitmek üzere yola çıktı. Bu kişileri durduramayız ya da gitmelerini engelleyemeyiz' dedi. Gürcistan'dan bağımsızlığını ilan eden Abhazya'nın Devlet Başkanı Sergey Bağaşp da Ahbaz gönüllülerin gidişini doğruladı. Öğleden sonra 14.00 ila 17.00 arasındaki ateşkes yapıldı. Anca o da bozuldu.
Tiflis bombalandı Rus savaş uçakları Gürcistan'ın başkenti Tiflis'e yaklaşık 20 kilometre mesafedeki Vaziani üssü ve Tiflis'e 30 kilometre mesafedeki Marneuli havaalanını bombalarken, Rusya Savunma Bakanlığı, 10'dan fazla Rus barış gücü askerinin öldüğünü açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Gürcistan'ın köylerde etnik temizlik yapıldığına dair raporlar aldıklarını söyledi. Lavrov, 'Güney Osetya'daki köylerde etnik temizlik yapıldığı, mültecilerin sayısının arttığı, insanlar arasında paniğin büyüdüğü ve halkın hayatını kurtarmaya çalıştığına dair raporlar alıyoruz' dedi.
Beyaz Saray, NATO ve AGİT alarmda
Beyaz Saray, Gürcistan ile Güney Osetya arasındaki çatışmaların derhal durması çağrısında bulundu. Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, taraflardan Güney Osetya krizinin çözümü için doğrudan görüşmeler başlatması istendi.
Olimpiyat Oyunları için ABD Başkanı George Bush ile Çin'in başkenti Pekin'de bulunan Beyaz Saray sözcüsü Gordon Johndroe, 'Tüm taraflar şiddete derhal son vermeli ve sorunu barışçı yollarla çözmek için doğrudan görüşmelere başlamalı' dedi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) de, Güney Osetya'daki çatışmalardan 'ciddi endişe duyduğunu' belirterek, taraflara görüşme çağrısında bulundu. AGİT dönem başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Alexander Stubb, Tiflis ve Tshinvali ile temasta olduğunu belirtti ve tarafları en kısa zamanda Helsinki'de görüşmeye çağırdı. Stubb, bölgede durumun son derece gergin olduğunu ve gerginliğin hemen azaltılması gerektiğini kaydetti. Finlandiya Dışişleri Bakanı, yakın zamanda Gürcistan'a gitmeyi planladığını da ifade etti.
NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, çatışmalardan 'büyük endişe duyulduğunu' açıkladı. Jaap de Hoop Scheffer, taraflara silahlı kuvvet kullanmamaları ve uzlaşma arayışı için doğrudan görüşmeler başlatmaları çağrısında bulundu. Genel Sekreter, NATO'nun gelişmeleri yakından izlediğini bildirdi.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis, çatışmalarda sivillerin ölmesinden endişe duyulduğunu, önceliğin 'hemen ve koşulsuz' ateşkesin ilan edilmesi olduğunu belirtti. Açıklamada, ateşkesi, barışçı ve daimi bir çözüme varılması için doğrudan görüşmelerin izlemesi gerektiği vurgulanarak, ülkenin bölge halkı için çok kötü sonuçlar doğurabilecek bir savaşın eşiğinde olduğu ifade edildi.
AB Komisyonu yetkilileri de, Gürcistan ile Güney Osetya arasındaki çatışmalardan duyulan 'büyük endişeyi' yansıtarak, taraflara şiddete başvurmaya derhal son vermeleri çağrısında bulundular. AB dönem başkanı Fransa'ysa, krizin çözümlenebilmesi amacıyla temasların artırılacağını bildirdi. Açıklamada, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner'nin de ateşkes için taraflarla temasta olduğu kaydedildi. Uluslararası Kızılhaç örgütü de, Gürcistan'dan tek yanlı bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya'daki yaralılar için insani yardım koridoru açılmasını istedi.
Yüzlerce sivil yaşamını yitirdi
Güney Osetya'nın lideri Eduard Kokoeti, Gürcü askeri birliklerinin saldırısında yüzlerce sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. Kokoeti, 'Tshinvali'de ölenler arasında yüzlerce sivil var. Bu Gürcistan'ın Osetya halkına karşı üçüncü soykırımı. Asıl katil Saakaşvili'dir' dedi. Savaşın taraflarından Rusya'nın Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev de, Güney Osetya'daki Rus yurttaşlarının ölümünden sorumlu tutulacakların cezalandırılacağını söyledi. Medvedev, 'Ölümlerinin cezasız kalmasına izin vermeyeceğiz. Sorumlular hak ettikleri cezayı çekecek'' diye konuştu. Medvedev, Rusya'nın Kafkasya halkının güvenlik garantörü olduğunu ve öyle kalmaya da devam edeceğini sözlerine ekledi. Çin'de bulunan ABD Başkanı George W. Bush ve Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in, Gürcistan ve Güney Osetya'da tırmanan çatışmalarla ilgili görüştükleri bildirildi. Beyaz Saray Sözcüsü Gordon Johndroe, 'ABD Başkanı ve Putin, durumu tartıştılar' demekle yetindi. Rusya Dışişleri Bakanlığı da, Gürcü yönetiminin 'aklını başına alması' gerektiğini bildirdi.
Güney Osetya sorunu
Gürcistan ile Güney Osetya arasında ABD ve Rusya'nın da devreye girmesiyle 7 Ağustos'ta sağlanan ateşkes, birkaç saatin ardından sona erdi. Gürcistan 8 Ağustos sabahı ''anayasal düzeni yeniden sağlama operasyonu'' kapsamında bölgeyi ateş altına aldı. Uluslararası toplumun tepki gösterdiği, sürmekte olan çatışmalara neden olan sorun, yıllar önce başladı. Gürcistan, 26 Mayıs 1918 tarihinde, ülkedeki bütün azınlıklara eşit siyasi ve sosyal haklar verdi, kendilerini serbestçe geliştirme imkanı tanıdı; Ancak 1919'da yerel meclisleri kapatma kararı aldı. Güney Osetya'daki Gürcü hakimiyeti 25 Şubat 1921 tarihinde Kızıl Ordu'nun Gürcistan'a girmesiyle sona erdi. Güney Osetya, 1922'de 'Güney Osetya Özerk Bölgesi'' olarak Gürcistan'a bağlandı. Eski Sovyetler Birliği zamanında durgun bir dönem geçiren bölge, Sovyetlerin dağılması sürecinin ardından pek çok bağımsızlık hareketine sahne oldu. SSCB dağıldıktan sonra kurulan Rusya Federasyonu'na bağlı Kuzey Osetya ile birleşmeyi isteyen Güney Osetya ve Gürcistan arasındaki gerginlik 1989 sonlarından itibaren artış gösterdi. Güney Osetya'nın, 20 Eylül 1990 tarihinde kendisini ''Demokratik Güney Osetya Sovyet Cumhuriyeti'' ilan etmesine, Gürcistan aynı yıl içinde söz konusu bölgenin özerk statüsünü kaldırdığını açıklayarak, tepki gösterdi. Bu gelişmeden sonra, 1991'de Gürcü birliklerinin başkent Tshinvali'ye girmesiyle çatışmalar başladı. 14 Temmuz 1992 tarihinde Ruslar, Gürcüler ve Osetlerden oluşan 4 bin kişilik barış gücü birlikleri bölgeye girerek, ateşkesi sağladı. Ateşkesin denetlenmesi için taraflar arasında Rusya'nın da katılımıyla ortak kontrol komisyonu oluşturuldu. Bölgede ateşkes sağlanıncaya kadar süren çatışmalarda 39 bin Oset ve 11 bin Gürcü evlerini terk etti. Güney Osetya bölgesinde yaklaşık 10 gün Gürcü köylerine yoğun ateş açılması üzerine başlayan çatışmalar şiddetlenerek devam etti. Son günlerde gerilim sınır çatışmalarıyla sürüyordu.
ABD'nin Kafkas oyunu
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı yaptığı yazılı açıklamada, Güngören'daki saldırının arkasında 'derin güçlerin' olduğunu belirterek, AKP hükümetinin gerçek suçluları koruyup gizlediğini bildirdi.
'Bir kez daha açıkça söylüyoruz ki, Kürt özgürlük hareketinin veya ona bağlı herhangi bir birimin Güngören'de gerçekleştirilen bu saldırı ve katliam ile hiçbir ilişkisi yoktur' açıklamasını yapan KCK, AKP hükümetinin İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yalan söylediğini belirtti.
Güngören saldırısı derin güçlerin işi
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı gündemdeki konulara ilişkin yazılı açıklamada bulundu. Açıklamasında KCK, Türkiye cumhuriyetinin yaşadığı sistemsel tıkanıklığı uluslararası güçlerin de devreye girmesiyle aşmak istediğine dikkat çekti.
AKP'nin kapatılmaması ve Ergenekon davasının da, Kürdistan'da işlenen katliam ve cinayetlerin dışında tutularak sürdürülmek istenmesinin bir uzlaşma olduğunu bildiren KCK, 'Tam da bu süreçte Güngören'de bu eylem muhtemel gelişmenin boyutunu başka yöne çevirmeye dönükte olabilir. Bu saldırının gerçekleştiği zaman dikkate alındığında, bu saldırının arkasında derin güçlerin parmağı ve yönlendirmesi olduğu açıkça ortadadır. Ayrıca Kerkük saldırısıyla birlikte düşünüldüğünde Kürt halkını hedef gösterme planının bir parçası olarak pratikleştirildiği ihtimalini güçlendirmektedir' dedi.
KCK, başta Türk basının, kimi emniyet yetkilileri ile CHP lideri Deniz Baykal'ın Güngören'deki katliamı özellikle Kürt özgürlük hareketine yüklemeye çalışmasının dikkat çekici olduğunu belirtti.
Bu katliam ile hiçbir ilişkimiz yok
KCK açıklamasında, 'AKP hükümetinin İçişleri Bakanı Beşir Atalay, sonderece pişkin bir biçimde yalan söyleyerek, hareketimize iftira atmış ve hiçbir ilişkimizin olmadığı bu olayı Kürt özgürlük hareketine yüklemek istemiştir. İçişleri bakanı bir takım senaryolarla birlikte bazı yurtsever Kürt gençlerini tutuklayarak, kendi yalanına malzeme oluşturmaya çalışmakta ve olayı Kürt halkına mal etmeye çalışmaktadır' dedi.
'Bir kez daha açıkça söylüyoruz ki, Kürt özgürlük hareketinin veya ona bağlı herhangi bir birimin Güngören'de gerçekleştirilen bu saldırı ve katliam ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bütün yurtsever, demokratik güçler ve dünya kamuoyunun bunu böyle bilmesi gerekir' diyen KCK, elinde hiçbir maddi delil bulunmamasına rağmen AKP hükümeti kendini temize çıkarmak, yapılan suçu örtbas etmek ve gerçek suçluları koruyup gizlemek amacıyla alelacele böyle bir açıklamada bulunmasının maksatlı olduğunu ifade etti.
Bu açıklama ile AKP hükümetinin Kürt halkına karşı beslediği düşmanlığın ulaştığı boyutun ortaya çıktığını ifade eden KCK, bu iddia ile tutuklanan Kürt gençlerinin de bir iftiranın kurbanı olarak seçildikleri kaydedildi.
'Sistem içi uzlaşma var'
Bu saldırıdan dolayı Kürt özgürlük hareketinin suçlanmasının sistem içi bir uzlaşma olduğunu bildiren KCK açıklaması şöyle:
'AKP hükümetinin alelacele hareketimizi suçlaması gösteriyor ki, yapılan sistem içi uzlaşma Kürt halkına karşı birleşme temelinde yapılmış olup Kürdistan özgürlük hareketine dönük yeni bir saldırı dalgasının zeminini oluşturma amaçlıdır. Bu nedenle AKP hükümeti çok ikiyüzlü bir biçimde ve alçakça gerçek suçluları gizlemeye çalışmakta ve bu olayı hareketimize yüklemeye çalışmaktadır, bu aynı zamanda AKP hükümetinin Kürt halkına karşı saldırgan politikasının bir malzemesi olarak kullanacağı şimdiden bellidir. Açıkça görülüyor ki, AKP hükümeti bir kez daha geliştirdiği düşmanlık politikasıyla iktidarını pekiştirecek ve halkımızın kanı temelinde kirli amaçlarına ulaşmayı hedeflemiş bulunmaktadır.'
Çatışmalar şiddetleniyor
KCK, son günlerde artan çatışmalarada dikkat çekerek, Beytüşebbap'ta bir binbaşının komutasındaki 18 kişilik bir kontrgerilla takımının HPG güçleri tarafından tasfiye edilmesinin çatışmaların ulaştığı boyutu göstermek açısından önemli olduğunu belirtti.
Halklarımızı ve demokratik güçleri hareketimize karşı gerçekleştirilen iftiralar karşısında duyarlı olmaya çağran KCK açıklamasında şöyle denildi: 'Gerçekleşen bu eylem Kürdistan'da çatışmaların ulaştığı boyutu göstermek açısından önemlidir. Ancak Türk özel savaş hükümeti ve medyası bu eylemden hiç bahsetmemiş, sadece bu eylemde beş korucunun vurulduğunu söyleyerek yalan söylemiş ve gerçekleri çarpıtmıştır. Oysa HPG'nin bu eylemi koruculara karşı değil, bir kontra takımına karşı gerçekleştirilmiş ve bizzat üzerlerindeki 11 adet ferdi silah gerillalarca kamulaştırılmış olması bu eylemin kapsam ve içeriğini ortaya koymaktadır. Buna rağmen Türk genelkurmayının bu gerçekliği kamuoyuna açıklamamış olması bir yalandan öte, kamuoyu ve Türkiye halkına karşı yapılmış bir saygısızlıktır.
Bir kez daha belirtelim ki, koruculuk Kürdü Kürde kırdırmanın, Kürt toplumsal yapısını parçalamanın ve bu parçalamayı kalıcılaştırmanın bir oyunudur. Şu veya bu nedenle korucu olma durumunda kalmış bireyler, Türk devletinin bu tehlikeli oynuna gelmemelidir. Kürt özgürlük savaşçılarının peşine düşen kontra ve kelle avcısı birliklerde ne pahasına olursa olsun kesin bir biçimde yer almamalıdırlar. Hareketimizin koruculara karşı bir özel eylem planı yoktur. Eğer böyle özel kontra birliklere katılmaz ve HPG güçlerinin üzerine gitmezlerse, kendilerine karşı hiçbir eylemin gerçekleştirilmeyeceğini bilmeleri gerekiyor. Gelinen aşamada Kürt halkına karşı oynanan bu oyunun boşa çıkarılması her Kürt yurtseverinin görevi durumundadır. Her korucu bir kez daha bu vesileyle durumu dikkatle ele almalı ve gözden geçirmelidir.'
'Ali Çekin'in cezaevinde tutulması cinayettir'
KCK, cezaevinde yaşamını yitiren 77 yaşındaki Ali Çekin'in ailesi ve yakınlarına da başsağlığı diledi.
KCK şöyle dedi: 'AKP hükümetinin Kürt özgürlük hareketine ve özgür Kürde öfkesi sadece belirtilen örnekle sınırlandırılamaz. Hergün başka yeni örnekler de yaşanmaktadır. En son yaşanan örneklerden birisi de, 77 yaşında ve ağır hasta olmasına rağmen Ali Çekin isimli yurtsever Kürt insanının tutukluluğuna devam edilmesi ve gereken tedavinin yapılmaması nedeniyle yaşamını yitirmesi de göstermektedir ki, AKP hükümeti Kürt halkına karşı düşmanlıktan başka yaptığı/yapacağı hiçbirşey yoktur. 77 yaşındaki bir insanın hasta olduğu bilinmesine rağmen gösterilen bu tutum bir cinayetten farksızdır. Bu vesileyle Ali Çekin'in ailesi ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.'
BEHDİNAN-ANF
Ergenekon operasyonuyla Temiz Eller iddiasında bulunan AKP, Güngören'de gerçekleri açığa çıkaracağına, devletin yıllardır uyguladığı kontr-gerillayı aklama yöntemini devreye koydu
Bizzat devlet bağlantılı oluşumlarca, Çorum, Beyazıt, Maraş, Gazi ve Şemdinli gibi birçok yerde katliamlar gerçekleştirildi. Yine Bölge illerinde devletin kontr-gerilla örgütlenmesi olan JİTEM ve Hizbullah örgütleri, binlerce faili meçhul cinayet gerçekleştirdi, gerçekleştirmeye devam ediyor. Bütün bunlar, ortaya çıkarılan belge ve bulgularıyla, bu işi bizzat yapanların itiraflarıyla ortaya konulmasına rağmen her zaman gizlendi.
Şemdinli'de suçüstü yakalandığı halde JİTEM'i aklayan AKP hükümeti, Ergenekon operasyonlarıyla Temiz Eller operasyonu gerçekleştirdiğini iddia etti. Ancak iddianamede hiçbir derin devlet faaliyetine dokunulmadı, devlet bağlantılı oluşumlar aklandı. Böylece AKP'nin iddiası boşa çıkarken, Güngören'de patlama meydana geldi. AKP, olayın faillerini meydana çıkaracağına, gerçeklerin üstünü örtme taktiği izledi.
İstanbul Güngören'de meydana gelen ve 18 kişinin ölümüyle sonuçlanan patlamayla ilgili tutuklanan 8 kişiyle ilgili İçişleri Bakanlığı'nın, Emniyet yetkililerinin ve Türk basınının gerçekleri açıklamadığı belgelerle kanıtlandı. Olay yerine bombayı bıraktığı ileri sürülen Hüseyin T'nin yaklaşık 4 yıldır çalıştığı işyerinin giriş-çıkış kayıtları Kandil'de eğitim aldığı yalanını ortaya koydu. Hüseyin T'nin, Kandil'de bomba eğitimi aldığı iddia edilen dönemde İstanbul'da özel bir hastanede tedavi olduğu ortaya çıktı. Ergenekon operasyonunda 'derin'e inmeyen AKP hükümetinin, Ergenekon'da izlediği taktiği Göngören'de de izlediği belirtiliyor. Göngören'in ucunun 'derin devlet'e dayandığı için AKP'nin Göngören patlamasının gerçek yüzünü açığa çıkartmayacağı kaydediliyor.
AKP hükümeti başta olmak üzere, muhalefet ve Türk medyasının ısrarla Göngören'deki patlamayı 'PKK üzerine yıkan' açıklamaların gerçeği yansıtmadığı belgelerle ortaya çıktı. İstanbul Güngören'de 26 Temmuz akşam saatlerinde düzenlenen iki saldırının ardından İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından 'Bombacıları yakaladık' diye basına açıklanan Hüseyin T'nin bombalamaktan değil 'örgüt üyesi olmak' iddiasıyla tutuklandığı ortaya çıktı. Hüseyin T'yi tutuklayan mahkeme heyetinin özellikle 'Sizi bombadan değil örgüt üyeliğinden tutukluyoruz' dediği iddia edildi.
Eğitimde değil işyerinde
Hüseyin T'nin tutuklanmasının ardından Türk basınının 'Bomba eğitimi almış', 'Yedi günde yedi adres değiştirmiş' gibi haberlerin de doğru olmadığı kanıtlandı. Türk basınının iddia ettiği gibi 'bomba eğitimi' aldığı dönemde Hüseyin T'nin özel bir tekstil firmasında 2003 yılının Şubat ayından itibaren çalışmaya başladığı, çalıştığı işyerinin girişi-çıkış saatini gösteren sistemin kartlı bir mekanizmaya sahip olduğu ve Hüseyin T'nin yaklaşık 4 yıldır düzenli olarak bu işyerinde çalıştığı belgelendi. İşyerinin giriş-çıkış kayıtlarının son 2 aylık dökümünün polis tarafından da incelendiği belirtildi.
Evinde yakalandı
Ayrıca 'Yedi günde yedi adres değiştirdi' diye basın tarafından lanse dilen Hüseyin T'nin yaklaşık 5 yıldır ikamet ettiği adresinde yakalandığı bildirildi. Hüseyin T'nin Kandil'de bomba eğitimi aldığı ve üç ay önce Türkiye'ye giriş yaptığı iddia edilen dönemde ise İstanbul'da özel bir hastanede tedavi gördüğü sağlık karnesindeki resmi kayıtlarda mevcut. Özel bir televizyon kanalında önceki akşam Hüseyin T.'nin abisinin 'Askere kurşun sıkıyor' haberi de yalan çıktı. 3'ü kız toplam 12 kardeş olan Hüseyin T'nin ağabeyleri İstanbul'da çalışıyor.
Haberler düzmece
Kendisi ile görüştüğümüz ve görüntülenmesini istemeyen Hüseyin T.'nin ağabeyi, haberlerin tamamının düzmeceden ibaret olduğu, kardeşinin yıllardır evinden işine gidip gelen biri olduğunu ve mahkemede tutuklanma gerekçesinin ise bombalama olayı ile hiçbir bağlantısı olmadığını söyledi. Ağabey T., 'Daha Beşiktaş Adliyesi'nin önünde savcılıktaki sorguları bitmeden İçişleri Bakanı açıklama yaptı. Tutuklanıp tutuklanmadıkları bile belli olamadan basın kardeşimin bombayı patlattığı için tutuklandığını söylemeye başladı. Daha resmi olarak tutuklanmamışlardı. Resmi evrakları alıp incelesinler' dedi. Kendisinin ve diğer kardeşlerinin de yıllardır İstanbul'da çalıştığını söyleyen Ağabey T, haberleri yayınlayan televizyon kanalları hakkında dava açmaya hazırlanıyor.
Göngören'de Ergenekon taktiği
Göngören bombalı saldırısının tüm okları 'derin devlet' ve 'Ergenekon'u göstermesine rağmen ısrarla AKP hükümeti, muhalefet ve Türk basını tarafından PKK'nin üzerine atılması, 'hedef saptırma' olarak yorumlanıyor. Özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın olay yerindeki inceleme esnasında yaptığı açıklamayla başlattığı ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın da aynı sözleri kullanarak, 'yapanların kimliği'ni açık söylememesi de olayı maniple etmeye dönük olduğu belirtiliyor. Erdoğan'ın, Ergenekon'u kastederek, 'Saldırının zamanlaması failleri ele veriyor' şeklindeki açıklaması üzerinde durmayan Türk basınının, Kürt-Türk çatışmasını körüklemeye yönelik bir yayın izlemesi dikkat çekiyor. Türk basınının böyle bir yayın izlemesinde AKP hükümetinin payının büyük olduğu belirtiliyor. Ergenekon'u 2004 yılı ve sonrası 'darbe planları' ve 'AKP hükümetini devirme planları'yla sınırlı tutan AKP'nin, Ergenekon'da olduğu gibi Göngören'deki patlamada da asıl sorumluları açığa çıkarmayacağı dile getiriliyor. AKP'nin bu nedenle ısrarla 'açık kimlik' belirtmedikleri ve yaptıkları açıklamaların tamamen gündemi saptırmaya yönelik olduğu kaydediliyor.
Çiçek yalanı sürdürdü
Tüm bu tespitleri doğrulayan bir açıklama da Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'ten geldi. Bakanlar Kurulu toplantısından sonra açıklama yapan Çiçek, saldırı için 'Bildiğiniz gibi olayın faillerinin yakalanmasının ardından İçişleri Bakanı arkadaşımız İstanbul'da bir açıklama yaptı. Dolayısıyla bizim için geçerli olan açıklama budur, onun dışındaki açıklamalar bizim dışımızdadır' diye konuştu. İSTANBUL – DİHA FIRAT ÇAĞIN / UYGAR GÜLTEKİN
Alman İstihbaratı: PKK'nin işi değil
Uzmanlardan sonra Alman İstihbarat Teşkilatı'ndan (BND) da bombalı saldırının PKK'nin işi olmadığı açıklaması geldi. Bild Gazetesi'ne konuşan Alman İstihbarat Teşkilatı Şefi Ernst Uhrlau, saldırının arkasında 'El Kaide veya Türkiye'deki 'derin devlet'in' olabileceğini söyledi. Türkiye'de 'İslamcı teröristlerin' faaliyette bulunduklarına dikkat çeken Uhrlau, saldırının PKK'nin eylem tarzına uymadığını belirtti. Uhrlau, 'İşleniş itibariyle PKK tarafından yapılmışa benzemiyor. İşleniş tekniği, yer ve zaman konuları göz önüne alındığında, saldırının arkasında kökten dinci bir grubun veya Türkiye'deki derin devletin olma ihtimali daha kuvvetli. Bu içeriden bir saldırıya benziyor' dedi.
Aydar: Devlet Güngören'de uzlaştı
Kongra-Gel Başkanı Zübeyir Aydar, Türk devletinin Güngören'de 17 kişinin ölümüne yol açan patlamaya ilişkin bir şeylerin üzerini örtmeye çalıştığını belirterek, olayın PKK'ye mal edilmesinin ordu ile hükümet arasındaki uzlaşmaya dayandığını kaydetti.
27 Temmuz günü İstanbul Güngören'de meydana gelen patlamanın üzerinden daha bir saat geçmeden bazı çevreler olayı PKK'ye yüklemeye çalıştı. CHP lideri Deniz Baykal, suçlamayı yapan ilk kişi oldu.
Ergenekon iddianamesinin açıklandığı, AKP davasının görülmeye başlandığı bir dönemde meydana gelen patlamada, ciddi hiçbir delil sunulmadan mahkeme kararından hemen sonra PKK'ye yüklendi. Ancak PKK saldırının kendileri ile ilgisi olmadığını belirterek kınadı.
Kongra-Gel Başkanı Zübeyir Aydar, Türk hükümeti ve medya organlarının hep bir ağızdan PKK'yi suçlamasına tepki göstererek, olayın kendileri ile bağlantılı olmadığını bir kez daha vurguladı.
'Bu olay baştan oluş itibari ile zamanlama itibariyle tümden daha önce işaret ettiğimiz gibi, son derece ilginç ve ilgi çekici bir olaydır. Yöntem, kullanılan malzeme ve yer itibariyle göz önüne alınması gereken bir olaydır' diyen Aydar, bu tür eylemlerin özgürlük hareketine zarar vereceğini kaydetti. Savaş kurallarına göre hareket ettiklerini ve sivilleri hiçbir zaman hedef almadıklarını ifade eden Aydar, 'Kürdistan Özgürlük Hareketi neden kendi kendimize zarar veren bir eylem yapsın?' diye sordu.
Bu patlama devlet içi hesaplaşmadır
Eylemin zamanlamasının Ergenekon iddianamesinin açıklanması, AKP'ye açılan kapatma davasının görülmesi ve Ankara'da yapılan gizli görüşmelere denk geldiğine dikkat çeken Aydar, 'Bu patlama devlet içi hesaplaşmalardır. Bunu Ergenekon çerçevesinde, yaşanan siyasi gerginlik ve iktidar çekişmesi çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor' dedi.
Olay olur olmaz, bazı medya organları ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın hemen aynı saat içinde PKK'yi suçladığını belirten Aydar, 'Millet daha gaz patlaması derken onlar bizi suçladı. Bunlar düşündürücü' ifadelerini kullandı.
Aydar, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın �tutuklandılar ve her şey aydınlığa kavuştu' yönündeki sözlerine de değinerek, gözaltına alınanların aileleri ve avukatlarının açıklamalarına dikkat çekti.
Atalay'ın yaptığı 'Patlamanın faillerini bulduk' açıklamasının ardından tutuklanan 8 sanık hakkında bugünkü gazetelerde yer alan haberlere sanık avukatlarından Hüseyin Çalışçı sert tepki göstermişti. Çalışçı 3 Ağustos'taki açıklamasında iddiaları yalanlayarak, bombalı eylemi gerçekleştiren şahsın yakalanmadığını belirtmişti. Çalışçı, 'Gazete ve televizyonlarda yer alan 'Bombacı suçunu itiraf etti' şeklindeki haberler gerçeği yansıtmıyor. Çünkü tutuklanan sanıklardan hiçbiri bombayı patlattığı suçlaması ile tutuklanmadı' demişti.
Aydar, İçişleri Bakanı'nın kanıt sunmadan PKK'yi suçladığı tepkisinde bulunarak, 'Bütün bunların hepsi devletin bir şeylerin üstünü örtmeye çalıştığını gösteriyor' vurgusunu yaptı.
Anayasa Mahkemesi'nin kapatma davasına ilişkin kararından sonra basının karşısına geçen Beşir Atalay patlamadan PKK'yi sorumlu tutarak 'Kesin tespitler ve güçlü delillerle tereddüde yer bırakılmayacak şekilde olay aydınlatılmış ve faillerin büyük bölümü yakalanmıştır' dedi. Ancak bu 'güçlü kanıtların' ne olduğu konusunda herhangi bir şey söyleyemedi.
Fail olarak öne sürülen ve Türk medyası tarafından Kandil'den gelerek bombayı patlattığı iddia edilen şahsa ilişkin de gerçekler ortaya çıktı. Patlamanın ardından tutuklanan Hüseyin T.'nin yaklaşık 4 yıldır çalıştığı işyerinde giriş çıkış kayıtlarının olmasının yanısıra bomba eğitimi aldığı iddia edilen dönemde İstanbul'da özel bir hastanede tedavi olduğu belirlendi.
Taraflar uzlaştı, olay PKK'ye yüklendi
Zübeyir Aydar, patlama öncesi ve sonrası gelişmelere dikkat çekerek, Ergenekon soruşturmasının Türk ordusu ile ilişkilendirilmediğini belirtti ve bunun bir uzlaşmanın sonucu olduğunu kaydetti. Kürtlere karşı işlenen suçların iddianamede yer almadığını ifade eden Aydar, AKP kapatma davasına Anayasa Mahkemesi'nin aldığı kararın da ordu ile hükümet arasındaki uzlaşının sonucu olduğunu vurguladı. Aydar, patlamadan sonra yapılan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısına işaret ederek ilk kez hiçbir ihraç olmadan YAŞ toplantısının yapıldığını belirtti. Bunun da bir uzlaşmanın sonucu olduğunu belirten Aydar, 'Taraflar uzlaşırken de suçlarını Kürtlere, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi'ne yıkmaya çalışıyor. Bu kabul edilemez. Yalancını mumu yatsıya kadar yanar' dedi.
Aydar son olarak Alman istihbaratı tarafından patlamanın PKK'nin işine benzemediği yönündeki açıklamasını hatırlattı. Aydar, 'Alman istihbaratı bu konuda mutlaka ellerindeki bazı bilgilere dayanarak açıklama yapıyor. Onlar Türkiye'de ciddi bilgiler alan bir kurumdur' şeklinde konuştu.
Bild gazetesine konuşan Alman İstihbarat Teşkilatı şefi Ernst Uhrlau, Güngören'deki saldırının ardında El Kaide veya Türkiye'deki 'iç güçlerin' olabileceğini söyledi. Uhrlau Güngören'deki bombalı saldırının PKK'nin eylem tarzına uymadığını belirterek, 'İşleniş itibariyle PKK tarafından yapılmışa benzemiyor. İşleniş tekniği, yer ve zaman konuları göz önüne alındığında, saldırının arkasında kökten dinci bir grubun veya Türkiye'deki derin devletin olma ihtimali daha kuvvetli. Bu içeriden bir saldırıya benziyor' dedi.
Bulurlar buluştururlar
'Türkiye devleti de bunun iç mücadele olduğunu biliyor' diyen Ayar, 'Ama uzlaştılar ve bu uzlaşma çerçevesinde olaya kılıf arıyorlar' şeklinde konuştu. Suçlu olarak da PKK'nin ilan edildiğini belirten Aydar, 'Kürtler üzerine her şeyi yığmaya çalışıyorlar. Olayın bizimle bir bağlantısı yoktur. Gözaltına alınanların da patlama ile ilgili tutuklanmadıkları ortaya çıkıyor' ifadelerini kullandı.
Ergenekon iddianamesinde de geçen ve PKK'ye yüklenen bir çok olayı hatırlatan Aydar, şöyle dedi: 'Hareketimize yıktıkları çok sayıda olayda faillerin devlet olduğu görülüyor. Şemdinli'de suçüstü yakalananlar insanlar Ankara'da aklandı. Türkiye'de bağımsız yargı ve hukuki zeminde işleyen bir emniyet yoktur. Uzlaştılar, birkaç fail bulmaları gerekiyordu. Bulurlar buluştururlar, delil de oluşturur ve mahkum ederler. Geçmişte bunun örnekleri çok yaşandı' ANF
CELİL DEMİRALP


