Kürt önergesi Alman parlamentosunda

Deutsche_Democratic_Republic BERLİN - Almanya’da aralarında Dr. Norman Paech ve Oskar Lafontaine’in de bulunduğu çok sayıda milletvekili federal parlamentoya Kürt sorununun çözümü için ortak önerge verdi.

Milletvekilleri Dr. Norman Paech, Monika Knoche, Hüseyin Aydın, Dr. Lothar Bisky, Dr. Diether Dehm, Wolfgang Gehrcke, Heike Hänsel, Lutz Heilmann, Inge Höger, Ulla Jelpke, Michael Leutert, Dr. Gesine Lötzsch, Dorothée Menzner, Paul Schäfer, Alexander Ulrich, Dr. Gregor Gysi, Oskar Lafontaine ve Sol Fraksiyon Almanya Federal Parlamentosu’na Kürt sorununun çözümüne yönelik ortak bir önerge verdi. Federal parlamentosunun karar altına alması için altı maddelik öneri sunan milletvekilleri, Kürt sorununun üyelik müzakerelerinin merkezine koyulması ve Almanya’da Kürtlerin kriminalize edilmekten vazgeçilmesini istedi.

KÜRTLER 1923’TEN BERİ BASKI ALTINDAseyh sait turk askerleri

Önergede, “Türkiye farklı etnik ve inançlara sahip bir ülke. Ancak Kürt halkı (nüfusu) için temel özgürlükler ve eşitlik hakları hala tanınmamakta. Türkiye’nin Türk devleti olarak deklare edildiği 1923 Lozan Antlaşmasından bu yana Kürtler asimilasyona zorlanmakta, baskı altında tutulmakta ve temel haklarından yoksun bırakılmakta” denilerek Kürtlerin maruz kaldığı uygulamalara dikkat çekildi.

KÜRT HAKLARI ANAYASAL GÜVENCEYE ALINMADIyuksekova8mart kurtce

Milletvekilleri Türkiye’de Kürtlerin nüfusunun yaklaşık 15 milyon olduğunu belirterek, bunun Türkiye nüfusunun yüzde 20’sine denk geldiğini kaydetti. Milletvekilleri önergede şunları ifade etti: “Kürtler Türkiye’nin en büyük azınlığını teşkil ediyor. Türk hükümeti günümüze kadar Kürt halkına sahip oldukları siyasi, kültürel ve sosyal haklarını tüm boyutlarıyla tanımayı ve anayasal güvenceye kavuşturmayı ihmal etmiştir. Türkiye böylece sadece uluslararası Hukuka değil, aynı zamanda AB-Komisyonun formüle ettiği siyasi Kopenhag kriterlerine de aykırı davranıyor. AB 2007 ilerleme raporu da Türkiye’nin Kopenhag kriterlerinin ana öğelerini henüz yerine getirmediğini takdir etmiştir.”

KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKINA SAYGI DUYULMALIavrupa kürdistan türkiye akpm ap

Türkiye’de insan haklarına saygının yetersiz olduğu ve azınlık haklarının yeterince güvenceye alınmadığını belirten milletvekilleri Kürtleri kendi kaderini tayin hakkına saygı duyulmasını istedi. Milletvekilleri, AB’nin de Kürt sorununa yeterince ilgilenmediğini kaydederek, sürdürülecek müzakerelerde bu eksikliğin giderilmesini talep etti. AKP’nin AB üyeliğine dönük müzakereler öncesi geliştirdiği reformların Kürt halkının durumunda kesin bir değişikliğe yol açmadığını vurgulayan milletvekilleri, reformların uygulaması ve sonuçlarına dönük bugüne kadar ciddi bir araştırma yapılmadığının da altını çizdi.

EKONOMİK DURUM DEĞİŞMEDİasker koy yakma bosaltma goc

Önergede Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelerde ekonomik durumun değişmediği belirtilerek, yatırım ve altyapı eksikliğinin olduğuna dikkat çekildi. Önergede şunlar dile getirildi: “Kötü ekonomik durumun yanısıra askerlerin varlığı ve Kürt halkına karşı süren aralıksız saldırılar güvenlik durumu artırmakta ve ekonomik gelişmeyi frenlemektedir.”

Koruculuk sisteminin kaldırılmasını isteyen milletvekilleri, köy koruculuk sisteminin korku ve tehdidin aracı olmaya devam ettiğini kaydetti. Köye dönüş vaatlerinin de yerine getirilmediğine işaret eden milletvekilleri, bu durumdan en fazla kadınların etkilendiğini ifade ederek, “Başbakan Erdoğan’ın defalarca bölgeyi geliştirme vaatlerine karşın yapılan yatırımlar vaatlerin çok gerisinde kalmıştır” dedi.

DTP Meclis’e girmesini Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümü için ciddi bir fırsat olduğunu belirten milletvekilleri, ancak Türk hükümetinin parlamento zemininde DTP ile verimli bir çalışma içerisine girmediğini vurguladı.

KARA OPERASYONU KOPENHAG KRİTERLERİNE TERSTurkey Bombs Kurdish Militants in Iraqi Kurdistan 2008  

Türk ordusunun Aralık 2007-Mart 2008 tarihleri arasında Güney Kürdistan ve gerilla alanlarına yönelik saldırılarına da değinen milletvekilleri kara harekatı da yapıldığına dikkat çekerek, “Bu askeri harekat Kürt sorununu Kürt yanlısı güçlerle ortak çözme çabasının arka plana atılmasıdır. Aynı zamanda Kopenhag kriterleriyle açık çelişki arz etmektedir” diye belirtti. “Irak sınır bölgesindeki Kandil dağının bombalanması sadece komşu ülkenin bağımsızlığını değil aynı zamanda uluslararası hukuku da zedelemektedir” denilen önergede, bu operasyonların “Türk devletinin Kürt sorununu işe yaramayan askeri yöntemlerle çözme çabalarından kurtulmadığının göstergesi” olduğu ifade edildi.

ATEŞKES TEKLİFLERİ REDDEDİLDİiraq_turkey_bombing201

PKK tarafından yapılan birçok ateşkes teklifinin de Türk ordusu tarafından reddedildiğini hatırlatan milletvekilleri, yargısız infaz ve işkence uygulamalarının da halen devam ettiğinin altını çizdi. Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinin Kürt sorununun demokratik çözümü için önemli bir şans olduğunu belirten milletvekilleri şu değerlendirmelerde bulundu: “AB’ye üye ülkelerin desteği ve baskısıyla müzakere süreci öncesi gönülsüzce başlatılan ve müzakere sürecinin başlamasıyla geri alınan reformlar bağlamında demokratikleşme süreci ilerletebilinir. AB üyelik müzakere sürecinde Almanya hükümeti Kürt sorununu yeterince dile getirmemektedir.”

ALMANYA’DA KÜRTLERİN KİMLİKLERİ DİKKATE ALINMIYOR yuksekovakurtcemitingi2

Almanya’nın geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye’yi Kürt halkına karşı kullanılan silahlarla beslemeye devam ettiğini vurgulayan milletvekilleri, Almanya içerisinde ise Kürtlere karşı ayrımcılığın sürdüğünü belirtti. Milletvekilleri Almanya’daki ayrımcı uygulamaları şöyle sıraladı: “Kürt dilli hala kabul edilmediği için resmi makamlarda ve mahkemelerde tercüman hizmeti sunulmamakta. Buna ek olarak da PKK yasağı siyasi aktif Kürtleri kriminalize etmekte. Kürtlerin hakları için çalışan örgütler ağır baskılara maruz bırakılmakta. Kürt mültecileri Türkiye’de hala sürmekte olan tehlikeli duruma rağmen sınırdışı edilmekle karşı karşıya bırakılmakta.”

Milletvekillerinin Federal Parlamentoya verdiği 6 maddelik önerge şöyle:

kurds

  • 1-Türkiye hükümetini Kuzey Irak’a dönük kara ve hava saldırıları yapmaması için etkilemeye çalışılması
  • 2-AB Komisyonunun Kürt sorununu daha fazla merkezine alması için teşvik etmek ve müzakerelerde Türkiye hükümetinden bunu talep edilmesi
  • a.Kürt halkına karşı askeri zordan vazgeçilmesi ve fiili olarak yürürlükte olan olağan üstü hal durumuna son verilmesi
  • b- Kürt sorununu terör sorunuyla özdeşleştirmeden uzak durmak ve iki taraflı ateşkes ile barışçıl çözümünün yaratılması
  • c- Azınlıkları kriminalize eden, kültürel kader tayin hakkını, düşünceyi ifade özgürlüğünü, siyasi organizasyonların çalışması ve inançların sınırsız yaşama hakkını sınırlayan ceza maddelerinin kaldırılması
  • d- Bu maddelerden ötürü tutuklu bulunanların serbest bırakılması ve yürürlükte olan davaları düşürülmesi
  • e- Köy koruyucu sistemin lav edilmesi, normal yaşama entegrasyonlarının sağlanması ve malları talan edilenlere mallarının geri iade edilmesi.
  • f. Göç etmek zorunda kalmış insanların geri dönmelerini sağlayacak geniş programların uygulanması ve tazminlerinin ödenmesi, zorunlu göçlerde oluşan savaş hasarların giderilmesi için çalışılması
  • g- Seçim yasasında değişikliğe gidilerek yüzde 10 barajın en fazla yüzle indirilmesi, ve parti kurmaların engellenmemesi
  • h- Yürürlükte olan anayasa tartışmalarını etnik sınırlandırma getirilmeksizin tüm toplumsal kesimlerin eşit birlikte yaşama iradesini ifade eden yeni ve demokratik bir ana asa oluşumu için kullanılması.
  • 3- Türkiye’de Kürt mültecilerinin sınırdışı edilmesinin derhal durdurulması ve süresiz oturum hakkının tanınması,
  • 4- Kürt dili ve kültürünü tüm entegrasyon politikalarında, özellikle iki dilli eğitim de Kürt insanları içinde tanınması,
  • 5-Türkiye’de tüm azınlıklar eşit haklara sahip oluncaya kadar Türkiye’ye silah satışı ile silah ithal lisansının durdurulması.
  • 6- Tüm önemli aktörlerin de dahil ederek Kürt sorunun barışçıl ve demokratik çözümü için inisiyatif geliştirmek. STÖ ve Parti temsilcilerin - özellikle DTP’nin - dahil edilmesi, demokratik katılımını ön gören ve siyasi affı da içeren geniş bir program ile silahlı direnişin sonlandırmasının zemini oluşturulması, Kürt Örgütlerinin, özellikle PKK’nin kriminal oluşumlar olarak derecelendirmesinin kaldırılması Almanya hükümetinin bölge barışı için ayrı bir katkı oluşturacaktır. ANF NEWS AGENCY

ALUSİ, İRAN VE TÜRKİYE’NİN KÜRDİSTAN BÖLGESİNE YÖNELİK SALDIRILARININ DURDURULMASINI İSTEDİ

bombebarana_tirk PNA-Federal Irak’ta Halk Partisi Başkanı Misal Alusi, İran ve Türkiye’nin Irak’a karşı gizli bir savaş yürüttüğünü belirterek, Irak topraklarına yapılan saldırıların zararlarının giderilmesini istedi.

Türkiye ve İran’ın Kürdistan Bölge sınırlarına yönelik saldırılarını görüşmek üzere parlamenter Sefiye Suheyl ile bir araya gelen Misal Alusi düzenlediği basın toplantısında, “Türkiye tarafından sivil halka yönelik ihlaller yapıldı. Irak’ın bunlara geçit vermemesi gerekiyor ve özellikle mayınlı bölgeler, misket bombaları ve yasal silahlara karşı tedbirleri alması gerekiyor” dedi. Alusi, Türkiye ve İran’ın Irak’a karşı gizli bir savaş yürüttüğü tepkisinde bulundu.

Alusi Irak hükümetinden Türkiye’nin saldırılarının durdurulması için Birleşmiş Milletlere çağrıda bulunmasını istedi. İçerde ve dışarıdaki insan hakları kuruluşlarına da seslenen parlamenter Alusi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak Türkiye ve İran’ın saldırıları sonucu yaşanan zararların temininin sağlanmasını istedi.iran bomb kurdistan pjak

İran ve Türkiye saldırılarının durması için girişimde bulunulması çağrısını yapan parlamenter Sefiye Suyheyle ise Türkiye’nin Kürdistan Bölgesindeki askeri üslerinin de kaldırılmasını talep etti. Suheyle Irak hükümetinin İran ve Türkiye saldırıları karşısındaki sessizliğini de eleştirdi.

Dünya basını : Türkiye çöküşe gidiyor

Yaşanan Ergenekon operasyonu kapsamındaki gözaltılar yabancı basında da geniş yankı duydu. "Aşırı sağcılara gözaltı", "Darbe yanlılarına ağır darbe" gibi başlıklarla verilen haberlerde Türkiye'nin AKP'nin kapatma davası ve söz konusu operasyonla gergin bir dönemden geçtiği vurgulandı. İşte dış basından yansıyanlar:ergenekon


  • -Independent “Nobel ödüllü Pamuk'u öldüreceklerdi” Türkiye'de polis yaptığı operasyonla, emekli generalleri ve yanında bir çok kişiyi, silahlı isyana teşvik etmekten gözaltına aldı. Darbe yanlısı aşırı sağcı grubun planları arasında Kürt politikacıları, entellektüeller, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk ve hatta Türk ordusun persneli bulunuyordu.
    -CNN CNN Amerika televizyonu, Türkiye’de aralarında iki emekli general ve gazetecilerinde bulunduğu 22 kişinin Ankara, İstanbul, Antalya ve Trabzon’da düzenlenen bir dizi operasyonda, hükümeti devirmek amacıyla darbe yapmayı planladıkları şüphesiyle gözaltına alındıklarını belirterek, “Türkiye’de siyasi tansiyon yükseldi” yorumunu yaptı.
    CNN ilgili haberinde, Türkiye’de yaşanan son gelişmelerin İslami kökenli AKP hükümeti ile laikler arasında ciddi bir şekilde siyasi tansiyonu arttırdığını vurgulayarak, “Geçtiğimiz sonbahardan beri birçok kişi, hükümeti darbeyle görevden indirmek isteyen Ergenekon çetesinin üyesi oldukları gerekçesi ile hiç bir suçlama olmadan tutuklu bulunuyor. Cumhuriyet gazetesi ikinci kez Ergenekon ile ilgili hedef gösterildi” denildi.
    -FT: “GÖZALTILAR GERİLİMLERİ ARTTIRDI”İngiliz Financial Times, gözaltıların siyasi yaşamı felç eden ve finansal piyasalara zarar veren gerilimleri arttırdığını belirtti. AKP davası ve darbe soruşturmasının yatırımcıları ürktüğünü kaydeden gazete, “Hükümet ile laik kurumlar arasındaki çatışma, Türk varlıklarına olan güveni zedeliyor” yorumunu yaptı.
    -TİMES: “TÜRKİYE’NİN GEÇMİŞİ LİBERAL GELECEK UMUDUNU YOK EDİYOR” İngiliz The Times ise, “Türkiye’nin geçmişi, liberal bir gelecek umutlarını yok ediyor” başlığını kullandığı yorumda “Ülkenin liberal ve modern geleceğine kavuşma şansı yok olurken Türkiye’nin kimliği için verilen mücadelenin daha çok kötüleşeceği benziyor” görüşünü dile getirdi.
    -GUARDIAN: “SİYASİ SİSTEM ÇÖKÜŞE DOĞRU İLERLİYOR” Diğer İngiliz gazetesi, “Türkiye’nin sendeleyen siyasi sistemi, savcının Anayasa Mahkemesinde iktidardaki partinin kapatılmasını talep etmesinden birkaç saat önce hükümeti yıkma planları yaptıkları şüphesiyle 24 kişinin tutuklanması ile bir çöküşe doğru ilerliyor” diye yazdı.
    -NYT: “DARBE DAVASINDA 21 GÖZALTI” The New York Times de, “Türkiye’deki darbe davasında 21 gözaltı” başlığıyla verdiği haberde “İddianame ve resmi suçlamaların yokluğu, bazı gazetecileri ve başkalarının gözaltıların AKP’ye meydan okuyan grupları gözdağı vermeyi amaçladığını söylemelerine yol açtı” diye yazdı.
    -TELEGRAPH: “TÜRKİYE’DE SİYASİ KARGAŞA” İngiliz The Telegraph da, AKP hakkındaki kapatma davasının AB sürecinin durmasına neden olabileceğini öne sürdüğü haberinde Türkiye’nin “siyasi bir kargaşa” ile karşı karşıya olduğunu savundu. vatan

Ragıp Zarakolu : Türkiye'nin Alternatif'e ihtiyacı var

 

Ragip Zarakolu 1 aylık kapatma cezasının ardından bugün tekrar okuyucusu ile buluşan Alternatif Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Ragıp Zarakolu'nun yazısı.

 

'Alternatif' bugün yeniden hayata dönüyor. 'Alternatif', daha kendini ifade edemeden, 7 günlük çiçeği burnunda bir gazete iken bir aylık bir suskunluğa mahkum edildi. Oysa Türkiye'nin 'Alternatif'e ihtiyacı var.

Bir yıldır içinde yaşadığımız ve bir türlü durulmayan siyasal kriz, Türkiye'nin en büyük sorununun hala, demokrasiden, yurttaşlardan, barış, kardeşlik ve adaletten yana bir alternatifin yükselemeyişi olduğunu bir kez daha doğruladı.

Ama son bir buçuk yıl içindeki gelişmeler, gerçek demokrasiye, temel evrensel insan hakları belgelerinin içselleştirilmesine, bir gün herkesin ihtiyacı olabileceğini doğruladı.

Demokrasiye sadece başı sıkışınca değinmek, ancak kendisi ihtiyaç duyunca insan haklarından bahsetmek bütün inandırıcılığını yitirdi.alternatif_gazetesi_destek

Militarist 12 Eylül Anayasası altında, bir gün herkesin sırası gelebilir. Ve geliyor da. Yazarlar, yayıncılar, gazeteciler, çeşitli mesleklerden aydınlar meslek örgütleri aracılığı ile, zaman zaman yaptıkları açıklamalar ile TCK içinde 301 başta olmak üzere bir çok maddenin, bunun yanında, TMY'de militarizmin isteği üstünde yapılan değişikliklerin basın, haber ve bilgi alma gibi temel özgürlükleri ve genel olarak temel hak ve özgürlükleri kısıtlayacağı konusunda sayısız uyarılarda bulundular.

Muhalif /yurtsever/toplumcu basın sayısız antidemokratik ve keyfi kapatma cezaları ile yüz yüze kaldı geçtiğimiz 2 yıl içinde.

Türkiye, militarist/ulusalcı ve sözde demokrat dinciler arasında seçim yapma zorunda bırakılamaz,

Türkiye'nin bir ‘Alternatif'e ihtiyacı var. Biz de bu alternatifi sergilemek, onun önünü açmak için çıkıyoruz. Türkiye'nin hava gibi su gibi gerçek demokrasiye ve barışa ihtiyacı var.

Bunlar birbirinin olmazsa olmaz koşulu.

Biz bunun için yeniden çıkıyoruz.

Barış olmadan Demokrasi, Demokrasi olmadan Barış olamaz.

Kimse kendini kandırmasın.

Barış ve Demokrasinin yolu Diyarbakır'da buluşuyor.

AB'nin yolunun oradan geçtiğini ifade edenler, Barış ve Demokrasi olmadan bunun ham bir hayal olacağını görmek zorunda.

Türkiye militarist ulusalcılık ile sözde liberal dinciliğin karşılıklı manevraları arasında koskoca 6 yılını yitirdi. Bugün bambaşka bir noktada olunabilirdi.

Türkiye'nin bir Alternatif'e olmazsa olmaz hava gibi, su gibi ihtiyacı var.

Biz bunun için yeniden çıkıyoruz.

HOLLYWOOD’TAN BİR HEYET HALEPÇE’Yİ ZİYARET ETTİ

halepce halapja PNA-Seryas Ali/Halepçe: Bugün öğlenden önce Hollywood’tan oluşan bir heyet Federal Kürdistan Bölgesi (FKB)Hükümetinin ABD’deki Kültür ve Sanat Müdürlüğü’nün Temsilcisi Necat Abdullah ile beraber Halepçe şehrini ziyaret etti.

Kürdistan saatiyle bugün 11:00 sularında FKB Hükümetinin ABD’deki Kültür ve Sanat Müdürlüğü Temsilcisi Abdullah ile birlikte Halepçeyi ziyaret eden Hollywood heyeti Halepçe Belediye Başkanı ile şehir idare kurumları tarafından karşılandı.

Hollywood heyetinin ziyaretiyle ilgili bir açıklama yapan Abdullah, heyetin başkanının Hollywood’un Uluslararası Sinema Temsilcisi Ohrt Hi Camra olduğunu belirttti ve heyetin Kürdistan ziyaretinin Kürtlerin başta Halepçe soykırımı olmak üzere uğradığı çeşitli zulüm ve felaketlerini konu alan filmleri yapma amacı taşıdığını kaydetti.

KURDISH CINEMA Hollywood

FKB Hükümetinin Amerika’daki Kültür ve Sanat Müdürlüğü Temsilcisi Abdullah, ayrıca, Hollywwod yapımı Kürdistan durumu hakkında uluslararası bir filmin yapacağını söyledi. Hollywood heyeti, Halepçe şehitleri ve anıtını da ziyaret etti.

KÜRDİSTAN MİLLİ FUTBOL TAKIMI İLK ANTRENMANINI YAPTI

kurdistan milli takimi kurdistanspor

2008 viva world cup 2008 PNA-Federal Kürdistan Bölge Hükümeti, dünyada devletleri olmayan halkların milli takımlarının mücadele vereceği VIVA Dünya Kupası için İsveç’e gönderdiği Kürdistan Milli Futbol Takımı dün akşam saatlerinde ilk antrenmanını yaptı.

Kürdistan Milli Takımı her iki senede FIFA bünyesinde olmayan uluslar için organize edilen VIVA Dünya Kupasına katılmak için geçen Pazartesi günü İsveç’in başkenti Stockholm’daki Uluslararası Arlenda Havaalanı’na gelerek, Kürdistan Bölgesi Hükümeti Gençlik ve Spor Bakanı’nın Temsilcisi, Kürdistan Hükümetinin Kuzey Avrupa’daki Temsilcisi, Yardımlaşma Komitesi ve Avrupa’daki siyasi Kürt tarafları tarafından sıcak bir şekilde karşılandı. Kürtler'i temsilen kadın ve erkek futbol takımları turnuvada top koşturacak. 

kurdistan faKürdistan Milli Takımı dinlendikten sonra dün ilk antrenmanını Teknik Direktör Süleyman Ramazan yönetiminde gerçekleştirdi. 2008 VIVA dünya kupasında Kürtleri temsil edecek Milli Takımımız çalışmalarını hızla sürdürüyor. Milli Takımda, Kürdistan Bölgesi’nde 17 ve Avrupa birinci liglerinde top koşturan 9 fotbolcumuz yer alıyor. 

7-13 Temmuz tarihleri arasında İsveç'in Gallivare kentinde düzenlenecek turnuvaya Kürdistan, Samiland, Padania, Provence ve Suryoye futbol takımları katılacak. Maçlar Gallivare ve Malmberget stadyumlarında oynanacak.Kurdistantv 

Turnuvanın açılış maçı Gallivare Stadyumunda son şampiyon Samiland Milli Takımı ile Kürdistan Milli Takımı arasında oynanacak. Tek grupta yapılacak maçlar sonucunda ilk  takım şampiyonluk için final maçı oynayacak.

7 Temmuz saat 23:00’da Kürdistan ile Samiland arasında oynanacak maç KürdistanTv’den naklen yayınlanacak. Turnuvaya kadın futbol takımları alanında ise sadece Samiland ve  Kürdistan takımları katılım gösterecek.

Abant'ta Kürt sorunu tartışılacak

abant platformu kurt sorunu Abant Platformu'nun 13. toplantısı için geri sayım başladı. Cuma günü toplanacak platformun ana gündemi ise Kürt sorunu.
''Abant Platformu''nun 13. toplantısı, 4-6 Temmuz tarihlerinde, Bolu Abant Palace Otelde yapılacak. Platform bu yıl Kürt sorunu ve çözüm yollarını ele alacak. ''Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak'' konulu iki gün sürecek toplantının düzenleme kurulu, sosyolog yazar Ali Bulaç, siyaset bilimci, yazar Prof. Dr. Mümtazer Türköne, emekli hakim, albay Dr. Ümit Kardaş, araştırmacı-yazar Altan Tan, Abant Platformu Genel Sekreteri Salih Yaylacı'dan oluşuyor.

4 Temmuz Cuma günü Prof. Dr. Mete Tunçay'ın açılış konuşmasıyla başlayacak olan toplantının ilk oturumunda, ''Tarihi Arka Plan, Ortak Miras Ve Geleceğin Keşfi'' konusu ele alınacak.

Prof. Dr. Naci Bostancı'nın oturum başkanlığını yapacağı bölümde, Ali Bulaç ''Tarihi Arka Alan'', Sadık Yalsızuçanlar ''Türk, Kürt, Fars ve Arap Edebiyatında 'Birlik' Teması'', Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı ''Anlamak İçin Yeni Bir Dil Kurmak'' başlıklarıyla konuşma yapacak.

Öğleden sonraki bölümde ise Prof. Dr. Eser Karakaş'ın başkanlığında yapılacak oturumda ''Dünya Pratiği: Karşılaştırmalar Ve Modeller'' adı altında, Prof. Dr. Levent Köker ''Kürt Sorunu Açısından Kişi, Grup ve Kültürel Haklar Konusu'', Dr. Şahin Alpay ise ''Dünyanın Dersleri'' konu başlıklarında konuşacak.

5 Temmuz Cumartesi günü Prof. Dr. Mehmet Altan'ın oturum başkanlığında yapılacak ''Geçmişin Muhasebesi'' adlı bölümde de Doç Dr. Kemal Sayar ''Biz ve Onlar: Kürt Sorununda Psikolojik Dinamikler'', Prof. Dr. Mümtazer Türköne ''Kürt Siyasetinin Eleştirisi'', Ümit Fırat ise ''Türk Siyasetinin Eleştirisi'' konularında konuşma yapacak.kurt turk sorunu

Toplantıların ''Arayışlar Ve Çözümler'' başlığını taşıyan son oturumunun başkanlığını ise Mustafa Karaalioğlu yapacak. Bu bölümde ise Mustafa Akyol ''Çözüm Dilinin Oluşmasında Medyanın Rolü'', Ahmet Altan da ''Gelecek Perspektifi: Ne Yapmalı?'' konularında görüşlerini dile getirecek.

6 Temmuz günü ise toplantıların sonuç ve değerlendirme oturumu yapılacak.
Abant Platformu yetkilileri, daha önce yaptıkları açıklamada, toplantının ''Kürt Sorunu''nu tartışmak üzere 27-29 Mart tarihlerinde Diyarbakır'da yapılacağını, ancak ülkenin içinden geçtiği siyasi şartlar dolayısıyla programın ertelenerek, 4-6 Temmuz tarihlerinde Abant'ta düzenlenmesine karar verildiği açıklanmıştı.

  • 1998 yılından bu yana Türkiye'de toplanan Abant Platformu, birikimini Türkiye'nin önemli ilişkiler içinde bulunduğu merkezlere de taşıyarak, Nisan 2004'te Washington D.C'de, Johns Hopkins Üniversitesinin iş birliğiyle ''İslam, Demokrasi ve Laiklik: Türkiye Deneyimi'', Aralık 2004'te Brüksel'de Avrupa Parlamentosunda, Leuven Üniversitesinin iş birliğiyle ''Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Giriş Sürecinde Kültür, Kimlik ve Din'' konulu toplantıları yapmıştı.Internethaber

Küllenmeyen yangın: Sivas Katliamı

www.gundemonline.netSivas'ta 4. Pir Sultan Abdal Etkinlikleri'ne katılmak üzere 30 Haziran 1993madimaksivaskatliami tarihinde, ozanlar, yazarlar ve sanatçılardan oluşan yüzlerce kişi otobüslerle Ankara'dan Sivas'a hareket etti. Etkinliğin birinci günü, halkın ilgi ve coşkusuyla noktalandı. Etkinliğin ikinci günü ise 2 Temmuz günü saat 10.00'da başladı. Program sürerken bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar yaşandı ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde kente yayıldı. Aynı gün kent merkezinde 'Müslüman kamuoyuna' başlıklı el bildirileri dağıtıldı. Bildirilerde şu ifadeler yer alıyordu: 'Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür. 'İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kafirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.' ( Nisa:76)'

Etkinliklerin 2. gününde Sivas'taki sağ eğilimli yerel basın da, halkı tahrik edici başlıklarla bezenmiş haberler yayınladı. Camilerin tıklım tıklım dolduğu 2 Temmuz'da, saat 13.30'da ise saldırı başladı. Sayıları 15 bini bulan saldırganlar, şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak, etkinliğe katılmak üzere gelen yaklaşık 150 sanatçı, yazar, ozan ve aydının kaldığı Madımak Oteli'ne yöneldi. Saldırı üzerine güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelenler tedirgin oldu. Otelin önünde az sayıda bulunan polis ise, saldırganlara 'Dağılın, yapmayın' demekten öte bir müdahalede bulunmadı. Tehlikenin farkına varan oteldekiler telefonla Sivas Valisi'ni, Emniyet Müdürü'nü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istedi. Bununla da yetinmeyerek, telefonla Ankara'da bulunan Başbakanı, Başbakan Yardımcısı'nı, İçişleri Bakanı'nı, parti liderlerini ve milletvekillerini arayarak can güvenliklerinin sağlanmasını istedi. Ulaşılan her yetkili, 'Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır' yanıtını verse de gelişmeler bunun tam tersini gösterdi.sivas madimak

Otele sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izleyerek korku içinde beklemeye başladı. Yangın oteli tamamen sardı. 8 saattir kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başladı. Artık ölümün çok yakınında olduklarını biliyor ve ondan kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Cinnet halindeki kalabalık ise, ölüm haberlerini bekleyerek, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara'daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı.madimaksivaskatliami2

Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süle yman Demirel, 'Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz' diyerek ilgilileri uyarıyordu. Demirel'in halktan kastı ise oteli kuşatan saldırgan güruhtu. Başbakan Tansu Çiller ise, 'Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir' diyordu. İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu da, otele yapılan saldırıyı, 'Aziz Nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir' şeklinde değerlendirdi.

Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkiledi. Saldırganları avukat kimliği ile dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan savunuyordu. Karar birçok kez bozuldu ve tekrar tekrar DGM'ye geldi. Ama 37 kişinin katledilmesine, 60 kişinin ağır yaralanmasına, onlarca arabanın yakılmasına neden olan katliamın asıl düzenleyicileri ve katliamda kusuru bulunan sorumlular ortaya çıkarılmadı.

37 insanın diri diri yakıldığı Madımak Oteli'nin yerinde şuan bir et lokantası bulunuyor. Otelin müze yapılmasına AKP karşı çıkıyor.

Tanıklar anlatıyor

  • İlham Cem Erseven: 1992 yılında Pir Sultan Abdal Derneği'ne üye oldum ve semah hocalığını yaptım. Sivas'a gittiğimizde meczup kılıklı biri 'Sizi yakacaklar, şeytanlar, kafirler' diyerek bir şeyler söyledi. Üzerinde durmadık. Kültür merkezine eşyalarımızı bıraktık. Öğleden sonra kapalı spor salonunda gösteri yaptık. Panel ve söyleşi yapıldı. Akşam saatlerinde semah gösterisi yaptık. Katılım iyiydi. İlk gün bir şey olmayınca rahatladık. Ertesi gün, yine Buruciye Medresesi'nde etkinlikler vardı. Yazarlar kitaplarını imzalıyordu. Can Şenliği etkinlik yaptı. Bir ara bir komiser geldi, ezan okunurken 'Davul çalınmaz' diyerek şenliği engelledi. Sonra bir muhabir geldi Aziz Nesin ile tahrik dolu bir röportaj yaptı. Sonra baktık hava gittikçe elektrikleniyor, biz de oradan çıkmak zorunda kaldık. Cıbıldak Parkı'nda insanlar namaza durmuştu ve bize öldürecek gibi bakıyorlardı. Önce lokantaya gidip yemek yedik. Sonra otele gittik. Otelin önünde bir grup çocuk toplandı, slogan atıyorlardı. Sonra Hükümet Konağı'na doğru yöneldiler. 'Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak', 'Vali istifa', 'Sivas Azize mezar olacak' sloganları atılıyordu. Sloganlar gittikçe artmaya başladı. Grup kalabalıklaşmaya başladı ve otele yöneldiler. Sonra Aziz Nesin Madımak'ta diye oraya geldiler. Oteli taşlamaya başladılar ve tedirgin olduk. Aziz Nesin, Asım Bezirci, Arif Sağ, dernek yöneticileri biraraya geldi ve durum değerlendirmesi yaptı. Ankara arandı, Nesin, Erdal İnönü ile görüştü. Arif Sağ milletvekillerini arıyordu. Dışarı çıkma şansımız yoktu. Bu arada kadınları korumak amacıyla üst katlardaki koridorlarda kaldık. Erkekler alt katlarda barikat kurarak beklemeye başladı. Bir ara, üst katlara çıktık. Meydana baktık. Askeri bir cip geldi içinden askerler indi. Ancak hiçbir şey yapmadılar. Otelde kimse konuşmuyordu. Herkes tedirgin ve kimse ne olacağını kestiremiyordu. Biz yukarıdayken aşağıda çatışma olmuş. Barikattakiler gelenleri püskürtmüş. Önden 'Hadi toparlanın çıkıyoruz' diye bir ses duydum. Ben de polislerin gelip kalabalığı dağıttığını düşündüm. Bunun üzerine odamdan kameramı almak istedim. Tam odama girerken, 'İmdat yanıyoruz kurtarın bizi' diye bir çığlık sesi duydum. Çakıldım kaldım. Daha sonra sesler kesildi. Bir süre kıpırdayamadım. Daha sonra koridora doğru yürüdüm. Bu sesler üzerine koridora doğru yönelmeye başlarken büyük bir duman bulutuyla yüz yüze geldim. Tekrar odaya döndüm ve kapıyı kapattım. İrade dışı mendilimi ıslatarak ağzımı kapattım. Bir kez daha kapıya yöneldim, kapıyı açtım 'Bu tarafa gelin' diye bağırdım. Terlemeye başladığımı hissederek geri döndüm. İlk defa o zaman öleceğimi düşündüm. Sonra 'Öleceğim ama öyle pisipisine ölmeyeyim' diyerek pencereye yöneldim. Biraz aralayarak havayı soludum. Sesler geliyordu. 'Burası ikinci kat buradan girebilir miyiz' diye tartışıyorlardı. Ben eylemciler olabileceğini düşünerek, tekrar pencereyi kapattım. Bir daha koridora çıktım. Sesleniyorum birileri var mı diye. Ateş bir koridoru aydınlatıyor, çekilince koridor karanlığa gömülüyor. Ama dumandan ilerleyemiyordum. Ayağım birine takıldı, baktım, Asaf Koçak. Nabzını yokladım, eğer yaşıyorsa pencerenin dibine çekmek istiyordum. Baktım hayat belirtisi yok. İkincisine yöneldim o da yaşamıyordu. Kim olduklarını hatırlamadığım iki kişiyi pencerenin dibine sürükledim. Ama yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum. Yan taraftan havalandırma boşluğundan kurtarın diye bir ses duydum. Öğrencilerimden biri yalvararak yardım istiyordu. Yukarıdan seslendim. Bir şey bulup sarkıtmamı istediler. Çarşafları bağlayarak sarkıttım. Birsen tutundu tırmanmaya çalıştı ama gücünü yitirdiği için çıkamadı. Tekrar odama gittim. Kurtulma arayışında iken elime su damladı. İtfaiyenin geldiğini düşündüm koridora yöneldim iki polis ile karşılaştım. Polise neden zamanında müdahale etmediklerini sordum. Hiçbir şey söylemediler. Bu arada koridorda olanların nabzını yoklamaya çalışıyordum. Dışarı çıktığımda korkunç bir sessizlik vardı. Cesetleri merdiven altlarına yığmışlardı. Cesetleri tanıyamıyordum. Hatırlıyordum ama kabul edemiyordum. Bizi karakola götürmüşlerdi. Karakolda otele gitmek istediğimi söyledim. Önce şaşırdılar. Sonra isteğimi kabul ettiler. Yanıma birini verdiler ve otele gönderdiler. Jandarma oteli sarmıştı. İçeri girdim. Otel bütünüyle yanmıştı. Ben çantalara yöneldim ve fotoğraf makineleri ile kameraları aradım. Ama hiçbir şey yoktu. Tekrar Emniyet Müdürlüğü'ne götürdüler, oradan da bizi helikopterle Ankara'ya gönderdiler. Ben 12 öğrencim ile gittim. Öğrencilerimden 9'unu kaybettim. Birsen, Nuray ve Elif ile geri döndüm. Katliamdan sonra psikolojik travma geçirdim. Sonra Milli Eğitim Müdürlüğü beni Sivas'a gittiğim için sürgün etti. Sivas benim için, gericilik simgesi, yobazlık simgesi olarak kaldı. Olaydan bu yana Sivas'a gitmeme kararı aldım. O öğrencilerimin fotoğraflarına bakamıyorum. Yüreğimdeki bir acıdır Sivas.madimakkatliamanma1
  • Haydar Ünal: Öğle yemeğini yiyen otele geldi. Çünkü dışarıda, bireysel saldırılar olabilir diye insanları korumak için otele yerleştirdiler. Olaylar yatışır, etkinlikler devam eder diye düşünülüyordu. Ama saldırılar gittikçe devam etti. Bu organizasyonun içinde Kültür Bakanlığı da yer alıyordu. Kameramanları ve görevlileri organizasyonda yer alıyordu. Otel bizim için sığınma yeri idi. Ön tarafa asma katın altında kasalarla barikat kurduk. Camları kırıyorlardı, taşlar atılıyordu. Benzinle bezleri tutuşturup otele atıyorlardı. Bir kısmını geri atmaya çalıştık. Akşam üzeri otelin elektrikleri kesildi, nasıl olduğunu anlayamadık. Işıklar söndüğünde içeriye kasklı polisler geldi, içeriyi kontrol edip geri çıktılar. Hiçbir kurtarma girişimleri olmadı. Çıktıklarında 'İçinizde polis kaldı mı' diye seslendiler. Bu arada otel tutuşmaya başladı. İçlerinde bir panik ve hezeyan meydana geldi. Asma kat tutuştuğu için yukarıda olanlar aşağı inemedi. Otelin arkasındaki havalandırma boşluğuna bazıları indi. Ama orada da insanlar boğuldu. Daha sonra Aziz Nesin'in koruması olan komiser Mehmet'in Büyük Birlik Partisi'ni açtırarak oraya insanları taşıdığını öğrendik. Ben kolumdan yaralandım. Oteldeki insan sayısını bilmiyorduk. Herkesin kurtulduğunu düşünüyorduk ya da öyle umuyorduk. Vahşetin içinde ince mızıka sesi geliyordu. Dramatik bir melodi çalıyordu. Sonra öğrendik ki, karikatürist Asaf Koçak durumumuzu anlatan bir melodi ile mızıka çalıyordu. Eli kalemden başka bir şey tutmamış aydınların elinde sopa vardı. Çaresizce kendilerini savunacaklarını düşünüyorlardı. Yeni bir çocuğum olmuştu. Onun gözlerini hatırladım ve o güçle kendimi attım balkona. Dehşet ortamıydı. İnanılmaz bir koku vardı içeride. Bu olayı yaşadıktan sonra çok ciddi psikolojik travmalar geçirdik. Polisin gözlerinin önünde otel ve onunla birlikte insanlar yakıldı. Aradan geçen 15 yılda hiçbir şey yapılmadı. Sivas olayı organize bir olaydır.
  • Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Derneği Başkanı Ercan Geçmez: O insanlar Pir Sultan'ı anmak için oradaydı. 15. yıldaki anma etkinliklerinin daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Şimdi kimin sorumlu olduğu yeni yeni ortaya çıkıyor ve bu işin ne kadar derin olduğunu görüyoruz. Katliamda önce, Sivas'ta toplananlar, bildiri dağıtanlar, kendi içlerinde yaptıkları toplantılarda, haftalar öncesinden devletin bunlardan haberdar olduğunu görüyoruz. Valinin, komutanların haberdar olduğunu ve Belediye Başkanı'nın bizzat olayın içinde olduğunu, bazı sorumluların daha sonra İstanbul Belediyesi'nde çalıştırılarak korunduğunu görüyoruz. Sivas demokrat bir yerdi, bütün kesimlerin bir arada yaşadığı topraklardan biriydi. 15 yıl sonra görüyoruz ki bunun zararlı olduğunu düşününler bunu yapmıştır. Şimdi dinci kesimlerin Sivas'a hakim olduğunu görüyoruz. Bunu yapanlar amaçlarına ulaştılar. Devlettin Alevilere özür borcu var. Madımak Müze olsun talebimize Bakanlık 'Paramız yok' diye cevap veriyor. Ama Kültür Bakanlığı Kosova'da cami ve köprü onarımına para ayırabiliyor. Alman Devleti o evi müze haline getirdiği gibi TC'den ve aileden özür diledi. Bizim beklentimiz de budur.sivas madimak 2
  • Olayda yaşamını yitiren şair Behçet Sefa Aysan'ın kızı Eren Aysan: Çocuk denecek yaştaydım. Babam Sivas'a gittikten sonra bizi aradı, sesinde bir tedirginlik vardı ve bir süre sonra geleceğini söyledi. Akşam saatlerinde teyzem ve kocası geldiler. Sivas'ta olayların olduğunu duyduklarını söylediler. Televizyonlar göstericileri kısa da olsa gösterdi. Çok önemsemedik hiçbirimiz. Bir de bir biçimde bu tip olaylardan babamın sıyrılacağını düşünmüş olmalıyız. Çünkü babam politik kimliğini ve çizgisi sürekli belli etmiş ve bu uğurda uzun yıllar cezaevinde yaşamış bir insan olduğu için bu çemberi aşabileceklerini umut etmiştik. Ancak saat 22.00 civarında TV'de alt yazılar geçti. Madımak Oteli yandı bitti kül oldu, şu kadar ölü. Biz daha fazla bilgi alabileceğimiz umuduyla evden çıktı. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ölenlerin ilk sekizinin isimlerini açıkladı. 4. isim babam; Behçet Sefa Aysen. Ben o zaman daha fazla ürktüm. 2 Temmuz'u bu şekilde geçirdik. Ardından duruşma süreci başladı. İlk duruşma gününü hiç unutmuyorum. O zaman DGM'nin önündeyiz, bize suçlu muamelesi yapıldı. Onları savunan avukatlardan bir tanesi ne yazıktır ki dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan'dı. Bir Adalet Bakanı'nın duruşmaya avukat olarak katılması dünyanın hiçbir yerinde görülmez. Bu aynı zamanda hukuksal olarak da ikinci mağduriyetimizdi. Aradan 15 yıl geçti. 15 yıl içinde tüm bu vahşet ve mahkemeden sonra elimde ne kaldı. Evet, ben babamı yitirdim çok duygusal biçimde ama bu ülkenin kendi geleceğini yitirdiğini düşünüyorum. Rüştü Demirkaya - Kenan Kırkaya www.gundemonline.net