Der Spiegel: PKK Almanya’yı uyarmıştı

spiegel%20logo ANF BERLİN (12.07.2008) - Almanya’nın yüksek tirajlı dergisi Der Spiegel, pazartesi günü çıkacak sayısında PKK’nin 3 Alman dağcıyı rehin almadan önce Almanya’yı Kürt politikasının “olumsuz sonuçlarına” karşı uyardığını yazdı.

Dergin herhangi bir kaynak belirtmeden PKK’nin yönetim konseyinin daha önce Almanya Başbakanı Angela Merkel hükümetinin “Kürt halkı ve özgürlük mücadelesine karşı düşmanca politikalarından vazgeçmeye” çağırdığını hatırlattı. Der Spiegel, aksi durumda “yaşanacak tüm olumsuz sonuçlardan Almanya’nın sorumlu olacağı” uyarısının yapıldığını aktardı.

ALMAN KONSOLOSLUĞU’NA UYARI GELDİ

Dergiye göre bu çağrı Almanya’nın Türkiye’deki Büyükelçiliği aracılığı ile Haziran ayı sonunda iletilmişti. Daha sonra da Almanya Kriminal Polisi BKA’nın alıkoyma veya saldırı olabileceği yönünde uyarıda bulunduğu ifade ediliyor. Der Spiegel’e göre BKA bu bilgileri bir çok ülkenin İçişleri Bakanlığı’na gönderdi.

DEVLET BAKANI: YENİ TEHLİKELERE HAZIRLANMALIYIZ

gerillayanhpg[1] Almanya’da içişlerinden sorumlu Devlet Bakanı August Hanning gazeteye verdiği mülakatta, “Kendimizi Alman toprakları üzerinde yeni tehlikelere karşı hazırlamamız gerekiyor” dedi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier Perşembe günü yaptığı açıklamada PKK’nin taleplerini reddetmişti.

Alman dağcılar Helmut Johann (53), Martin Georpe (49) ile Lars Holper Reime (33) 8 Temmuz günü Ağrı Dağı’nda HPG gerillaları tarafından gözaltına alınmıştı. HPG Serhat Eyalet Komutanlığı yaptığı açıklamada Almanya Kürt ve PKK karşıtı politikalarından vazgeçtiğini açıklamadığı sürece Almanları serbest bırakmayacağını açıklamıştı.

Almanya Dışişleri Bakanlığı, 3 Alman vatandaşının kaçırılmasının ardından Bakanlık’ta kriz merkezi oluşturulduğu açıklanmıştı. Bakanlık sözcüsü Jens Plötner, Alman vatandaşlarını, Hakkari, Şırnak, Mardin ve Siirt'e seyahat etmemeleri konusunda uyarmıştı.

Yine Van yine polis!

a_k_babasi_ekrem_k van polis Van'da halka karşı terör estiren polis, Newroz görüntüleri hafızalardan silinmeden yine bir çocuğu silahla vurdu Newroz kutlamalarına izin vermeyerek, 2 kişiyi öldüren, yüzlerce kişiyi yaralayan, yaşlı kadınları sokak ortasında feci şekilde döven ve çocuklara kameraların önünde işkence yaptıktan sonra valilik tarafından ödüllendirilen Van polisi, yine çocukları hedef aldı. Van'ın Seyit Fehim Arvasi Mahallesi'nde 13 yaşındaki A.K., Demokrasi Parkı'nın yanında bulunan nöbetçi kulübesindeki askere dil uzattığı için polis tarafından silahla sırtından vuruldu. A.K. tedavi altına alınırken babası polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Polis sırtından vurdu!

Newroz olaylarında 2 kişiyi öldüren, yüzlerce kişiyi yaralayan, yaşlı kadınları sokak ortasında feci şekilde döven ve çocuklara kameraların önünde işkence yaptıktan sonra valilik tarafından ödüllendirelen Van polisi, yine çocukları hedef aldı. Ancak polis bu sefer çocukları dövmekle kalmayıp bir çocuğu sırtından silahla vurdu. Van'ın Seyit Fehim Arvasi Mahallesi'nde 13 yaşındaki A.K. parkta oynarken, hemen parkın yanında bulunun nöbetçi askere dil uzattığı için polis tarafından silahla yaralandı. Hayati tehlikeyi atlatan A.K'nin babası, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.vanda_newroz_devlet_teroru3

Geçen hafta Seyit Fehim Arvasi Mahallesi'nde bulunan Şehit Osman Çınar Karakolu yanındaki Demokrasi Parkı'nda oynayan çocuklardan bazıları, lojmanın yanında bulunan nöbetçi kulübesinde nöbet tutan askerle sohbet etti. Konuşma sırasında bazı çocuklar askere dil uzattı. Bunun üzerine asker polise haber verdi. Polis olay yerine gelince çocuklar kaçmaya başladı. Polis ise kaçan çocukları kovalarken üzerlerine ateş açtı. Açılan ateş sonucunda 13 yaşındaki A.K. isimli çocuk sırtından aldığı tek kurşunla ağır yaralanarak Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Hayati tehlikeyi atlatan A.K, olayı şöyle anlattı: 'Biz parkta oynuyorduk. Nöbetçi asker bizi çağırdı. Yanına gittik. Biraz bizle sohbet etti. O sırada bazı çocuklar gülüşerek askere dil uzattı. Nöbetçi asker de polisleri çağırdı. Polis bize 'buradan uzaklaşın' dedi. Sonra bizi kovalamaya başladı. Kovalama sırasında korktuğumuz için kaçmaya başladık. Silahlarla üzerimize ateş açtılar. Ben de bir sokağa girdim. Çıkmaz sokaktı. Orada bulunan duvarın üzerinden atlamaya çalışırken, bana yaklaşan polisler arkadan bana ateş ettiler. Bir kurşun sırtıma isabet etti. Daha sonra polisler yanıma geldi. Aralarında hastaneye götürüp götürmeme konusunda tartışıyorlardı. Ben o sırada hep öleceğimi düşündüm. Sonra gözlerimi açtığımda hastanede olduğumu gördüm' dedi.van_nevruz_3

'Oğlumun sakat kalma riski var'

A.K'nin babası Ekrem K. oğlunun tedavisinin halen sürdüğünü ve sakat kalma riskinin devam ettiğini belirtti. Polislerin çocuğunun üzerine direk kurşun yağdırdığını söyleyen Baba Ekrem K., 'Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir olay yoktur. Mahalle halkı bu olaydan sonra çocuklarını dışarıya çıkaramıyor. İHD aracılığıyla suç duyurusunda bulundum. Sonuna kadar bu olayın takipçisi olacağız' dedi. Tek suçlarının Kürt olmak olduğunu da söyleyen Baba Ekrem K., oğluna silah sıkan polislerin adaletin önüne çıkarılmasını istedi. Yapılan başvuru üzerine gereken bütün yasal girişimleri başlattıklarını belirten İHD Van Şube Yöneticisi Cahit Bozbay ise, 'Artık kolluk kuvvetleri Bölge'de hedef göstermeksizin rasgele ateş ediyor. Son olaya bakıldığı zaman artık çocukların bile vurulabileceği açıkça görülüyor. Bölgemizde bir hafta içinde iki yurttaş vurularak öldürüldü. Bir çocuk parkta oyun oynarken vuruldu. Bunlar artık rutin hale geldi. Bu olayı yapanların şuan tutuklu olmaları gerekiyordu. Ancak halen soruşturmanın açılıp açılmadığı bile belli değildir. İHD olarak bu olayın peşini bırakmayacağız' dedi. VAN - DİHA

ERDOĞAN ALTAN

Saç kazıtmaya siyah kartlı protesto

ocalan_sac_kazitma_protesto İmralı Tek Kişilik Kapalı Cezaevi'nde tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın saçlarının zorla kestirilmesine dün de her yerden tepki yağdı. Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH), İstanbul İstiklal Caddesi Tünel Postanesi'nin önünde açıklama yaparak, Adalet Bakanlığı'na siyah mektuplar gönderdi. Kadınlar adına açıklama yapan Beritan Doğan, ülkede yaşanan krizin temelinde Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün bulunduğunu söyledi. AKP'nin Kürt sorunundaki çözümsüzlüğünü İmralı'ya yansıttığını vurgulayan Doğan, 'En son Adalet Bakanlığı'na bağlı olan İmralı'da uygulanan insanlık dışı uygulama bunun örneğidir. Bu uygulama insan temel hak ve hürriyetlerinin yok sayılmasıdır. Biz Sayın Öcalan'ın görüşlerinin Türkiye'deki demokratikleşme sürecine katkıda bulunacağına inanıyoruz. Türkiye'deki milyonlarca insan, bu düşüncelerin Türkiye'nin demokratikleşmesinde ve Kürt sorununun çözümünde belirleyici rol oynadığına inanıyor' dedi. Sık sık 'Sayın Öcalan' şeklinde slogan atan kadınlar, ellerindeki kartları gönderdikten sonra polis müdahalesiyle karşılaştı. DTP PM Üyesi Kamile Kandal ile DTP'li Sultan Toptaş, Beritan Doğan, Nihayet Taşdemir ve Lemiye Oğuz gözaltına alındı. Kandal, Toptaş, Doğan ve Oğuz daha sonra serbest bırakılırken, Taşdemir ise araması olduğu gerekçesiyle gözaltında tutuldu.

 İHD: Öcalan'a yapılan işkencedir Adana Merkez Postanesi önünde 'Tecride son hasta tutuklular bırakılsın' eylemi gerçekleştiren İHD Adana Şubesi, Öcalan'ın durumuna dikkat çekti. DTP ve DHAY-DER üyelerinin de destek verdiği eylemde konuşan İHD Cezaevi Komisyonu Üyesi Osman Kara, Öcalan'ın saçının kazıtılmasının işkence olduğunu söyledi. Kara, 'Toplumsal gerginliğe neden olacak İmralı'daki bu uygulamalara bir an önce son verilmelidir' dedi. Kara hakkında açıklamadan hemen sonra jet soruşturma açıldı.

250 tutuklu saçlarını kazıttı Öcalan'ın saçlarının kazıtılmasına yönelik tepkiler cezaevlerine de yayıldı. Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nde bulunan 250'yi aşkın PKK'li tutuklu ve hükümlü aileleri aracılığıyla yaptıkları açıklamada, Öcalan'ın saçının zorla kazıtılmasını protesto etmek amacıyla, saçlarını sıfıra vurduğu bildirildi. Tutuklu Hükümlü Aileleri ve Hukuk Dayanışma Derneği (TUHAD-DER) de, Öcalan'a yönelik uygulamanın tehlikelerine vurgu yaparak, cezaevlerindeki protestoyu desteklediklerini ifade etti. Diyarbakır'ın yanısıra Mardin E Tipi Cezaevi'nde bulunan yaklaşık 100 PKK'li tutuklu ve hükümlünün de saçlarını kazıttığı bildirildi. Muş E Tipi Cezaevi'ndeki tutuklu ve hükümlüler de aileleri aracılığıyla yaptığı açıklamada, ilk olarak saçlarını kazıtacaklarını ve daha sonra farklı eylemler gerçekleştireceklerini belirtti.
STK'lerden katılım çağrısı
Diyarbakır'da 14 Temmuz'da DTP öncülüğünde kitlesel yapılacak olan basın açıklaması ve 'barış nöbeti'ne demokratik toplum örgütlerinden destek geldi. DTP, TUHAD-DER, TUHAD-FED, Göç-Der, İHD, DÖKH, Barış Anneleri İnisiyatifi ve YDG gibi çok sayıda kurum ve kuruluş Öcalan'a yönelik yaklaşımı kınayarak, 14 Temmuz'da Koşuyolu Parkı'nda yapılacak olan kitlesel basın açıklamasına destek vereceklerini duyurdu. İHD Diyarbakır Şube Başkanı Muharrem Erbey, uygulamanın insani olmadığına dikkat çekti. Göç-Der Diyarbakır Şube Başkanı Dursun Özdoğan, 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde cezaevlerindeki işkence uygulamalarının 28 yıl aradan sonra kendini İmralı Cezaevi'nde gösterdiğini söyledi. TUHAD-FED Şube Başkanı Mehmet Şah Teke de, uygulamanın hükümetin Kürt sorununa çözüm bulmadığının göstergesi olduğunu dile getirdi. Devletin Öcalan'ı Kürtlerden ayırmaya çalıştığını söyleyen TUHAD-DER Genel Sekreteri Mehmet Onaç da, Kürtlerin Öcalan'ı bırakmayacağını belirtti. ALTERNATİF

Berxbir Festivali'ne asker baskını

Berxbir Festivaline asker baskını Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi Laleş Yaylası'nda düzenlenen Berxbir Festivali, kamera çekimi yapan askerlerin engellenmesi üzerine 200 asker tarafından basıldı. DTP'liler ile askeri yetkililer arasında süren görüşmelerin ardından gerginlik sona erse de, festival asker ablukası altında devam etti. Öte yandan Kato Dağı'nda süren operasyon nedeniyle festivalin yarın bitirilmesi kararlaştırıldı.

Beytüşşebap Belediyesi'nin düzenlediği '4. Kuzu Kırpma Kültür Sanat ve Yayla Şenlikleri' (Berxbir Festivali) bugün de devam etti. Şenliğe, DTP Şırnak milletvekilleri Sevahir Bayındır, Hasip Kaplan, DEP eski Milletvekili Selim Sadak, DTP PM Üyesi İzzet Belge, Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak, İdil (Hezex) Belediye Başkanı Resul Sadak, DTP Şırnak İl ve İlçe yöneticilerinin de aralarında bulunduğu binlerce kişi katıldı. Festivalde konuşma yapan DEP eski Milletvekili Selim Sadak, dağda yaşanan her ölümün kendilerini etkilediğini belirterek, 'Çorumlu, Yozgatlı, Tekirdağlı bir askerle dağdaki gerillanın ölümü de gözyaşı ve kandır. Şu an Kato eteklerindeyiz ve çatışma haberi geldi. Dağlar bombalandı. 30 yıldır süregelen çatışmalı ortamı bir festival ortamında yine yaşadık' dedi.

Genelkurmay ve İçişleri Bakanı'na Beybun gönderdi

Hem festivallere, hem de bayramlara buruk katıldıklarını dile getiren Sadak, 'Dün Kürtçe 'Beybun' olan 4 adet papatyayı Genelkurmay'a, Emniyet Müdürlüğü'ne ve İçişleri Bakanı'na göndermeleri için Binbaşı, İlçe Emniyet Müdürü ve Kaymakam'a verdim. Elimde kalan son papatyayı da dağlarda yaşayan gerillaya sunuyorum. İzin verilmek istenmeyen festivali sizin kararlı duruşunuz sayesinde halay ve zılgıtlarla kutluyoruz' şeklinde konuştu.berxbir kurd kurt kurdistan

Askerler festivali bastı

Sadak'ın konuşma yaptığı sırada sivil giyimli, silahlı 7 askerin kamera ile çekim yapmasına tepki gösteren kitle ile askerler arasında tartışma yaşandı. Tartışmanın büyümesi üzerine kitle, 'JİTEM dışarı', 'PKK halktır halk burada' şeklinde slogan atarak, askerlerin festival alanından çıkmasını istedi. Bunun üzerine 7 asker festival alanından ayrıldı. Ancak kısa bir süre sonra Binbaşı Yakup Karakaya komutanlığındaki 200 asker ile yaklaşık 100 korucu festival alanını silahlarla bastı. Askerler, tepeleri tutarak festival alanını ablukaya aldı. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ile görüşen Binbaşı Karakaya, 'Elemanlarıma taşlarla saldıranların verilmesi gerekir. Ve Beytüşşebaplı olmayan katılımcıların kimliklerini istiyorum. Yoksa saat 15.00'te festivali bitiririm' şeklinde tehditlerde bulundu.

Çatışmalar nedeniyle festival yarın bitirilecek

DTP'liler ile Binbaşı Karakaya arasında yaklaşık 1,5 saat süren tartışmanın ardından, bir askerin silahsız olarak çekim yapmasına izin verildi. Askerler tepelerde konumlandırılırken, Jirki ve Babat korucularının da festival alanının dış tarafına çadır kurdu. Kato Dağı'nda çatışmaların yaşanması ve yaşanan gerginliklerden dolayı festivalin yarın bitirilmesine karar verildi. DİHA

En önemli üç isim

categlixo6 Erdoğan, Özkök ve Büyükanıt'ın darbe planlarından haberdar oldukları açığa çıktı. Erdoğan, Özkök ve Büyükanıt'ın 'sorumlulukları gereği' darbe planları kapsamında yargılanmaları gerektiği belirtiliyorozkok_erdogan_buyukanit
ERDOĞAN VE ÖZKÖK HABERDAR
AKP hükümetinin, 2003'ten beri Ergenekon yapılanmasından ve darbe planlarından haberdar olduğu, ancak o günden beri bir adım atmadığı, hakkında açılan kapatma davasıyla birlikte, 'darbe planlarını bir koz olarak kullanmak amacıyla harekete geçtiği' açığa çıktı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün de darbe planlarından haberdar olduğu, ancak herhangi bir yasal işlem başlatmadığı belirlendi.
'SORUMLULUK GEREĞİ' YARGILANMALI
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın da darbe planları yapanlarla irtibatı bulunduğu, ancak bugün siyasi bir malzeme olarak kullanmaya çalıştığı için AKP ile uzlaştığı belirtiliyor. Başbakan olarak Tayyip Erdoğan'ın, dönemin Genelkurmay Başkanı olarak Özkök'ün ve darbecilerle irtibatı olduğu açığa çıkan Büyükanıt'ın da 'sorumlulukları gereği' darbe planları kapsamında yargılanmaları gerektiği belirtiliyor.

Ergenekon siyasi dengeyi bozdu
Türkiye'yi sarsan Ergenekon operasyonunun etkisi en fazla siyasette hissediliyor. Kapanma davasıyla yalnızlaşan AKP, operasyon üzerinden manevra alanını genişleterek, rahat bir nefes alırken, CHP ise, 'darbecileri' savunur konuma düşerek, siyasi alanını daralttı. MHP 'bekle-gör' politikası izlerken, DTP ise, yalnız darbe girişimcilerinin değil, bizzat darbe yapanların da yargılanmasını istiyor.

 'Demokratik seçenek netleşmeli'
Ergenekon operasyonunu değerlendiren Öcalan, 'Operasyon Amerika'nın doğrudan operasyonudur. Ergenekoncular Rusya'ya, Çin'e, Hindistan'a dayanıyorlar. Amerika karşıtlığı yaparak Amerika'ya hizmet ediyorlar. Öyle söyledikleri gibi Amerika karşıtlıkları yok' dedi. Türkiye'de demokratik seçeneğe ihtiyaç olduğunu söyleyen Öcalan, 'Onun için Çatı Partisi'nden söz etmiştim. Demokratik seçeneğin netleştirilmesi gerekir' açıklamasını yaptı.

İran bir Kürdü yaralı halde idam etti

iran_idamİran molla rejimi Doğu Kürdistanlı bir insan hakarı savunucunu yaralı halde idam etti. Üç Kürt öğretmenin de her an idam edileceği belirtildi. Her dördü de ağır işkencelere maruz kaldı. Temmuz ayında idam edilenlerin sayısı 10’a yükselirken yılın başından bu yana en az 139 kişi idam edildi.

Yaralı halde idam
İran rejimi Doğu Kürdistan'ın Sine kentinde tutuklu olan insan hakları savunucusu Ahmed Kelec'in merkezi cezaevinde asarak idam etti. Rejim Kelec'i, çoğu siyasi tutukluyu idam etmek için ortaya attığı uyuşturucu trafiği iddiasıyla mahkum etti.
Kelec'in kaç yıldır tutuklu olduğu konusunda bilgi alınamadı ancak idam edilmeden önce Kelec'in intihar girişiminde bulunduğu ve ağır yaralandığı bildirildi. Rejimin Kelec'i yaralı halde idam ettiği kaydedildi.

Hücrelerde işkence gördüler
Üç Kürt öğretmenin de her an idam edilebileceği belirtildi. Öğretmenler Cumhuriyet'ine karşı 'yasadışı faaliyette' bulundukları iddiasıyla idam cezası aldılar. Kendilerine savunma hakkı tanınmadı.iranda_idamlar
Doğu Kürdistan'ın Kamyaran kentinde tutuklanan 3 üniversite öğretmeni yaklaşık bir yıldır hücrelerde ağır koşullar altında tutuluyor. Bir kardeşi PJAK saflarında olan Ferzad Kemanger ve iki öğretmen arkadaşı Eli Heyderiyan ve Ferhad Wekili, tutuklandıkları günden bu yana neredeyse hep hücrelerde kaldılar, ağır işkencelere maruz kaldılar. Her üç tutuklu bir yıl içinde götürüldükleri Kirmaşan, Kamyaran, Sine ve son olarak Tahran'daki Evin cezaevlerinde küçük ve hijyenden yoksun odalarda işkence gördü.
Bacağı kırıldı, kolu yandı
2005 yılında tutuklanan ve son olarak Evin cezaevine getirilen Ferzad Kemanger, aynı zamanda aktif bir insan hakları savunucusuydu. Kürdistan Öğretmenler Derneği iletişim sorumlusu Kemanger 11 yıldır bir teknik kolejinde öğretmenlik yapıyordu. İşkence altında bacağı kırıldı ve kolu yandı. Aynı zamanda saçlarının bir kısmı da işkence altında koptu. Çenesi ağır yara aldı ve ağır sağlık sorunları yaşıyor.
Duruşması 7 dakika sürdü
Tutukluluk süresi boyunca avukatı ile bir kereliğine sadece 45 dakika görüşebildi. Mahkeme salonunda bile avukatı ile konuşmasına izin verilmedi. Diğer iki arkadaşı ile birlikte duruşması sadece 7 dakika sürdü. Şubat ayı sonuna yapılan duruşmada rejim karşıtı bir grup üyesi oldukları iddiası ile idam cezasına çarptırıldılar. Hakkında PKK üyeliği suçlaması da bulunan Kemanger'e idam cezasını Devrim Mahkemesi Başkanı Şah Rudi verdi.
20 Aralık 2007 tarihinde de İran'ın idam ettiği PJAK gerillası Hasan Hikmet Demir'in (Agit) idamından önce işkence gördüğü ortaya çıkmıştı. İdam edildiği sırada çekilen fotoğrafta Demir'in kanlar içinde olduğu görülüyordu. ANF'nin ele geçirdiği fotoğraf Demir'in sırtından bıçaklandığını gösteriyordu.
İran rejimin 10 Temmuz 2008 tarihinde de dört kişiyi ülkenin güneyindeki Buşehr eyaleti içinde bulunan Borazcan kentinde halkın gözleri önünde idam etti. Mahkeme kararına göre, idam edilenlerin üçü Buşehr eyaletinden, bir diğeri de Afgan kökenli.
4 çocuk idam tehdidi altında
İran rejimi artık kamu içerisinde idam gerçekleştirmeyecekleri ve bunların fotoğraflarının artık yayınlanmayacağı sözünü vermişti. Ancak son idamlar yine halk içinde gerçekleşti ve fotoğrafları gazetelerde yer aldı.
İran'dan ölüm cezasına mahkum edilen dört çocuğun infaz edilmemesi ve 18 yaşından küçüklere ölüm cezası verilmesi geçtiğimi günlerde 24 uluslararası ve bölgesel hak kuruluş tarafından kınandı. İran 16 yaşındaki Kürt kökenli Muhammed Hassanzade'yi 10 Haziran'da infaz etti. Hassanzade 14 yaşında işlediği bir suç nedeniyle mahkum edilmişti. 25 Temmuz'a kadar dört çocuğun daha infaz edilme riskiyle karşı karşıya olduğu açıklandı.
Tam sayısı bilinemese de, İran'da şu an 140'tan fazla çocuğun infaz edilmeyi beklediği tahmin ediliyor.
Temmuz'da 10 idam gerçekleşti
Adam öldürme, tecavüz, silahlı soygun, adam kaçırma ve uyuşturucu kaçakçılığına idam cezasının verildiği ülkede yılbaşından bu yana ANF kayıtlarına göre en az 139 kişi idam edildi. Sadece Temmuz ayı başından bu yana idam edilenlerin sayısı 10'a yükseldi.
Batılı devletler ve uluslararası toplumun sessizliği altında gerçekleşen idamlar aylara göre şöyle: Temmuz: 10, Haziran: 18, Mayıs: 29, Nisan 24, Mart: 4, Şubat: 19, Ocak: 35
İran idam cezasında Çin'den sonra dünya ikincisi. Uluslar arası Af Örgütünün 2007 yılı raporuna göre, 2007 yılında İran'da 317 kişi idam edildi. Çin'de ise en az 470 kişinin idam edildiği kaydedildi. SİNE/ TAHRAN

Anadili konuşamamak da şiddettir

Gökkuşağı Kadın Derneği Dönem Sözcüsü Rahime Özatik, Kürt kadınlarının kendi anadilleri ile konuşamamasının da bir şiddet örneği olduğunu vurguladı.anadilpankart23

KA-DER Başkanı Hülya Gülbahar ise, “Sığınma evlerinde Kürt kadınlarının kendini ifade edebilmesi için tercüman talebinde bulunacağız” dedi. Kadın kurumları temsilcileri Türkiye’de kadın sığınma evlerine olan ihtiyacı ve AKP’nin sığınma evlerine yönelik politikasını değerlendirdi.
Kadınların yüzde 40’ının fiziksel, yüzde 20’sinin de cinsel şiddete maruz kaldığı Türkiye’de sığınma evlerine olan ihtiyaç her geçen gün daha da artarken, kadın sığınma evlerinde yaşanan sıkıntılara değinen Gökkuşağı Kadın Derneği Dönem Sözcüsü Rahime Özatik, Kürt kadınlarının kendi ana dillerinde konuşacağı sığınma evlerinin olması gerektiğini söyledi. Türkiye’deki sığınma evlerinin kadınların ihtiyaçları gideremeyecek düzeyde olduğunu vurgulayan Özatik, “15 milyon insanın yaşadığı İstanbul’da şiddet egemendir. Buna rağmen bağımsız olarak kurulan az sayıda sığınma evi var. Diğerleri belediye ve SHÇEK’lere bağlıdır. Burada kalan kadınların sadece 5-6 ay ihtiyaçları karşılanıyor. Yeni bir hayata başlayacak koşulları oluşturulmuyor” dedi.

 
‘Kürt kadınlarının özgün durumu var’

anadilpankart5 Kürt kadınlarının ise özgün bir durumu olduğunu belirten Özatik, “Devletten şiddet gören ve göçe etmek zorunda kalan Kürt kadınları ise belediyelerin yada SHÇEK’in sığınma evlerine gitmiyorlar. Çünkü orada da daha farklı bir şiddet görüyorlar. Yani güven sorunu yaşıyor. Doğal olarak sığınma evlerini tercih etmiyor” diye konuştu. Sığınma evlerinde Kürt kadınının kendini ifade etmediğini belirten Özatik, “Bu da bir şiddet örneğidir. Sığınma evleri genel olarak Türkiye’deki kadınların ihtiyaçlarını gideremediği gibi Kürt kadınları açısından çok daha farklıdır. Aile içi şiddete maruz kalan Kürt kadınları da sığınma evlerine gitmektense aile ortamındaki şiddeti tercih etmek zorunda kalıyor. Bu yüzden sığınma evleri Kürt kadınları için yeniden ele alınmalıdır” dedi.


‘Tercüman talebinde bulunacağız’

Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER) Başkanı Hülya Gülbahar ise Kürt kadınlarının kendilerini ifade edebilmeleri için sığınma evlerinde tercümanların olması gerektiğine vurgu yaptı. Gülbahar, “Kürt kadınlarına kendilerini ana dili ile ifade edebilme hakkı tanınmalı. bu hakkın tanınması için Kürt kadının kendini ifade edebilmesi için sığınma evlerinin tercüman talebinde bulunacağız” diye konuştu. 4 Temmuz 2006’da namus cinayetlerini ve kadına yönelik şiddet konusunda Meclis Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı raporun Başbakanlık Genelgesi olarak yayımlandığına dikkat çeken Gülbahar, “Bu genelgenin çıkması ilk defa Türkiye’de kadına yönelik şiddet konusunda bir devlet politikası oluşturması gerektiğinden bahsediyordu. Fakat o günden bu güne baktığımızda son derece yetersiz adımlar atıldığını görüyoruz” dedi.


‘Her 7 bin 500 kadın için bir sığınak açmak gerekiyor’

Avrupa Birliği kriterlerine göre Türkiye’deki sığınma evlerinin yetersiz olduğunu belirten Gülbahar, “Türkiye’de resmi rakamlara göre 38 sığınma evi var. Ancak bu sığınma evlerinin hizmet kaliteleri ve nitelikleri çok yetersiz, kapasiteleri son derece düşük, sığınakların nitelikleri artması için gerekenlerin yapılması gerekiyor” dedi. Her 7 bin 500 kadın için bir sığınak açmak gerektiğini kaydeden Gülbahar, “AB kriterlerine göre Türkiye’ye baktığımız da binlerce sığınak açmamız gerekiyor” diye konuştu.

 
Mor Çatı: AKP sığınma evleri açmıyor

Mor Çatı Gönüllüsü İlke Gökdemir ise Türkiye’de her üç kadından birinin şiddete maruz kaldığına dikkat çekerek İstanbul’da sadece 6 sığınma evinin olmasının ciddi bir eksiklik olduğuna belirtti. Belediyelerin kadın sığınma evleri konusunda duyarlı olmadıklarını vurgulayan Gökdemir, “Mor Çatı olarak birçok belediyeye sığınak açma konusunda taleplerde bulunduk ancak herhangi bir belediye bu konuda duyarlılık göstermedi” dedi. Hükümetin de bu konuda belediyelere destek sunmadığını kaydeden Gökdemir, “AKP kadın sığınma evleri konusunda her hangi bir girişimde bulunmuyor. Hükümetin bu konuda gerekli adımların atması gerekir” dedi. Kadınların Medya İzleme Grubu (Mediz) Üyesi Melek Özman da kadına yönelik şiddetle mücadele etmenin devletin görevi olduğunu belirterek, “Bu konudaki tüm sorumluluk kadın kurumlarına yüklenmemeli. Devlet sığınaklar, yerel yönetimler açmalı. Ancak kadın örgütlerine danışarak, onların fikirlerine başvurarak, denetimlerine açarak yapmalıdır bunu” diye konuştu. DİHA/İSTANBUL YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Sular altında kalacak olan Hasankeyf dışında Kürdistan

Ilısu Barajı’nın inşası nedeniyle sular altında kalacak olan Hasankeyf dışında Kürdistan’da tarih öncesi çağlara ışık tutan birçok kültür mirası da sular altında kalacak.

hasankeyf invert1

Ilısu Barajının inşasıyla sular altında kalacak olan Hasankeyf dışında Kürdistan’da birçok arkeolojik alan sular altında kalacak. Ilısu Barajının inşası nedeniyle Kürdistan ve uluslararası alanda en çok gündeme gelen nokta Hasankeyf’in geleceği. Bu durum Hasankeyf’in Ilısu Barajının sular altında bırakacağı en büyük yerleşim birimi olmasından kaynaklı. Ancak Ilısu Barajının yutacağı tek insanlık mirası Hasankeyf değil. Tarih öncesi çağlara ışık tutan tam 11 arkeolojik alan da sular altında kalacak. 
Kürdistan’ın can damarlarından biri olan Dicle nehri boyu tarih boyunca insan yerleşimin yoğun olduğu bir alandı. İlk tarımcılığın geliştiğinin düşünüldüğü bölgede son dönemlerde hummalı bir arkeolojik çalışma var. Zira bilim insanları Bismil ile Hasankeyf arasında yer alan 11 arkeolojik kazı alanından tarihe ışık tutacak önemdeki kalıntıları çıkarma telaşında. Bilim insanları bölgede yapılan yüzey araştırmalarında ise hiçbir kazı yapılmadan sular altında kalacak onlarca potansiyel arkeoloji alanı bulunduğunu ifade ediyor. Bu kazı alanlarından biri Bismil yakınlarındaki Salattepe. Salat çayının Dicle nehrine karıştı bölgeye yakın bir noktada bulunan Salattepe höyüğünde 6 bin yıl öncesinden günümüzde uzanan işlenmiş taşlara rastlandı. Aynı alanda 3 bin 500 yıl önce bir deprem yaşandığını tepis eden uzmanlar Salattepe’deki mezarların günümüze ulaşanlarının en az 4 bin senelik olduğunu tespit etti.
En eski kalıntılar Ziyarettepe’deHasankeyf_Kalesi
Diyarbakır’ın Bismil ilçesi yakınlarındaki Ziyarettepe Höyüğünde, ABD’li arkeologların başında bulunduğu kazılarda M.Ö. 10 bin yıllarına ait kalıntılar ortaya çıkarıldı. Kazının başındaki isim olan Amerika Whıtman Koleji’nden Dr. Timati Madney’in ekibi 12 bin sene önceye neolitik döneme ilişkin bulgulara rastladı. Ziyarettepe’nin bir diğer önemi ise yerleşkenin Asurluların bu bölgedeki başkentleri (Tuşhan) olduğunun düşünülmesi. Yerleşkedeki kalıntılar bu nedenle bir dönemi aydınlatacak önemde olarak tanımlanıyor.
Karaz kültürünün tek temsilcisi : Müslümantepe
Salattepe’ye yakın Müslümantepe ise bilim insanları tarafından arkeologlar tarafından M.Ö. 3600 yılında Kafkasya’ya egemen olan Karaz (Kura-Araks) kültürünün Dicle nehri boyundaki tek temsilcisi olarak gösteriliyor. Çıkış dönemi Geç Kalkolitik’e (M.Ö. 3600/3500) tarihlenen kültür, yayıldığı alan bakımından Yakın Doğunun en ilginç prehistorik fenomenlerindendir. Güney Gürcistan, Ermenistan bölgesindeki şulaveri-şomu Tepe Kültürünün zamanla ayrımlaşması ile oluştuğu düşünülen Kura-Araks Kültürü, takip eden dönemlerde (Erken Bronz Çağı’nda) Kuzeyde Dağıstan’a, Güneyde Batı İran’a, batıda Sivas, güney batıda Filistin ve İsrail’i içine alan çok geniş alana yayılmıştı. Yaklaşık 1000 yıl varlığını devam ettiren bu kültür, M.Ö. 2200’lerde son buldu. Erzurum’daki Sos Höyükteki kazılar Kura-Araks Kültürünün istisna olarak bu bölgede Orta Tunç/Son Tunç dönemine kadar, M.Ö. 1500, devam etmiştir. İşte bu kültürün Dicle boyundaki tek temsilcisi de Ilısu Barajının suları altında kalacak. Alanda devam eden kazılar büyük bir ihtimalle kalıntılar üzerinde yeterli inceleme yapılmasına fırsat vermeyecek.hasankeyf_
En az 12 bin senelik Körtik Tepe
Ilısu Barajı’nın altında kalacak arkeolojik yerleşimlerden biri de Körtik Tepe höyüğü. 12 bin yıl öncesine uzanan tarihinde, neolitik çağın ilk yerleşimlerinin, dolayısıyla hayvancılığa ve üretime geçişin izleri var. Kürdistan’da neolitik çağa geçişin anahtar noktalarından biri olan Körtik Tepe’de bulunan buğday kalıntıları tarih öncesi çağları araştıran bilim insanları için çok ciddi veriler sunuyor. Alanda bulunan keçi boynuzu ve grift keçi figürleri, bu bölgede keçinin evcilleştirilmesi, en çok keçi ve ürünlerinden yararlanıldığı ve hatta keçinin bu veriminden ötürü mistisize edildiğini, kültleştirildiğini de gösteriyor.
Bir Mittani mirası: Kavuşanhöyük
Bismil’in 10 kilometre güneydoğusundaki Kavuşanhöyük ise M.Ö. 3binli yıllarda yani bugünden tam 5 bin sene önce bölgede hakim olan Mittani kültürünün izlerini taşıyor. Neolitik çağa ilişkin bazı bulguların da bulunduğu bölgede MÖ ciddi bir taşkının yaşandığı ve yerleşkenin önemli bir bölümünü sular altında bıraktığı anlaşılıyor. İşte aynı kadar 4 bin sene sonra aynı yerleşkeyi bu kez insan eliyle buluyor. Kavuşanhöyük de önümüzdeki yıllarda Ilısu barajının sularının altında kalacak.
Türünün tek örneği: Hakemi Use 
Yine Bismil sınırları içinde bulunan Hakemi Use de 10 bin yılı aşkın bir tarihe sahip. Bu yerleşke Dicle boyundaki ilk ve tek gerçek Hassuna/Samarra kültürü yerleşkesi. Asurlar döneminde çok ünlü bir seramik merkezi olan Hakemi Use, Neolitik dönemde de uzak kültürlerle ilişkili olduğunu gösteren kanıtlarla dolu bir arkeoloji hazinesi. hasankeyf34
Çokkültürlü Kenantepe
Yine Dicle nehri kıyısındaki Kenantepe ise Obeid, Geç Katolitik, Erken Tunç ve Geç Tunç çağına ilişkin çok önemli bulguları barındıran bir arkelojik alan. Arkeologların tahminlerine göre Kenantepe sadece Mezopotamya’nın kalbinde ve Mezopotamya’nın Anadolu’daki dış sınırında dağınık halde bulunan devletler ve uygarlıklar arasında politik bir sınır olmakla kalmayıp; kaynakça yoksul Mezopotamya ovaları ve kaynakça zengin Anadolu dağlık alanları arasında ekonomik bir sınırdı. Bu nedenle Kenantepe oldukça önemli bir merkez olarak addediliyor. Kenan Tepe kazıları, özellikle devletin gelişim konusunda geliştirilen teoriler ile arkeolojik kanıtlar arasındaki bağlantının ortaya çıkarılmasını ve bu tip örnekler kullanılarak bu sınırın dinamiklerinin ve diğer sınır koşullarının daha iyi anlaşılmasını sağlamakta. Baraj suları altında kalacak diğer kazı alanları ise Bismil’deki Salat Camii yanı, Hibermerdon Tepe, Siirt’teki Başur ve Türbe höyükler. Bu arkeolojik alanlar sadece kurtarma kazılarının başlatıldığı alanlar. Bunun dışında bölgedeki onlarca önemli höyüğün daha hiç kazma vurulmadan sular altında kalacağı ifade ediliyor.
‘Hasakeyf dünya kültür mirasına alınmalı’
Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken’in verdiği bilgilere göre Hasankeyf ve Dicle vadisi çevresindeki 300 arkeolojik alanın 83’ü sular altında kalacak. Ertürk, ‘Dolayısıyla, Ilısu Baraj projesinin vaat ettiği gelecek, binlerce yıllık tarihin ve benzersiz doğal alanların yok olmasıdır. Hasankeyf’i yok etmemenin tek yolu Ilısu baraj projesini iptal etmek ve bölgeyi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine dâhil etmektir’ ifadelerini kullanıyor. ANF/BATMAN YENİ ÖZGÜR POLİTİKA