Babası işkenceyle katledilirken Ahmet 10 yaşındaydı. 25 yaşındaki Ahmet, polis kurşunuyla yaşamını yitirirken; arkasında bir yaşındaki Mehmet Ali'yi bıraktı. Anne Özkan, 'Devlet benim kocamı öldürdüğü gibi oğlumu da öldürdü. Oğlumun hesabının sorulmasını istiyorum' diye feryat etti.
Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde Öcalan'a yapılan saldırıyı protesto etmek için yapılan gösterilerde Ahmet Özkan (25) yaşamını yitirdi. Henüz 10 yaşında iken babasını da işkence sonucu kaybeden Özkan'ın bir yaşındaki bebeği de yetim kaldı. İsyanları ile tarihte yer edinen Ağrı, son günlerde yaşanan gösterilerle bir kez daha tarihteki yerini aldı. 1926, 1927 ve 1930 yıllarında isyanların bastırılmasından sonra Ağrı Dağı, 'Hayali Kürdistan burada meftundur' sözüyle hatırlanır oldu. Ancak Ağrı'da isyan hiç bitmedi. 78 yıldır sürekli ayaklanmaların yaşandığı Ağrı'da en son 21 Ekim'de KCK Önderi Abdullah Öcalan için gösteri düzenlendi. Doğubeyazıt'ta düzenlenen gösteride 25 yaşındaki Ahmet Özkan polisin açtığı ateş sonucu sırtından vuruldu. Özkan'ın ölümü Ağrı'da büyük bir tepkiye yol açtı.
Babası işkenceden öldü
Ahmet Özkan, 1984 yılında Doğubeyazıt'ın Hallaç Köyü'nde doğdu. PKK'nin silahlı mücadeleyi başlattığı yıllarda doğan Özkan'ın köyü de gelişen çatışmalardan sürekli nasibini aldı. Çatışmaların doruğa çıktığı 1993 yıllında Hallaç Köyü yakılarak, boşaltıldı. Henüz 9 yaşındayken ailesiyle Doğubeyazıt'a göç etmek zorunda kalan Ahmet, 10 yaşına geldiğini de babası Polat Özkan tutuklandı. Gözaltında gördüğü işkencelerin izlerini taşıyan babası Polat Özkan, cezaevinde kısa bir süre kaldıktan sonra tahliye oldu. Gördüğü işkencelerden dolayı felç olan babası tahliyesinin ardından hayata gözlerini yumdu.
Küçük yaşta büyük sorumluluk
Evin 6. çocuğu olan Ahmet, babasının ölümünün ardından 11 kardeşiyle yetim kaldı. Annesi aynı zamanda çocuklarına babalık yaptı. Diğer kardeşleri gibi Ahmet'in de küçük omuzlarına ağır bir yük binmişti. Çobanlık yapmaya başlayan Ahmet, koyunlarını Ağrı (Ararat) Dağı'nın eteklerine götürüp otlatıyordu. Ararat ile dost olan Ahmet, Ararat'tan başı dik ve onurlu olmayı öğrenmişti. Taşıdığı kimliğin bilincindeydi. Kürt sorununun çözümünde katkısı olacağına inandığı her eyleme katılıyor, panzere ve kurşunlara aldırış etmeden en önde yer alıyordu. Bir yandan da babasına verdiği sözü unutmayarak, ailesini geçindirmeye çalışıyordu.
Oğlu da kendi gibi yetim kaldı
Ahmet 20 yaşına geldiğinde askere gitmek zorunda kaldı. 2003 yılında askere giden Ahmet, askerliğini bitirdikten sonra Zeynep'le evlendi. 2007 yılında genç yaşında baba olan Ahmet'in Mehmet Ali adındaki çocuğunun kendisi gibi yetim büyümesini istemiyordu. Oğlu ve ailesi için gece gündüz çalışıyordu. Ancak oğlunun kaderi de kendisininkinden çok farklı olmadı. Öcalan'a İmralı Cezaevi'nde yapılan saldırıyı protesto eden kitleye katılan Ahmet, sırtından aldığı ve kalbinden geçen kurşunla yaşamını yitirdi. Babası ölürken 10 yaşında yetim kalan Ahmet, yaşama gözlerini yumarken, bir yaşındaki oğlu Mehmet Ali de yetim kaldı. 22 yaşındaki eşi Zeynep'i, babasının emaneti olan 10 kardeşini geride bıraktı. Ahmet geride bir yetim, genç bir dul kadın, yaşlı bir anne ve şu an askerde olan bir kardeş bıraktı.
Annenin ağıtları Ararat'a yükseldi
Anne Şükran Özkan'ın oğlu için yaktığı ağıtlar, Ağrı Dağı'nda yankılandı. Anne Özkan Kürtçe söylediği ağıtlarında, 'Devlet benim evladımı öldürdü. Devlet benim kocamı da işkencelerde katletti' dedi. Oğlunun babasız büyüdüğünü ve çobanlık yaparak geçimlerini sağladığını belirten Anne Özkan, 'Devlet benim kocamı öldürdüğü gibi oğlumu da öldürdü. Oğlumun hesabının sorulmasını istiyorum. Devletten davacıyım” diye konuştu.
'Kanı yerde kalmasın'
Gözleri ağlamaktan kuruyan eşi Zeynep Özkan ise konuşmakta güçlük çekti. Konuşacak ve ağlayacak hali kalmayan Zeynep Özkan, sadece şunları haykırabildi: “Benim kocam çobandı. O gün yine çobanlığa gidecekti. Yapılan haksızlığı duyunca evden çıkarak eyleme gitti. Benim kocamın kanı yerde kalmasın. Kanı alınsın.'
'Devletten hesap soracağız'
1993 yılında kardeşini öldürenlerin şimdi de yeğenini öldürdüğünü ifade eden amca Mehmet Özkan ise devletten çok çektiklerini söyledi. Ahmet'in çobanlık yaparak ailesini bu güne getirebildiğini belirten Amca Özkan, “Bütün aileye o bakıyordu. Ama babası gibi devlet onu da öldürdü. Devletten bu hesabı soracağız ve bu hesabı sorarken bütün Kürt halkının desteğini istiyoruz' dedi. Ahmet'in yurtsever ve iyi bir insan olduğunu belirten arkadaşı Ahmet Çağlı, Ahmet'i şu cümlelerle anlattı: 'Hiçbir zaman haksızlığı kabul etmiyordu. Mert ve delikanlı bir kişiliği vardı. Hayatı boyunca hiç kimse ondan şikâyetçi olmadı. Herkes onun çok iyi bir insan olduğunu biliyordu.'
ERCAN ÖKSÜZ/ REMZİ COŞKUN - VAN / DİHA
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Emine Ayna hakkında dünkü açıklamaları ile ilgili inceleme başlattı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, dün Büyükşehir Belediyesi Konukevi önünde bir grup DTP'li milletvekili ve belediye başkanıyla yaptığı basın açıklamasındaki sözleri ile ilgili DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk hakkında inceleme başlatılmasını kararlaştırdı. Başsavcılık ayrıca önceki gün Batman DTP İl Başkanlığının açılışı töreninde yaptığı konuşma nedeniyle de DTP Eşbaşkanı Emine Ayna hakkında da inceleme başlattı. Başsavcılık, Diyarbakır ve Batman emniyet müdürlüklerinden, Türk ve Ayna'nın konuşmalarının yer aldığı görüntü çözümlerini istedi. Türk ve Ayna'nın konuşma metinlerini inceleyecek olan savcılık, suç unsuru belirlediği takdirde, Türk ve Ayna'nın dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke hazırlayacak. DİYARBAKIR - DİHA
Türk: İmralı'ya D T P 'nin de içinde olduğu bir heyet gitsin
Türkiye'de basın özgürlüğü var! Yıllardır Kürt sorununda çözümsüzlükten başka hiçbir sonuç doğurmayan şiddet, baskı ve inkar bir önceki hükümetlerin olduğu gibi AKP'nin de Kürt politikasının özünü oluşturuyor. İnsan hakları ve ifade özgürlüğünde geçmiş yılları dahi aratacak uygulamalara imza atan AKP hükümeti, her ne kadar her fırsatta 'Benim 75 Kürt milletvekilim var, Kürtleri ben temsil ediyorum', 'Türkiye'de ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırıldı' dese de Kürt basın-yayın kurumlarına yönelik iki yıllık hak ihlal bilançosu bu anlatımları yalanlayacak yeterlilikte.
Kürt medyasına uygulanan baskı ve sansürde sınır tanınmıyor. Erdoğan ve AKP hükümeti her ne kadar Türkiye'de basının hür olduğunu söylese de Kürt medyası Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını yazdığı için, Bölge'de yaşanan çatışmalarda asker kayıplarını verdiği için ya da AKP ile TSK'nin bölgedeki uygulamalarını teşhir ettiği için kapatma baskısı altında. 4 Ağustos 2006'dan 20 Ekim 2008'e kadarki dönemde 17 gazetenin yayını toplam 41 kez durduruldu. Bu tablo aslında Türkiye'de ifade özgürlüğünün karşı karşıya kaldığı tehditin boyutlarını göstermeye yetiyor. Tabii her ne kadar bunun ifade özgürlüğü ve demokrasiye büyük darbe olduğu çeşitli kurum ve kuruluşlarca dile getirilse de bu konuda devlet yetkililerinin açık açığa tehdit eden ve çeşitli güçlere hedef gösteren açıklamaları sürüyor. Nitekim Ramazan Bayramı öncesi Ankara'da bir araya gelen devletin üst AKP ve ordunun üst düzey yetkilileri yaptıkları toplantıda Kürt medyasına yönelik sansür ve baskının devam etmesi kararı aldı. Ve bu karar doğrultusunda en son olarak bir aylık kapatmanın ardından dün tekrar yayın hayatına başlayan Alternatif Gazetesi'ne 'Örgüt propagandası yaptığı' iddiasıyla 3'üncü kez bir aylık kapatma cezası geldi.
Siz hangi okulu okudunuz hakim bey!
Kapatılan gazetelerin gerekçeleri ise hiçbir hukuk sisteminin kabul etmeyeceği gerekçeler. Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını açıkladıkları, Bölge'de yaşanan çatışmayı yazdığı için kapatılan gazeteler şunlar: Gündem, Güncel, Yaşamda Gündem, Gerçek Demokrasi, Ülkede Özgür Gündem , Azadiya Welat YedinciGün Gazetesi 7, Haftaya Bakış , Yaşamda Demokrasi, Toplumsal Demokrasi , Öteki Bakış Gazetesi, Yeni Bakış Gazetesi, Alternatif, Gelecek , Özgür Ülke, Gerçek Gazetesi, Ülkeye Bakış Gazetesi de eklendi. Birçoğunun daha ilk sayısında kapatıldığı gazetelerin ise bazı sayılrı iki kez kapatıldı. Yani Türkiye'de basın özgürlüğü var! İSTANBUL
DİHA'dan gözaltı ve tutuklamalara tepki
Dicle Haber Ajansı (DİHA) yaptığı yazılı açıklamada, muhabirlerine yönelik gözaltı ve tutuklamalara son verilmesini isteyerek, çalışmalarının engellendiği ifade edildi.
DİHA açıklamasında, son iki yılda, yaklaşık 40 gazetenin kapatıldığı, onlarca gazetecinin gözaltına alınıp tutuklandığı bir dönemde, ajanslarına yönelik baskıların devam ettiği vurgulandı. Açıklamada bütün toplumsal olaylar döneminde ajans çalışanların, muhabirlerin polisin saldırısında hedef haline geldiği ifade edildi.
Açıklamada 2008 Newroz kutlamaları sırasında yaşanan olayların faturasının DİHA'ya çıkartıldığı gelişmeleri takip eden 4 muhabirlerinin tutuklandığı ve birçok muhabirin de gözaltına alınarak çalışmaları engellendiği belirtildi.
DİHA'nın açıklamasında son birkaç gündür PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın fiziki saldırıya maruz kaldığı haberlerinden sonra bölgede yaşanan olayları takip eden muhabir ve çalışanlarının hedef alındığı kaydedildi.
DİHA'nın açıklaması şöyle: 'Muhabirimiz Ercan Öksüz Erciş mitinginde polis tarafından darp edilmiş, çalışması engellenmiştir. Mardin'de muhabirimiz Haşim Abak, Nusaybin'de Celal Kalpak'ın çekim yapmaları izin verilmemiş, Diyarbakır'daki gösterileri takip eden muhabirlerimize her türlü küfür, hakaret ve fiili saldırı yapılmıştır. İdil'de muhabirimiz Vedat Yıldız feci şekilde tartaklanarak, ciddi bir şekilde yaralanırken, Şırnak muhabirimiz Mesut Ertak tutuklanmıştır, Adana'daki olayları takip eden muhabirimiz Murat Kolca ise hedef gözetilerek üzerine gaz bombası atılmış, İstanbul'da meslektaşları ile korsan gösterileri takip eden muhabirlerimiz Sertaç Kayar ve Yunus Tosun gözaltına alınmış, kameralarına, fotoğraf makinelerine ve haber materyalarına el konulmuştur.
Oysa daha önce ajansımıza yönelik baskılar meclis gündemine getirilmiş ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise konuya ilişkin 12 Eylül tarihinde verdiği cevapta, DİHA'nın çalışmalarına yönelik herhangi bir engelleme ve baskı olmadığını ileri sürmüştü. Hatta Bakan Atalay verdiği cevap yazısında, basın çalışmalarının sorunsuz ve özgür bir şekilde çalışmalarını yürütülmesi için gereken tedbirlerin alındığını ileri sürmüştü. Şimdi son birkaç gündür yukarıda belirttiğimiz gelişmeleri gördüğümüzde, İçişleri Bakanlığının 'Özgür ve sorunsuz bir çalışma için tedbir aldık' sözünün ne anlama geldiğini daha iyi anlıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, sürekli işkence iddialarının yalanlandığı bir ülkede insanlar işkenceden dolayı yaşamını yitirmeye devam ediyor. Bu yüzden ajansımıza yönelik baskıların inkar edilmesi ile bu baskıların artarak devam etmesini çelişki gibi görünse de, hükümetin basına bakışı açısından anlamlı bir görüntü çiziyor. Çalışanlarımıza yönelik saldırıları kınıyor ve bir an önce sona erdirilmesini istiyoruz.
'Gerçeklerden asla taviz vermeme' sloganı ile yola çıktığımız günden beri, yaşanan saldırılara rağmen halka ve topluma karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirdik.Bundan sonra da yerine getirmeye devam edeceğiz. Bütün bu olup bitenlere rağmen belirtmek isteriz ki, haberleri takip ederken durduğumuz yeri, yazdığımız haberin rengini, çektiğimiz görüntü ve fotoğrafların nasıl yayınlanacağını kamu otoritesi değil, basın meslek ilkelerini esas alarak biz karar veririz. Ancak biz bu konuda sorumluluğumuzu yerine getirirken, basın örgütlerinin de, 'öteki'leştirdikleri ajansımıza ve muhalif basına karşı yapılan saldırılara sesiz kalmalarını yadırgıyoruz. Bu konuda demokratik kamuoyunu ve basın kuruluşlarını duyarlı olmaya yaşananlara sessiz kalmamaya çağırıyoruz.' İSTANBUL
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik fiziksel saldırıyı ve ölüm tehdidini kamuoyuna duyurmak amacıyla bugün Strasbourg'ta bir basın konferansı düzenlendi. Birçok gazetecinin izlediği basın konferansına katılan Avrupa Parlementosu milletvekilleri İmralı adasına giderek Öcalan'ı ziyaret etmek istediklerini belirtti.
Fransa'nın Strasbourg kentinde Avrupa Konseyi (AK) önünde Kürt Halk Önderi Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik fiziksel saldırıyı ve ölüm tehdidini kamuoyuna duyurmak amacıyla basın toplantısı düzenlendi. Yüzlerce kişinin izlediği basın toplantısında birçok gazeteci de yer aldı.
İlk kez böyle bir saldırı gerçekleşiyor
Öcalan'ın Avrupa'da bulunan avukatı Mahmut Şakar yaptığı konuşmada, Öcalan'ın 10 yıldır İmralı adasında tutulduğunu ve ilk kez böyle bir saldırının gerçekleştirildiğini söyledi. İmralı adasında olup bitenden devletin mutlaka haberi olduğuna dikkat çeken Şakar, 'Sayın Öcalan'a yönelik en son gerçekleştirilen saldırı ve ölüm tehdidinden de devletin mutlaka haberi vardır. Sayın Öcalan'ın yaşamı sürekli tehdit altında. Bu olayda gösteriyor ki Öcalan'a bir rehin gibi yaklaşıyorlar' dedi. Avukat Şakar, Öcalan'a karşı gelişecek her durumdan devletin sorumlu olduğunu vurguladı.
Bu saldırı Türkiye'yi daha çok gerer
Saldırının sadece insan hakları boyutuyla değil siyasi boyutuyla da ele alınması gerektiğini belirten Şakar, şunları söyledi: 'Öcalan'a yapılan saldırı Kürt halkına yapılan bir saldırıdır. Böyle bir saldırı Türkiye'yi daha çok gerer. Türkiye'nin bunu görmesi gerekir'
Basın açıklamasını Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT)'nin olduğu yerde yaptıklarına dikkat çeken Şakar, 'Bu olayı duyar duymaz CPT'ye bildirdik ve durumu yerinde incelemesini istedik. Ayrıca yakın zamanda İmralı adasına yaptığı ziyaretin sonuçlarını da kamuoyuna açıklamasını talep ettik' diye belirtti.
Şakar'ın konuşması sık sık 'Bijî Serok Apo', 'Öcalan! Öcalan!' sloganlarıyla kesildi. Birçok kez AB kurumlarıyla Öcalan'ın koşullarına ilişkin görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirten Şakar, buna rağmen Öcalan'ın koşullarında hiçbir değişiklik olmadığını kaydetti. Öcalan'ın avukatları olarak her türlü girişimi sürdüreceklerini ifade eden Şakar, saldırıya ve ölüm tehdidine karşı tutumlarını da sürdüreceklerini vurguladı.
Uca: Sol grup üyelleri İmralı adasına gitmek istiyor
AP Sol Parti Milletvekili Feleknas Uca da, Avrupa Kürt sorununa çözüm bulmadıkça Avrupa Parlamentosu'nda seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirtti. Uca, AP Sol Grup üyesi milletvekillerinin İmralı Adası'na giderek Öcalan'ı ziyaret etmek istediklerini de kaydetti.
Daha sonra konuşan KNK Yürütme Konseyi Üyesi Nizamettin Toğuç da Öcalan'a şimdiye kadar manevi işkence yapıldığını ancak son olayla bunun fiziksel işkenceye de dönüştürüldüğünü dile getirdi. Tüm dünyanın Öcalan'ın Kürt halkının önderi olduğunu bildiğini kaydeden Toğuç, Kürt halkının hassasiyetlerinin gözönünde bulundurulması gerektiğini vurguladı. Toğuç Öcalan'a uzanan ellerin Kürt halkı tarafından kırılacağını tepkisinde bulundu.
'Mandella ne ise Öcalan da bizim için odur'
Toplantıda KON-KURD adına konuşan Nizamettin Toğuç ise, 'Türklerin ve Avrupalıların anlaması gereken şey; Georges, Washington, Nesol Mandella, Mahatma Gandi, Charl De Gaul, Arafat kendi halkları için ne ifade ediyorsa Sayın Önder Abdullah Öcalan'da bizim için aynıdır dolayısıyla kendisine yapılan saldırılarda bize yapılmış sayarız' dedi.
Basın konferansında ayrıca AP Kürt Dostu Grubu Başkanı ve Dışilişkiler Komisyonu Başkanı İtalyan Agneletto Vittorro, Sol Grup Milletvekili Danimarkalı Bo Sondegard da birer konuşma yaptı. STRASBOURG - ANF
Fransa Parlamentosu önünde Öcalan protestosu
İmralı cezaevinde tutuklu bulunan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik işkenceye karşı Kürtler protesto gösterilerini Avrupa'da da sürdürüyor. Paris'te Fransa Parlamentosu önünde protesto gösterisi yapan Kürtler, Fransa Kürt Dernekleri Federasyonu FEYKA ve Kürdistan İnformasyon Bürosu yetkilileri parlamentodaki gruplara Öcalan'a yönelik saldırı ve Kürt sorunu ile ilgili bir dosya sundular.
Paris'te yaşayan Kürtler Fransa Parlamentosu önünde bugün saat 14:00'de toplanarak Türk devletinin Öcalan'a yönelik işkence ve baskılarını protesto etti. Fransız hükümetine Türk devleti ile işbirliği yapmaya son verme çağrısı yapan Kürtler, Türk devletinin Öcalan'a yönelik işkencelerini protesto eden döviz ve pankartlar ile Öcalan posterleri açtılar.
Sık sık 'Kahrolsun faşist Türk devleti', 'Kürdistan Türkiye'ye mezar olacak' 'Biji Serok Apo' sloganları atan göstericiler Türk devletinin Öcalan ve Kürtlere uyguladığı baskı ve işkenceyi anlatan bildiriler dağıtıp konuşmalar yaptılar.
Fransa Parlamentosu önündeki protesto gösterileri sürerken FEYKA ve Kürdistan İnformasyon Bürosu yetkililerinden heyetler parlamentodaki Sosyalist Parti, Komünist Parti ve Yeşiller Partisi'nin grup yetkililerine Öcalan'a yönelik işkence ve baskılar ile Kürt sorununa yönelik bilgi içeren birer dosya sundular.
FEYKA Başkanı Mehmet Ülker'i kabul eden Sosyalist Parti milletvekili ve Grup Başkan Yardımcısı Georges Peau-Langeuin konuyla ilgili Paris'teki Türkiye büyük elçisine bir mektup yazarak konu hakkında bilgi isteyeceğini ve Fransa'daki Kürtlerin liderlerine yönelik baskılardan dolayı yaşadıkları rahatsızlıkları dile getireceğini bildirdi.
Kürdistan İnformasyon Bürosu yetkililerinin görüştüğü Komünist Parti Milletvekili Michel Vaxes de konuyu Fransız Komünist Partisi grubunda gündeme getirerek bütün grubun hassasiyetini geliştirmeye çalışacağını söyledi. Milletvekili Vaxes, ayrıca göstericilerin yanına kadar gelerek göstericilere desteğini iletti.
Bu arada bir başka FEYKA heyeti de Yeşiller Partisi grup sorumlularından Milletvekili Noel Mamere'in bürosunda yeşiller grubu yetkilileri ile görüşerek konuyla ilgili bir dosya sundular.
Parlamento önündeki gösteri saat 15:30'da sona erdi.
Öte yandan yandan Paris'te yaşayan Kürt kadınları da AB dönem Başkanı ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Koucher'e fax çekerek Türk Devleti'nin Öcalan'a yönelik işkence ve baskıları konusunda AB kurumlarının üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri ve Türkiye'ye yaptırım çağrısında bulundular. Yüzlerce kişiye imzalatılan Kürt kadınlarının gönderdiği mektuplarda AB dönem Başkanı'ndan; CTP'nin harekete geçirilerek, Türkiye'ye bir heyet gönderilmesi ve Öcalan'ın haklarının garanti altına alınması için gerekli önlemlerin alınması talep edildi. Kürt kadınlarının imza toplayarak fax çekme eylemleri hala Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi'nde devam ediyor.
MURAT AKTAŞ -ANF
Polis kurşunu ile sırtından vurulan evli ve bir çocuk babası Ahmet Özkan'ın babasida 12 yil once iskence sonucu yasamini yitirmis
Kurdians: Wednesday, October 22, 2008
Özkan'ın cenaze törenine de müdahale ettiler
Doğubayazıt'da polis kurşunu ile yaşamını yitiren Ahmet Özkan'ın cenazesi Doğubayazıt'ta 30 bin kişi tarafından 'İntikam' sloganlarıyla toprağa verildi. Polislerin, cenaze töreni sırasında kitleye gaz bombasıyla müdahale etmesinin ardından, kitle ile polis arasında çıkan çatışma sürüyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik fiziki saldırıyı protesto etmek amacıyla önceki gün Doğubayazıt'ta (Bazîd) düzenlenen basın açıklaması sırasında çıkan olaylarda polisin açtığı ateş sonrası sırtına aldığı kurşunla yaşamını yitiren Ahmet Özkan'ın cenazesi Trabzon Adli Tıp Kurumu'nda yapılan otopsi işlemlerinin ardından bu sabah Doğubayazıt'a getirildi. Özkan'ın cenazesi, ilk olarak Ehmedê Xanî Mahallesi'nde bulunan evinin önüne getirildi. Burada dini vecibeler yerine getirildikten sonra Özkan'ın cenazesi, cenaze aracıyla DTP Doğubayazıt İlçe binası önüne getirildi. Özkan'ın cenazesinin bulunduğu tabut sarı, kırmızı ve yeşil renklere sarıldı. İlçe binası önüne, aralarında DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, DTP Genel Merkez yöneticileri, DTP Ağrı İl Başkanı Murat Öztürk, Doğubayazıt Belediye Başkanı Mukkades Kubilay, DTP Iğdır, Ağrı İl ve ilçe yöneticilerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 30 bin kişi bir araya geldi. Burada demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşunun ardından, Özkan'ın cenazesi omuzlara alınarak Merkez Mezarlığı'na doğru yürüyüşe geçildi.
Polislerden tahrik
Yürüyüşte, 'Biji PKK biji Kürdistan', 'Öcalan', 'AKP'nin Kürt vekilleri Kürt halkının katilleridir' pankartları taşınarak, Öcalan posterleri ile Özkan'ın fotoğrafları taşındı. Demokratik Konfederalizm bayraklarının da açıldığı yürüyüşte, sık sık 'İntikam', 'Katil Erdoğan', 'Öcalan'sız dünyayı başınıza yıkarız', 'Dağlara çıkacağız hesap soracağız', 'Katil Kerdoğan', 'PKK halktır halk burada' sloganları atıldı. Yürüyüş sırasında esnaflar da toplu kepenk kapattı. Yürüyüş sırasında polis ve özel harekat timlerinin, çevreye sık sık gaz bombası atarak kitleyi tahrik etmesi gerginliğe neden oldu.
'Kürt halkına yönelik saldırının hesabı verilsin'
Yürüyüşün sona erdiği mezarlıkta düzenlenen cenaze töreninde konuşma yapan DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, Kürt halkına yönelik saldırıların hesabının verilmesini istedi. Bölgede yıllardır çok sayıda cinayetin yaşandığını ancak kimsenin bu cinayetlerin hebasını sormadığını söyleyen Kurtulan, 'Son zamanlarda Kürt halkı üzerindeki baskılar arttı. Baskıların geliştiği bir dönemde son olarak İmralı Cezaevi'nde Sayın Öcalan'a saldırı yapıldı. Saldırıyla birlikte bütün bölge halkı ayağa kalkmasına rağmen, kimse sesini çıkarmıyor. Yaşanan sessizlikten dolayı burada Ahmet arkadaşımız yaşamını yitirdi. Ancak Kürt halkı her zaman olduğu gibi bu günde cenazesine ve değerlerine sahip çıktı. Bundan sonrada çıkacaktır' diye konuştu.
'Kürt halkından sessiz kalınması istenmesin'
'Bu bizim ne ilk ne de son şehidimiz olacaktır' diyen Kurtulan, 'İmralı'da baskılar devam ettikçe, halkımız da tepkisini dile getirecektir. Ancak bu baskılara karşı yılmayacağız. Barışı her zaman haykıracağız. Ahmet sadece Doğubayazıt'ın şehidi değil, barış ve kardeşlik isteyen bütün Kürt halkının şehididir' dedi. Yıllardır Kürt halkı üzerinde yaşanan faili meçhullerin iki gün önce Ergenekon davasında görüldüğü gibi hesabının sorulmadığını dile getiren Kurtulan, şunları kaydetti: 'AKP sadece kendine yarayan bölümleri ortaya çıkararak halka sundu. Bölgedeki faili meçhullerin hesabını sormamakta direniyor. Sorun Kürt sorunu olduğu zaman hepsi bir oluyorlar. Bunlara karşı kimse Kürt halkından sessiz kalmasını beklemesin. Kürt halkı demokratik mücadelesini geçmişte olduğu gibi bu günde onurlu bir şekilde sürdürecektir.'
Törene gaz bombalı müdahale
DTP Ağrı İl Başkanı Murat Öztürk, halkın gösterdiği sahiplemeden dolayı teşekkür ederek, kimsenin yapılan tahriklere gelmemesini istedi. Öztürk'ün konuşma yaptığı sırada slogan atan kitleye, polis gaz bombası atarak müdahale etti. Müdahale üzerine cenaze töreni yarıda kesildi. Müdahale sonrası Doğubayazıt sokakları savaş alanına döndü. İlçede bir çok noktada kitle ile polisler arasında çıkan çatışmalar devam ediyor.
AĞRI (DİHA)
DÜZELTME
Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde önceki gün polis tarafından katledilen Ahmet Özkan'ın soyismi bugüne kadar Özhan diye girildi. Yaptığımız teknik hatadan dolayı tüm okurlarımızdan özür dileriz.
Doğubayazıt'ta olaylar sürüyor
Ön otopsi raporu: 22 yaşındaki evli ve bir çocuk babası Ahmet Özhan sırtından vurulmuş
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a İmralı'da fiziki şiddet uygulanmasını ve ölüm tehdidi yapılmasını protesto etmek amacıyla Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesinde yapılan gösteride polis tarafından vurulan Ahmet Özhan'ın (22), sırtından girip kalbinden çıkan kurşun nedeniyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı.
DTP Doğubeyazıt İlçe Örgütü'nün dün organize ettiği yürüyüş sırasında polis, Belediye Meydanı'na yürümek isteyen gruba hedef göstererek ateş açmış, olayda yaralanan 22 yaşındaki Ahmet Özhan Doğubeyazıt Devlet Hastanesi'nde kaldırılırken yolda yaşamını yitirmişti.
ANF'nin edindiği bilgilere göre hastanenin verdiği ilk otopsi raporunda Özkan'ın ölümüne, sırtından girip kalbinden çıkan kurşun neden olduğu tespit edildi. Ayrıntılı otopsi için Trabzon Adli Tıp Kurumu'na kaldırılan cenaze, yarın sabah Doğubeyazıt Şehir Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
Doğubeyazıt Belediye Başkanı Mukaddes Kubilay, 'Temennimiz odur ki yeni ölümler yaşanmasın. Güvenlik güçleri tahrikkar olmamalı. Bu nedenle milletvekilimiz Fatman Kurtulan ile birlikte Ağrı Valisi ile görüşme yaptık. Gençler öfkeli, güvenlik güçlerinin mesafeli durması gerekiyor' dedi.
Evli ve bir çocuk babası olduğu öğrenilen yakınları, inşaat işçisi olan Ahmet Özhan'ın çalışmak için İstanbul'a bugün için (21 Ekim) bilet kestiğini belirtti.
Bu arada Kosova Caddesi'ndeki Ehmedê Xani Mahallesi'nde kurulan taziye evini ziyaret eden binlerce kişi, Özkan ailesine başsağlığı diliyor.
SERHAT BARAN - DOĞUBAYAZIT/ANF
Ahmet Özhan yarın toprağa verilecek
Doğubayazıt'ta katledilen Ahmet Özhan yarın toprağa verilecek
Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik fiziki saldırıyı protesto gösterilerinde polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren Ahmet Özhan yarın toprağa verilecek. İlçede dünden itibaren başlayan gerginlik, polisin ablukasını kaldırmasıyla sona erdi.
Doğubayazıt'ta dün meydana gelen olayların ardından polis ablukasına alınan ilçede gerginlik sürüyor. Esnafın bugün de kepenk açmadığı ilçe polis ablukasına alındı. Gerginliğin devam etmesi nedeniyle DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan ile Doğubayazıt Belediye Başkanı Mukkades Kubilay Doğubayazıt Kaymakamlığı'na giderek Ağrı Valisi Mehmet Çetin ile görüştü. Görüşmede Vali Çetin'den polis ablukasının kaldırılması talep edildi. Talep üzerine ilçedeki polis ablukası kaldırıldı.
Özhan'a yakışır bir şekilde toprağa verilecek
Görüşmenin sürdüğü saatte, DTP Doğubayazıt İlçe binası önünde bekleyen kitle, 'Biji Serok Apo', 'İntikam', 'İntifa', 'Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız' sloganlarını atarak Uluyol Karakolu'na doğru yürüyüşe geçti. Bunun üzerine Kurtulan, parti binası önünde halka çağrıda bulundu. Dünkü olaylarda yaşamını yitiren Ahmet Özhan'ın cenazesinin yarın sabah toprağa verileceğini ve 'şehide' yakışır bir cenaze töreni yapacaklarını söyleyen Kurtulan, halktan provokasyonlara gelmemesini istedi. Kitle, parti binası etrafındaki polis ablukasının kaldırılması için oturma eylemi yaptı. Polisin parti binası ve sokaklardaki ablukayı kaldırması üzerine kitle olaysız dağıldı.
AĞRI (DİHA)
- "Terörle Mücadele"nin Sayıları Kafa Karıştırıyor Türk Polisinden Gözaltında çivili işkence! İnfaz edip kulağını kestiler, üzerinde sigara söndürdüler Nusaybin'de Askerler bir kişiyi silahla katletti Polis ve Doktordan (!) Kürde kimliksizlik İşkencesi 2 köylü askerlerin açtığı ateşle yaralandı, Hastanede linç edilmek istendi, tutuklandı! Vahşet itirafları:“Özel harekâtçı polis PKK’lı bir kadının ölüsüne tecavüz etti...” DTP'li Belediyeye Polis Baskını Aslolan İşkenceye Toleransmış » İşkencedeki artış endişe verici : 32 kişi polis tarafından öldürüldü » SKANDAL : El Kirine 4.5 Ay Hapis! » Diyarbakır'da polis vahşeti » Polisler: Her polis için 10 Kürdü öldüreceğiz » Panzerle öldürmeyi unutturmak istiyorlar » Dövülen S.A.'ya 'polis dövdü' suçlaması » 1992 Newroz’unda Devlet Güçlerince Katledilen 54 Kişi Anıldı » Polis, “Pis Kürtler, Düzeni Bozuyorsunuz. Hepiniz Teröristsiniz” » Türk Polisi, veresiye meşrubat vermeyen esnafa saldırdı! » Gözaltındaki DTP İlçe Başkanı hastaneye kaldırıldı » Facebook’ta polis mesajları » İşkence : Vicdani retçi Bal'a Askeri Cezaevi'nde linç girişimi » ‘İsviçre Kürtleri Türk sayıyor’ » Irkçı-milliyetçi saldırgan gruplar, polis eşliğinde, » Bornova da bir ayda 2. işkence : Mardinli Kürt'tür Vurun ulan vurun! » Karakolda şahitlere de işkence : 'Siz Kürtler ölmezsiniz, köpeksiniz size bir şey olmaz' » Polis'ten neştercilere çay ikramı... » Cizreli çocuklara cezaevinde işkence » Tutukluya işkence yaptılar » İşkence yok infaz var! » Yine Van yine polis! » İnsaf! Ömür 10 yaşındaydı » "Eve geldi. Saat beş gibi dışarı çıktı. Yavrumun ne kahvesi vardır, ne içkisi. Kazandığı parayı ay başı bana verirdi." » 'Önümüzdeki mahkeme gelmeyebilirim, beni işkencede öldürecekler,' sözleri hâlâ kulağımda. Necmettin sonraki mahkemeye gerçekten gelemedi, haklı çıktı. » ‘Tek oğlumu aldılar benden’ » Penisine ip bağlanarak odanın içinde gezdirilen Aslan'a 'suçunu itiraf etmesi' istendi. » Newroz kutlamaları sırasında terör estiren Van Emniyet Müdürü'ne Vali takdirname verdi » TÜRKİYE'DE İŞKENCE GÜNLERİ
Radikal Diyarbakır karıştı. Başbakan Erdoğan'ın gelişini protesto etmek için sabah başlayan kepenk kapatma eylemi ilerleyen saatlerde sokak çatışmalarına döndü. Diyarbakır' ın Bağlar ilçesinde izinsiz gösteri yapıp cadde ortasında lastik yakan grubu polis biber gazıyla dağıttı. Ara sokaklara kaçan göstericiler polise taşlı saldırıda bulundu. Gerginlik bütün şehire yayılarak devam ediyor. Başbakan Erdoğan ise Diyarbakır'a ulaştı.
Diyarbakır’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişini protesto edenler kentin değişik semtlerinde lastik yakıp, yolu kapatarak polis taşladı. Polis, biber gazı kullanarak grupları dağıttı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’a gelmesini protesto eden terör örgütü yandaşları kentin Bağlar İlçesi Şehitlik, Huzurevleri, Suriçi semtlerinde izinsiz gösteriler yaptı. Polis, kendilerine taş da atan grupları dağıtmak için biber gazı kullandı. Ara sokaklara kaçan göstericiler, polise taşlı saldırılarını sürdürürken, olaylar kentin değişik semtlerinde yerler devam etti. Sikorsky polis helikopteriyle kent üzerinde uçuşlar yapılarak, gösterilerin bulunduğu yerler, yerdeki polis ekiplerine bildirildi. Kentte güvenlik güçleri çok sıkı önlemler alırken, Başbakan Erdoğan'ın geçeceği güzergahlar da yollar kapatılırken, binalar keskin nişancılar yerleştirildi.
HAVAALANI ÇEVRESİ BOŞALTILDI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişi nedeniyle Diyarbakır Havaalanı çevresi tamamen boşaltıldı. Yolcular, yaklaşık 200 metre mesafede oluşturulan güvenlik kontrol noktasında araçlardan indirilip tek tek aramadan geçirildikten sonra havaalanı içine alındı.
DTP MİLLETVEKİLLERİ POLİSLE TARTIŞTI
Diyarbakır'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kente gelişi nedeniyle bir cadde trafiğe kapatılırken, iki otomobil içinde bulunan DTP Diyarbakır Milletveki Aysel Tuğluk, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici, Hakkari Milletvekili Hamit Geylani ile Diyarbakır İl Başkanı Necdet Atalay’ın Kuruçeşme Kavşağı’ndan Bağlar’a geçmesine polis izin vermedi. Polis, yolun panzerler tarafından kapatıldığını söylerken milletvekilleri yolu kullanmakta ısrar etti. Israr üzerine milletvekilleri ile polisler kısa süre tartı. Milletvekilleri daha sonra polisin gösterdiği güzergahı kullanarak bölgeden ayrıldı.
HER YERDE EYLEM
İMRALI Cezaevi'nde ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasını çeken Abdullah Öcalan'a kötü muamele yapıldığı iddiası ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır’a gelişinin protesto etmek amacıyla, terör örgünün bildiri dağıttığı kentte ve Batman ile Şırnak'ın Cizre ilçesinde kepenk kapatma eylemi yapıldı. Güvenlik güçleri bazı yerlerde esnafı kepenklerini açması için uyarırken, bazı il ve ilçelerde çok sıkı güvenlik önlemleri alındı.
Diyarbakır'da, PKK'nın bildiri dağıtması sonucu Başbakan Erdoğan'ın gelişinin protesto edilmesi amacıyla bu sabah birçok semtte kepenkler açılmadı. Diyarbakır'ın merkez Bağlar ve Sur ilçelerinde kepenklerin yüzde 90'ı açılmazken, yine merkez Yenişehir İlçesi'nde esnafın bir bölümü kapalı kaldı. Başbakan Erdoğan'ın gelişi nedeniyle polis kent merkezinde geniş önlem alırken, bazı caddelerde bulunan çöp konteynırlerı polis tarafından kaldırıldı. Polis, Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır Havaalanı'ndan üniversiteye geçerken kullanacağı güzergah üzerinde sürekli devriye geziyor. Kepenklerini açmayan esnaf işyerlerinin çevrelerinde dolaşmayı tercih etti.
BATMAN'DA
Terör örgütünün çağrısı ve bildiri dağıtması sonucu Batman'da bu sabah saatlerinden itibaren kepenkler açılmadı. Batman'da kepenklerin yüzde 90'ı kapalı tutulurken, sivil polisler, işyerlerinin açılması için esnafı uyardı. Esnaf kepenklerini açmadıkları işyerleri önünde otururken, dün gece ise, Karşıyaka mahallesindeki, Telekom binasına taşlı saldırı yapıldığı bina camlarının kırıldığı bildirildi.
CİZRE'DE
Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde de bir grup caddelerde lastik yakarken, yasa dışı sloganlar atınca polisler müdahale etti. Panzerlerle yapılan müdahalelerde göstericiler panzerleri taşladı. Polis, göstericileri dağıtmak için gaz bombası kullanırken, eylemciler ara sokaklara kaçtı. Cizre İlçesi'nde de sabah saatlerinde itibaren kepenkler açılmadı. İlçe merkezinde çok sayıda polis ve asker resmi kurumların önünde güvenlik önlemi alırken, polisler caddelerde sürekli devriye geziyor.(dha)
Erdoğan halkın içine çıkamadan kentten ayrıldı
www.gundemonline.org
Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, halkın içine bile çıkamadan Diyarbakır ziyaretini tamamlayarak ayrıldı.
Protesto eylemlerinin aralıksız sürdüğü Diyarbakır'a ziyarette bulunan Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin yanık ünitesini açılışını yaptıktan sonra Urfa yolu üzerindeki Turkcell GSM çağrı merkezinin açılışını yaptı.
Erdoğan, daha sonra Diyarbakır Valiliği'nde görüşmelerde bulundu. Basına kapalı olan görüşmenin ardından AKP İl Başkanlığı'na geçen Erdoğan, burada yaptığı görüşmenin ardından Diyarbakır'dan ayrıldı. Erdoğan Diyarbakır ziyareti sırasında halkın içerisine çıkamadı. Gün boyu kepenk ve kontak kapatma eyleminin yanısıra sokaklarda protesto gösterileri düzenlendi. Erdoğan'ın ziyaretini protesto eden Diyarbakırlılar, ziyaretin fiyasko ile sonuçlanmasını sağladı.
AMED /ANF
Türkiye'de Kürt meselesini çözebilecek, barışı sağlayabilecek çapta bir siyasi “yok”
Kurdians: Tuesday, October 21, 2008►Taraf'tan Neşe Düzel Radikal yazarı Avni Özgürel ile terörün asıl nedenlerini konuştu. İşte ilginç röportaj ve röportajdan dikkat çeken notlar:
►Herkes için bitirilemeyecek kadar kazançlı bir iş bu terör. Hava saldırılarında atılan her roketin kaç lira olduğunu biliyor muyuz?
►Eğer PKK'yı bitirmek istiyor idiysen ve bu kadar öfkeliysen, PKK'nın bütün yönetim kademesi ve kadrosu oradaydı. PKK tasfiye edilebilirdi. Bir değil, on gün sürdü bu konfre. Hadi hududa gelen adamları görmediniz dağlık falan dediniz.... Örgütün televizyon yayınını da mı izlemediniz? Bu kongreden sonra Aktütün'de 17 genç öldü
► PKK'nın mücadeleyi yütüten Bayık, Karayılan dahil bütün yönetici kadroları ise 25 yıldır aynı yerdeler. Bizim Güneydoğu'da iki yıldan fazla görev yapan generalimiz, askerimiz yok.
► Eğer siz Foça'da dinlenme tesislerine dünyanın parasını harcayabiliyorsanız ve Aktütün Karakolu için de para yok diyorsanız, bunun hesabını birileri ciddi olarak sorar ve sormalıdır da zaten.
►Cumhuriyet tarihinde sadece Turgut Özal muktedir olmayı denedi ve bedelini ödedi.
►Bu ülkede Kürt sorununun çözümü istenmiyor. Çünkü bu işten herkesin çıkaır var. Sadece askerin değil, güvenlik birimlerinin, siyasetin, işadamlarının kısaca toplumun büyük bir kesiminin çıkarı var bunda.
Yaşanan olaylara bakıldığında Türkiye'de hayat hiç değişmiyor gibi görünüyor. Susurluk'tan sonra Ergenekon oluyor, Dağlıca'dan sonra Aktütün tekrarlanıyor, polis işkencesinde gene insanlar ölüyor, Kürtlerin bir partisi daha seçim öncesinde kapatılmak isteniyor. Yaşanan olaylara bakıldığında hayat bu ülkede bıktırıcı bir biçimde kendini eskitiyor gibi görünüyor ama asıl kendini eskiten Ankara. Çünkü toplum Ankara merkezli her olayda değişiyor ve artık korkmadan gerçeği arıyor, sorumlulardan hesap soruyor. Aktütün'de ne oldu? Neden kamuoyuna inandırıcı bir açıklama yapılmıyor? PKK'nın baskın yapacağı istihbaratı çok önceden gelmesine rağmen niye baskın önlenmedi? 17 genç niye öldü? Genelkurmay Başkanı niye bu kadar öfkeli? Başbakan niye Aktütün'ü soruşturmuyor? 24 yıldır süren bu savaşın temelinde yatan Kürt meselesini çözmek için Erdoğan niye adım atmıyor? Bu savaşın bitmemesinden çıkarı olanlar kimler? Bütün bu soruları Türk siyasi tarihi, Kürt sorunu ve terör üzerine araştırmalar yapan ve kitaplar yazan Avni Özgürel'le tartıştık.
NEŞE DÜZEL:
Aktütün olayını izlediniz mi?
AVNİ ÖZGÜREL:
►Evet.
Sizce bütün o istihbarat raporlarına, gelen bilgilere ve uyarılara rağmen gerekli önlemler niye alınmadı?
►Silahlı Kuvvetler'in karar verme mekanizmasında bir sorun var. Bir çatışmaya girip şehit vermek, birlik komutanı için kıdem terfisinde ciddi bir eksi puandır. Bu yüzden de Silahlı Kuvvetler'de karar alma sorumluluğunu herkes bir üstüne havale ediyor. En üstteki de golf oynamaya gidince çark tıkanıyor. Nitekim çocukların ifadelerinden anlaşılıyor ki, Aktütün'e yardım bile sekiz saat sonra ulaşabilmiş.
Aktütün'de yaşananlar sadece bununla açıklanabilir mi?
►Bu bir faktör. PKK bu saldırıya bir aydır hazırlanıyormuş. Öyle ki, Aktütün köyüne çıkan bütün yollar örgüt tarafından mayınlanmış. Demek ki, karakol bir aydır dört bir yandan kuşatılmış. Zaten bütün bunların bilindiği inkâr edilmiyor. Olayın hemen ardından "Amerika'dan aldığımız istihbarat mükemmel. İstihbarat eksikliğimiz yok" denildi. Ama şu var. İstihbarat hatıra yazmak için toplanmaz! Gelen bilgileri değerlendirmek için toplanır.
Ben de size tam bunu soruyorum. Her türlü istihbarata rağmen niye gerekli önlemler alınmadı peki?
►Bu işin bir de, 'Ya terör biterse?' diye bir yanı var. Fatih döneminden bir örnek vereyim. Fatih Arnavutluk seferine çıkıyor ve yeniliyor. Ne oldu diye soruşturduğunda, komutanların, 'bu savaşı da kazanırsak padişahın bize ihtiyacı kalmayacak' diye düşündükleri ve cepheden çekildikleri ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye'de PKK terörü de, güvenlik birimleri için birçok şeyin gerekçesini oluşturuyor.
Neyin mesela?
►Terör öyle bir şeydir ki... Size siyaseti kontrol etme imkânını verir. Amerika'da da böyleydi bu. Amerika bir türlü siyasi karar üretemediği için Vietnam'dan paçasını uzun süre kurtaramadı. Herkes Vietnam'dan çıkılması gerektiğini biliyordu ama savaş öyle büyük ekonomik kazanç kaynağıydı ki, Vietnam işi biterse devasa kârlar da bitecekti.
Türkiye'de terör işi hâlâ büyük bir kazanç kaynağı mı?
►Çoook! Bitirilemeyecek kadar büyük bir kazanç kaynağı bu terör. Yıllar önce Şam'da yaptığım röportajda Abdullah Öcalan bana, "Bu işi bitirirsem beni bitirirler," dedi. PKK, öyle tek bir kişinin... Öcalan'ın veya bir genelkurmay başkanının vereceği kararla bitecek bir iş değil. Bu işin silah tüccarları, siyasetçileri, askeri, güvenlik birimleri, dernekleri var. PKK için de bu böyle. Onun da televizyonları, yurtdışı temsilcilikleri, oradaki her Kürtün maaşından kestikleri paralar var. Herkes için bitirilemeyecek kadar kazançlı bir iş bu terör. Hava saldırılarında atılan her roketin kaç lira olduğunu biliyor muyuz? Bir de uyuşturucu işi var. Türkiye'de geçmişte üniversitede profesör seviyesinde adamlar, "Amerikalılar da terörle mücadele işini uyuşturucu parasıyla finanse ediyorlar. Biz de öyle yapmalıyız," diye raporlar yazdılar.
Uyuşturucu, PKK'yla mücadelenin finansmanında kullanıldı mı peki?
►Tabii ki kullanıldı. Güneydoğu'dan Edirne'ye kadar cemselerin eskortunda uyuşturucu taşındı. Bütün bunlara bulaşan insanlar bir süre sonra 'ben dağda ne diye canımı tehlikeye atayım? Uyuşturucuyu paylaşmak, haraç almak, çetecilik yapmak varken niye PKK'nın içine girip JİTEM için istihbarat toplayayım' dediler.
Ama Aktütün'de böyle bir istihbarat eksikliği olmadığı ortaya çıktı.
Doğru... Aktütün baskını için bırakın istihbarat gelmesini başka şeyler de oldu. PKK'ya yakın televizyonlar var, onların yayınları var. Mesela Roj Tv... "21 ağustosta onuncu kongremiz Kandil'de toplanıyor" diye durmadan yayın yaptı. Kongre'ye PKK'nın Avrupa'dakiler dahil bütün yönetici kadrosu katıldı. Cemil Bayıklar, Murat Karayılanlar hepsi oradaydı. Toplantı on gün sürdü ve Roj Tv Kandil'den görüntüler, röportajlar yayınladı. 21 ağustos, Aktütün baskınından iki hafta öncesi demek. PKK'nın 30 ağustosa kadar süren kongresine PEJAK da katıldı.
Yani İran'ın PKK'sı da katıldı öyle mi?
►PKK, "Türkiye'nin hava saldırıları nedeniyle çok ciddi kayıplara uğradık," deyince, PKK'nın İran'daki kolu da Kandil'deki kongreye katıldı ve PEJAK Başkanı Hacı Ahmet "Bundan sonra birinci hedefimiz Türkiye" diye bir bildiri yayınladı. Bütün bunlar on gün boyunca oldu. Kandil'de üç kişi değil, 1200 kişi toplandı ama Silahlı Kuvvetler ağustos ayı boyunca Kandil'e tek bir hava operasyonu yapmadı.
Sizce niye yapmadı?
►Bunu izah etmek lazım. Halk bu sorunun cevabını öğrenmek ister. Eğer PKK'yı bitirmek istiyor idiysen ve bu kadar öfkeliysen, PKK'nın bütün yönetim kademesi ve kadrosu oradaydı. PKK tasfiye edilebilirdi. Bir değil, on gün sürdü bu kongre. Hadi hududa gelen adamları görmediniz dağlık falan dediniz... Örgütün televizyon yayınını da mı izlemediniz? Bu kongreden sonra Aktütün'de 17 genç öldü. Arkasından Diyarbakır'da polisler kurşunlandı. Eksiklikleri soran gazetecilere de 'vatan haini' demeye varan açıklamalar yapıldı.
Bizim ordu yıllardır Güneydoğu'da çarpışıyor. Artık çok tecrübeli olmaları gerekiyor. Buna rağmen bu baskınlar nasıl yaşanıyor?
►Askerliğini sekiz aylık yapacak olan çocukları PKK ile temasa en açık uç noktalara gönderirsen olacak olan budur. Aktütün'de ölenlere bakın. Deneyimi olmayan çocuklardı. PKK'nın mücadeleyi yürüten Bayık, Karayılan dahil bütün yönetici kadroları ise 25 yıldır aynı yerdeler. Bizim Güneydoğu'da iki yıldan fazla görev yapan generalimiz, askerimiz yok. Zaten orada uzun süre bulunan da kafayı yiyor.
Nasıl?
►Gelişmiş ülkelerde böyle sıcak bölgelerde bir, iki yıl görev yapanlara rehabilite olmaları için altı ay süreyle havaalanlarında görev yaptırılır. İnsan görsünler istenir. Bizde böyle bir şey yok. Benim uzun süre orada komutanlık yapan bir arkadaşım İstanbul'a geldiğinde jest olsun diye onu eğlenceli bir yere götürdüm. Adam bana silah çekecek hale geldi masada. 'Biz orada ölüyoruz, siz burada zil çakıp oynuyorsunuz' diye... Hayattan öyle kopmuş ki...
Aktütün'e dönersek, ne yaşandı ve gene ne yaşanacak orada?
►Şimdi Aktütün'e yeni bir birlik gönderiyorsunuz. Çocuğu Aktütün'de görevlendirilmiş annenin halini düşünün. Karakolu bir sene sonra üç yüz metre öteye taşıyacağız diyorlar. Nereyi savunuyorsun orada? Üç yüz metre yüksekliği savunuyorsun. Efendim Lozan'da hudutlarımız yanlış çizilmiş. Bu yüzden tampon bölge kuralımmış. Saçma sapan öneriler yapıyorlar. Bunu Irak'a söyleyeceklermiş. Irak 'tamam kurun' der ama hemen ekler. 'Kendi topraklarınızda kurun. Niye tampon deyince hep benim topraklarım aklınıza geliyor ki' diye sorar. Kaldı ki Erbil'e kadar orası da dağlık bölge. O zaman nereye kuruyorsun sen tamponu? Üstelik Amerika, 'Öcalan'ı verdik. Problemi çözemedin. İstihbarat veriyoruz. Gene çözemiyorsun. Irak yönetimini elimizden geldiğince baskılıyoruz. Gene olmuyor' demez mi sana?
Kurmay olarak eğitilmiş kadrolar bütün bu akıl yürütmeleri yapmıyorlar mı sizce?
►Bizde nasıl siyasetin ezberi varsa askerin de bir ezberi var. Herkes dönemini tamamlayıp emekli olup gidiyor. Bölgenin tarihini de çok iyi bildiklerini hiç sanmıyorum.
Peki, Aktütün'le ilgili olarak daha önceden gelen istihbarat raporlarına aldırış edilmemesini nasıl açıklamak lazım? Bu raporları ciddiye mi almıyorlar?
►Aktütün soruşturmasının iki sonucu olacak. Ya 'Bütün istihbaratı aldık ve gerekli bütün değerlendirmeleri yaptık ama oraya altı saat boyunca helikopterlerle gerekli koruma ağını kurmadık' diyeceksiniz. Bu durumda sorumluların mutlaka divanıharpte yargılanmaları gerekir. Ya da 'istihbarat gelmiş olabilir ama biz bu saldırının olabileceğine ihtimal vermedik' diyeceksiniz ki... O zaman da sizin askerlik kabiliyetiniz ve kurmay yeteneğiniz sorgulanacak. Eğer Aktütün soruşturması, komuta mevkiinde olan sorumluları yargı önüne çıkarma sonucunu doğurmazsa...
Ne olur?
►Türkiye'de çok ümitsiz bir durum var demektir. Bu soruşturma, Aktütün'ün komuta kademesindeki sorumlularını kamuoyunu tatmin edecek bir şekilde mutlaka bulmalı ve onları askerî mahkemeye vermeli.
Yapılacağı daha önceden bilinen bir baskın, üstelik de gelenler uydu araçlarıyla izlenirken nasıl önlenemez?
►Bu olayın mutlaka birçok kademede birçok sorumlusu var. Yoksa 'orası Aktütün değil, görüntüler yalan' gibi perakende açıklamalarla, yeni açıklanan telsiz konuşmalarıyla Aktütün'ü anlatmak ve inandırıcı olmak zor. Türkiye'de Silahlı Kuvvetler dahil bütün kurumlar hesap vermeli. Eğer siz Foça'da dinlenme tesislerine dünyanın parasını harcayabiliyorsanız ve Aktütün karakolu için de para yok diyorsanız, bunun hesabını birileri ciddi olarak sorar ve sormalıdır da zaten. Türkiye de olumlu bir değişim oldu. İnsanlar artık soruyorlar, sorguluyorlar. Susanı da hoş görmüyorlar.
Peki, Aktütün gibi bir baskının yapılacağı bilindiğinde, alınacak caydırıcı önlemlerle baskına gelenler daha önceden vazgeçirilemez mi?
►Elbette caydırılırdı. Silahlı Kuvvetler, Aktütün baskınının gerçekleşmesine göz yuman ya da yeterli önlem alamayan kademeyi, hangi seviyede olursa olsun, ister general ister kuvvet komutanı olsun mutlaka kamuoyunun önüne çıkarmak zorunda. Bu konuda Genelkurmay Başkanı'nın "soruşturma açıldı ve sonucu açıklanacak," sözleri de bir taahhüt olarak kabul edilmeli ve basın tarafından Genelkurmay Başkanı'na her vesileyle 'efendim Aktütün'ün sonucu ne oldu' diye sorulmalı.
Biraz önce siz de değindiniz. Aktütün karakolunun kapatılacağı açıklandı. Daha geçen mayısta baskına uğrayan karakol niye o zaman kapatılmadı? Bu kadar tehlikeye açık bir yeri kapatmamak askerî anlayışa uygun mu?
►Uygun değil tabii. Ben Aktütün'e gittim. Gecekonduvari bir yapı. Esas olarak bir bekçi karakolu o. Bir saldırıda delik deşik olur ve oluyor da. Ama bizim ordu için Aktütün sanki bir namus. Elbette orada şehit düşenlerin manevi bir manası var ama... Bu hudut karakollarının tamamı esasında mezarlık. Oraya giden çocukların başına ne zaman ne gelecek belli değil. Bir havan mermisi düştüğünde kim bilir kaç kişi ölür gene. Bu hudut karakollarının tamamı kaldırılmalı.
Sınırlar karakolsuz korunabilir mi?
►Orası korunacak da ne olacak? Ülkeni savunabileceğin yer, dağın üç bin metre yükseklikteki zirvesi mi? Aşağıya in, sızmalara orada mani ol. Bu hudut karakolları, katırlarla kaçak çay, sigara uyuşturucu getiren Iraklı köylülerin karşısına dört tane jandarmayı dikip, jandarma eller yukarı dediği vakit ellerini kaldıracak insanlara karşı kuruldu. Bu karakollar, gerilla saldırısına engel olmak için kurulmadı. Problem bu karakolların yerinde değil ki. Problem, bu karakolların varlığında. Bunların hiçbir faydası yok. Şimdiye kadar da sınırdan tek bir girişe engel olamadılar.
Söyle de düşünülemez mi? Aktütün sürekli baskına uğruyor ve orada şehitler veriliyor. PKK bu karakollarda Türk ordusuna şehit verdirdikçe moral kazanmış olmuyor mu peki?
►Şüphesiz öyle. Genelkurmay Başkanı'nın öfkesini yansıttığı basın toplantısı dahi 'dünyanın sekizinci büyük ordusunun komutanını öfkeden deliye döndürdük' diye PKK'nın moral bulmasını sağlıyor.
Genelkurmay Başkanı, bizim gazetenin, baskının daha önceden bilindiğini açıklamasına tuhaf bir sertlikle cevap verdi. Onu en çok destekleyenler bile bu tavrın tasvip edilemeyeceğini söyledi. Niye bu kadar öfkeli bir çıkış yaptı sizce?
►Esasında Genelkurmay Başkanı kendi tabanına olan öfkesini başkasına yansıtıyor. Yoksa orgeneral seviyesine gelmiş birinin Aktütün'de ne olduğunu kavramaması mümkün değil. Orada ne olduğunu, sorumluların kimler olduğunu ve çarkın nasıl yanlış işlediğini biliyor. Ama Türkiye'de bütün kurumlarda olan 'bizimse örtelim' tavrı sergileniyor. Ama Türkiye'de durum değişiyor. Toplum artık soru soruyor. 'Aktütün'de ne oldu?' diyor. Bu yüzden de Genelkurmay Başkanı'nın açıklaması toplumu tatmin etmiyor.
Hükümet ise Aktütün'le ilgili soruşturma açacağına Genelkurmay Başkanı'nı destekledi. Başbakan, Orgeneral Başbuğ'un yanında yer aldı. Erdoğan aynı şeyi Şemdinli'de de yapmıştı. AKP'liler hâlâ Şemdinli'nin gölgesinden kurtulamadılar. İkinci bir Şemdinli yaratmak AKP'yi nasıl etkiler?
►Olumsuz etkileyecek. Bu tutum, AKP seçmenini çok olumsuz etkilemiştir zaten.
Erdoğan askerlerle anlaştı mı sizce?
►Erdoğan askerlerle uzlaşmayı çok istiyordur ama askerlerin ona karşı hâlâ rezervleri vardır.
AKP, böyle bir olayda olayların nedenini araştırmak yerine orgeneralin sertliğini destekleyerek iktidarını güçlendiriyor mu zayıflatıyor mu?
►Zayıflatıyor. Türkiye'de hiçbir siyasi iktidarın muktedir olmak diye bir derdi yok. Hiçbiri de muktedir değil zaten. Hepsi de askerle uzlaşmayı deniyor. Cumhuriyet tarihinde sadece Turgut Özal muktedir olmayı denedi ve bedelini ödedi.
Bütün bu baskınların, çatışmaların, kanın temelinde Kürt meselesi denilen mesele yatıyor. AKP, bu meseleyi halletmek için de bir adım atmıyor. Siyasi iktidar, Kürt meselesini askere mi devretti?
►Devredemez. Çünkü bu iş askerin yapacağı bir iş değil. Bu iş bir güvenlik işi değil. Bu, Türkiye'nin demokratikleşmesi meselesidir. Zaten Türkiye'yi demokratikleştirdiğiniz takdirde ortada ne türban sorunu kalır, ne de Kürt meselesi. Türkiye'de AB'nin demokrasi standartları egemen olursa, ne asker böyle hesap sorulamaz konumda olur, ne yargı böyle çarpık işleyebilir, ne de yolsuzluklar bu düzeyde gerçekleşir. Ama bu ülkede Kürt sorunun çözümü istenmiyor. Çünkü bu işten herkesin çıkarı var. Sadece askerin değil, güvenlik birimlerinin, siyasetin, işadamlarının kısacası toplumun büyük bir kesiminin çıkarı var bunda. Kürt sorunu her türlü istismarı ve illegal parayı besliyor.
Kürt meselesi nasıl çözülür sizce?
►Kültürel ve siyasal haklardan başlayarak, Anayasa da dahil Türkiye'nin hukuk metinlerinde Kürtleri rahatsız eden bütün başlıklar yeniden yazılmalı. 'Kürtlerle Türkler etle tırnak' lafı hukuka yansıtılmalı. Ayrıca Kürt meselesini çözmek için Öcalan'la görüşülmeli. Türkiye'de bu meseleyi onun dışında bir güç çözemez. Sorunun çözümüne etkin bir katkı sağlayamaz.
Niye? PKK Öcalan'ın kontrolünde mi?
►Büyük ölçüde onun kontrolünde. Öcalan'ın, tabanını ikna edeceği bir çözüm formülü ortaya çıkarılmalı. Bu arada İmralı süreci de bitmeli. Affı, serbest bırakılması söz konusu olamaz ama Öcalan daha iyi şartlarda hapis hayatını sürdürebilir. Zaten onun isteği de serbest bırakılmak değil. Türkiye'de istediği şehirde arazi alabilir ve gündelik siyasetin dışında tutularak bu mekânda ziyaretçileriyle görüşerek yaşayabilir. Türkiye'nin Ceza İnfaz Yasası buna müsait. Bu meselenin böyle olması gerektiğine dair analizlerin Türkiye'nin elinde olduğunu biliyorum ben.
Asker böyle bir çözüme yakın durur mu?
►Asker seviyesinde de buna giderek yaklaşıldığını biliyorum. Orgeneral seviyesindeki bazı komutanların Öcalan'la İmralı'da görüştükleri şimdilerde yazılıp çiziliyor. Bakın... Kürt meselesi sadece hukuk ve şiddet meselesi değil. Bu işin bir de psikolojik boyutu var. Biz PKK'ya terör örgütü diyoruz ama PKK sadece bir terör örgütü mü? Avrupa'da temsilciliğinin olmadığı ülke yok. Devletlerle diplomatik ilişkileri var. Öcalan'ın mitinglerde binlerce posteri taşınıyor. PKK terör örgütü olmaktan çıkmış çok irileşmiş bir yapı.
Öcalan'la İmralı'da ne görüşüldü sizce?
►Özellikle istihbarat birimleri görüştüler. Kürt sorunu çözülebilir mi sorusunun cevabı aranıyordu bu görüşmelerde. Cevabın, 'evet çözülebilir' olduğu ortaya çıktı. Bu cevabı asker de, istihbarat örgütü de biliyor. Ama asker katında bunu terennüm etmek cesaret işi.
Ergenekon paşaları da İmralı'ya gitmişler. Onlar Öcalan'la ne görüşmüşler?
►'Bu adam terörü bitirebilir. Terör biterse biz ne yaparız' diye bir tarafı var bu işin. Bu ülkede Kürt sorununun çözülmemesinden çıkarı olanlar var. Türkiye yurtdışından çok ciddi silah alımları yapıyor. İnsansız uçaklar, Awacslar kaça acaba? Türkiye bir an önce Kürt sorununu çözmek zorunda. Aksi takdirde parçalanmaya gider. Kürt milliyetçiliği büyük bir tehdit olmaya başladı.
PKK'nın Ergenekon'la bağlantısının olduğundan söz ediliyor. Nasıl bir bağlantısı var?
►Geçmişte çok iç içeydi. Bu ilişki sadece uyuşturucu işinde değil, eylem düzeyinde de var. 'Siz de çok pısırıklaştınız. Bir iki çatapat yap ki, bize ihtiyaç olsun' denebilir PKK'ya.
DTP'nin kapatma davası da sürüyor. Bu partiyi kapatacaklar mı?
►İnşallah kapatmazlar. Kürt meselesi DTP'nin kapatılmasından çok kötü etkilenir. 'Demek ki siyasetle bu iş çözülmüyor. Dağ diyenler haklıymış' duygusunu uyandırır bu insanlarda. Dağdaki mücadeleye destek ve katılım artar.
Tırmanan terörde Ergenekon'un payı var mıdır?
►Soruşturduğumuz Ergenekon'un değil ama esas Ergenekon'un vardır. Ergenekon askerin ve MİT'in içerisinde bir yapıdır ve Türkiye'de Ergenekon hiçbir şekilde bitmez. Şimdi hapisteki Ergenekon, bir ucu Susurluk'ta ortaya çıkan yapıydı ve tasfiye edildi. Bu yapının yeni bir versiyonu oluşur.
Yerel seçimler yaklaşıyor. Başbakan Erdoğan'ın son açıklamaları Güneydoğu'daki oyları nasıl etkiler?
►Bugünkü üslubuyla AK Parti Diyarbakır'da kaybedebilir. AKP ile DTP arasındaki oy farkı bence DTP lehine açılıyor.
Şu anda Türkiye'de Kürt meselesini çözebilecek, barışı sağlayabilecek çapta bir siyasi var mı?
►Hayır yok. Temel sorun da bu zaten. Diyarbakırspor'u birinci lige almakla bitmiyor iş. Kürtler bu ülkede her tarafta olsunlar, siyasette de olsunlar. Kürt sorunu sadece şarkı, türkü futboldan ibaret değil. Kürtleri siyasetten tasfiye edersen sonuçları ne oluru Türkiye tartışmalı.
Zaman
Erdoğan her fırsatta '75
Kürt vekilim var' diyor, ancak Erdoğan'ın Kürtleri, Kürtçe eğitimi bile gereksiz görüyor, 'Kürtler Rusça öğrensin' diyebiliyor
Başbakan Tayyip Erdoğan, her fırsatta 70 milyonun başbakanı olduğunu dile getiriyor. Ayrıca her platformda '75 Kürt kökenli milletvekili'nin olduğunu söyleyerek, Kürtlerin haklarını ve temsilcilerini bertaraf etmeye çalışıyor. Ancak Erdoğan'ın sözünü ettiği vekillerin ne kadar 'Kürt' oldukları, Kürtleri ne kadar 'temsil ettikleri', Kürtlerin en doğal ve insani haklarının başında gelen Kürtçe eğitime yaklaşımlarıyla çıktı.
Erdoğan'ın sözünü ettiği 75 milletvekilinden 62'sine ulaştık ve 'Kürtçe eğitim talebini destekliyor musunuz?' sorunu yöneltik. 29 milletvekilinin verdiği yanıtlar, 'Kürtçe eğitimin gereksiz olduğu, Kürtlere Çince, Rusça, İngilizce ve Almanca öğretilmesi gerektiği' yönünde oldu. Bu arada Erdoğan, 'Benim vekillerin telefonlarına herkes ulaşabilir' demişti, ancak 33 vekilin telefonlarına hiçbir şekilde ulaşılamadı.
Erdoğan'ın Kürtleri meğer bunlarmış
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gerek gittiği Avrupa gezilerinde, gerekse de Türkiye'de değişik yerlerde yaptığı açıklamalarda '70 milyonun temsilcisiyim', 'Kürtlerim temsilcisi benim' diyor. 22 Temmuz seçimleri öncesi Diyarbakır'da 'Kürt sorunu benim sorunum' diyen Erdoğan, bugün yine Diyarbakır'da olacak ve bakalım neler diyecek? Tabii ne diyeceği bilinmez ama 5 Kasım 2007 günü basın mensuplarının karşısına geçip 'Benim partim Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde birinci partidir. Kürt kökenli 75 milletvekilim var benim. Terör örgütü hiçbir zaman benim Kürt kökenli vatandaşlarımın temsilcisi olmamıştır. İstismar yapmışlardır' diyen Erdoğan'ın Kürt milletvekillerini aradık ve 'Okullarda Kürtçe eğitim verilmeli midir?' diye sorduk. Bakın bakalım kendisi de Kürt olan AKP'nin milletvekilleri Kürtlerin en temel ve doğal hakları olan 'anadilde eğitim ve öğretim haklarına' nasıl yaklaşıyor.
AKP Ağrı Mehmet Hanifi Alır: 'Zor bir soru. Cevabı da bir o kadar zor. Umarım bu tip konular zaman içinde hal olur. İnsanların anadillerini bile talep etmesi tartışılır bir konudur. (Kürtlerin anadilde eğitim talebi Meclis'e gelirse ne dersiniz?) Gelince bakarız.'
Pardon hangi kanal?
AKP Ağrı Milletvekili Abdülkerim Aydemir: İlk gün telefonunu açmadı. İkinci gün aradık telefonu kapalı. Üçüncü gün tekrar aradık: 'Ben ilk senden duyuyorum. Böyle eylemleri hiç duymadım. Sizin hangi kanaldı? (Bizimki haber ajansı) Haaa tamam. Ben duymadım haberdar değilim. Öğreneyim öyle. (Peki sizce okullarda Kürtçe eğitim verilmeli mi?) Uygun platformlarda görüşelim. Uygun bir platformda değilim. İyi günler.'
AKP Batman Milletvekili Ahmet İnal: İlk gün telefonu kapalıydı. İkinci gün de telefonu kapalıydı. 3. gün yanıt verdi: 'Doğal olarak herkesin anadilinde okuma, yazma, eğitim gibi her türlü talebinin yanındayız. Meclis'e gelirse de gönlümüzden geçen şeylerdir. Anadilin kısıtlanmasından yana değiliz. İnsani haktır.'
AKP Batman Milletvekili Mehmet Emin Ekmen: İlk iki gün iki telefon numarasına da cevap vermedi. Üçüncü gün yanıt verdi: 'Ben devletin üniter yapısına zarar vermeyecek tüm toplumsal hakların kullanılmasından yanayım.'
AKP Diyarbakır Milletvekili Kutbettin Arzu: 'Ben DİHA'ya görüş vermiyorum. Hakkımda yalan yanlış şeyler yazıyorsunuz. (Hangi haberde yalan ve yanlış var, bize iletin tekzibini yayımlayalım) Ben uğraşamam. Yarım saatlik konuşma bir dakika veriliyor. (Biz bütün görüşmeleri kayıt altına alıyoruz. Siz bize hangi haber olduğunu söyleyin biz de ona göre cevap verelim) Hatırlamıyorum. (Peki Kutbettin Bey, Kürtçe eğitim konusunda görüş vermeyecek misiniz?) Bu konuda bir şey demeyi düşünmüyorum. '
AKP Bingöl Milletvekili Yusuf Coşkun: 'Ben trafikteyim. Size faks numaramı vereyim, siz oraya atın sorularınızı, ben size yanıtlayayım. Sorularınızın altına da faks numarası yazın.' (Sorular yazılıp fakslandı ama yanıt gelmedi.)
Bayram bitse de görüşsek!
AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan: 'Trafikteyim şu an.' (Kısaca yanıt veremez misiniz?) 'Bir cümlelik de vermeyeceğim. Şuan bu konuda bir şey söylemek istemiyorum. Bayramdan sonra görüşelim, hatta bu konuda bir şey söyleyince medyada çarpıtılıyor. Sizinle alakalı değil. Sizin yaptığınız masumane bir çalışma. Ama bayramdan sonra görüşelim. Geniş ve daha etraflıca.' (Bayramdan sonra aradık. Sayın Arslan DİHA'dan arıyoruz muhabirimiz Rüştü Demirkaya sizinle görüşecekti) 'Nereden arıyordunuz?' ( DİHA'dan arıyoruz) 'Ben müsait değilim.' (Ne zaman müsait olursunuz?) Soru üzerine Arslan telefonunu kapattı.
AKP Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan: İlk iki gün telefonuna cevap vermedi. Üçüncü gün yanıtladı: 'Dil bazında her manada her ülkede her dili öğrenmekte fayda var. Kürtçe dershaneler açıldı ama rağbet görmedi. Bunun nedenini araştırmak lazım. Bana göre her hayvan nasıl kendi diliyle öterse, her insan ilişki kurabileceği bir seviyede bir dili bilmesi lazım. Dil konusunda bir sıkıntı olacağını sanmıyorum. Biz bütün dillere bu hakkı tanıdık televizyonlarda. Her dilde yayın yapılıyor. Eğitim konsunda ise bunun resmileşmesi lazım. Herkes kendi dilinde kendi bölgesinde konuşabilsin. Meramını anlatabilsin ve kendi imk�nlarıyla yapabiliyorlarsa eğitim yapsın. Ama devlet okulları için kanun çıkarılmalı. Böylesi bir talep Meclis'e gelirse hayır demekte fayda yok. Evet demek lazımdır. Her şey serbest olsun. Yasaklarla bir yere gidilmez.
Nasıl sormamızı istiyorsunuz!
AKP Diyarbakır Milletvekili Ali ihsan Merdanoğlu: Böyle pat diye soru mu olur? Cevap vermiyorum. Trafikteyim. .
AKP Kars Milletvekili Mahmut Esat Güven: Bu soruyu cevaplandırmak istemiyorum.
Malatya ayrı cumhuriyet mi?
AKP Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz: Malatya'da böyle bir sıkıntı yok. Türkiye'nin resmi dili Türkçedir. Kürt Türk ayrımı yoktur. Kaldı ki halk buna müsaade etmez. Kürtçe TV'yi destekleyenlerdenim. Katkım olmuştur. Ama eğitim için kurslar açıldı kimse gitmedi. Gündem oluşturmanın doğru olmadığını düşünüyorum. İsteyen konuşuyor. Devletin resmi dili Türkçe'dir. Kürtçe'nin olmasının bir faydası olmaz.
AKP Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi: İlk gün aradık telefonu kapandı (Şarjı bitmiş). Üçüncü gün ulaşabildik: 'Sıcak bakmıyorum. İnsanların beynine fitne sokmaya çalışıyorlar. Ben Kürdüm, ben onların konuştukları lisanı bilmiyorum. Rusça'dan bozmadır. Ben samimi olmadıklarını düşünüyorum. Şimdi bölgede insanların birliklerini sağlamaya değil nifak tohumlarını ekmeye çalışıyorlar. Burada bölge insanlarının farklı ihtiyaçları var. İş, aş bulabilsek Güneydoğu'nun sorununu çözeriz. Sorun Kürtçe değil. Ben Süryanice ve Arapça da biliyorum. Kürtçe eğitime sıcak bakmıyorum. Yarın Lazlar, Çerkezler, Araplar biz de açalım diyecekler o zaman. Türkiye bir mozaiktir kimsenin bunu yıkmasına izin vermeyiz.'
Ne uzun sürdü bu traş!
AKP Muş Milletvekili Medeni Yılmaz: 'Şu an müsait değilim. Traş oluyorum. Daha sonra, yarım saat sonra ararsanız sevinirim.' Yarım saat sonra aradık cevap vermedi. Ertesi gün tekrar aradık; bir numarası kapalı diğerine cevap vermedi.
AKP Ardahan Milletvekili Saffet Kaya: 'Bu numara size mi ait? Ben sizi yarım saat sonra ararım.' Arayan olmadı.
Gitsinler Ruşça öğrensinler!
AKP Muş Milletvekili Seracettin Karayağız: : Uygulanabilirliliğine inanmıyorum. İlkokulda verilse lisede, lisede verilse üniversitede ne olacak? İyi bir eğitim almaları önemli. Her yerde resmi dil var. Kürtçe'yi her yerde kullanabiliyorlar. Gidip Rusça, İngilizce öğrensinler, dünyanın kapısı daha fazla açılacak. Nitekim ulus-devlet bu. Devletin şeyi de Türkçe'dir. Osmanlı'da eğitim o kadar yaygın değildi. Medreselerde kendi dilinde verilirdi. Şu an bence kendi dilinden ziyade iyi bir eğitim almalı. Bakın biz iyi bir eğitim için derslik sayısını, Anadolu ve Fen liselerini arttırdık. Artık başka ile gitmeden eğitim alabilecekler. Ama Kürtçe eğitim farklı bir şey. O kadar eğitimciyi nerden bulacaksınız? (Varsayalım ki bulundu, teknik sorunlar hal oldu, eğitim verilmesini ister misiniz?) Mümkün olarak görmüyorum. Ülkenin yapısı olarak, her şeyi problem olur. Ben mümkün görmüyorum.
Sıkıntılı bir köydeyim!
AKP Siirt Milletvekili Afif Demirkıran: İlk iki gün ulaşamadık. Üçüncü gün yanıt verdi: 'Önemli olan Kürtçe öğretmekse özel okullar açıldı, kapandı. Batman'daki kapandı, diğerlerini bilmiyorum. (Peki sizce Kürtçe eğitim verilmeli mi?) Telefonda verilmeli midir, verilmemeli midir tartışması olmaz. Şu an sıkıntılı bir köydeyim, buna cevap verebilecek koşullar uygun da değil. Ama söylediklerimin hepsini yazmanızı isterim. AKP iktidarı ile halkın ihtiyacına göre çalışmalar yapılıyor.
Üstlerim bilir!
AKP Siirt Milletvekili Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu: 'Ben bu konuda yorum yapamam. Bizim üst kurullar var, onlar görüş belirtir, biz ona uyarız. Ben yorum yapmam. TRT yayın yapıyor zaten. Ama biliyorsunuz, bunlar devlet politikası. Siz de taktir edersiniz ki bu böyle.'
Bilgim yok, oldu mu?
AKP Urfa Milletvekili Sabahattin Cevheri: İlk aramada telefonu meşguldü. İkinci aramada; 'Ben bu konuda yorum yapmasam. Oldu mu? Hadi iyi günler.'
AKP Urfa Milletvekili Eyüp Cenap Gülpınar : 'Ben bu konuda bilgi sahibi değilim, açıklama yapmıyorum. Kusura bakmayın. Oldu mu? İyi günler.'
AKP Urfa Milletvekili Abdurrahman Müfit Yetkin: 'Yani Kürtçe serbest oldu. Televizyon var. Normal eğitimde Kürtçe olmaz. Resmi dil Türkçe olduğu için Türkçe olması lazım. Türkçe olmalıdır.'
Başak'ı anlayana aşk olsun!
AKP Urfa Milletvekili Ramazan Başak: 'Şimdi bu bir devlet politikasıdır. Biz her türlü demokratik eyleme karşı saygılıyız. Yalnız demokratik kurallar içerisinde, asayişi bozmadan. İlgili kurumlarla gerekli izinler alındıktan sonra bu arkadaşlarımızın böylesi bir çalışması, eylemi var. Kürtçe bölgenin, Türkiye'nin gerçeği. Onun için ilgili sınırlar içerisinde kalmak şartıyla her türlü eyleme saygılıyız. Bu benim dememle olacak bir olay değil enine boyuna değerlendirmek gerek. Kürtçe kurslarla konu gündeme geldiğinde epey sıkıntı çıkmıştı, ama gayet düzenli bir şekilde izinler verildi. Ama şuan durum nedir bilmiyorum. Demokratik sınırlar her türlü eyleme saygılıyız. Şuan müsait değilim... İyi günler.'
Etrafım dolu, trafikteyim
AKP Urfa Milletvekili Abdulkadir Emin Önen: 'Şu an durumum hiç müsait değil. Yanım da bayağı dolu, konuşmak çok zor. Etrafım dolu, şu an araçtayım, araba kullanıyorum, yarın görüşelim.' Ertesi gün telefona cevap vermedi.
AKP Şırnak Milletvekili Abdullah Veli Seyda: Uçağa binmek üzereyim onun için görüşemem.
Siyaset yapıyoruz!
AKP Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu: Basın danışmanı: '10 dakika sonra arayın. Şuan telefon görüşmesi yapıyor, diğer telefonundan.' 10 dakika sonra aradık, yanıt verdi: 'Bu konuda herhangi bir konuşma yapamıyoruz. Partimizin genel görüşü var. Parti genel merkezinin görüşü neyse bizim de aynı görüşümüzdür. Sonuçta siyaset yapıyoruz. Her partinin kendi genel politikası var ve bunlar kamuoyunun gündemine bu şekilde sunulur. İyi çalışmalar kolay gelsin
Şey... Bursa'ya gidiyorum
AKP Elazığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya: 'Şuan yoldayım. Şeey... Bursa'ya gidiyorum... Çevrem müsait değil. Sonra konuşalım.'
AKP Erzincan Milletvekili Sabahattin Karakelle: Başkası açtı, 'Diğer telefonu ile konuşuyor, 5 dakika sonra arayın' dedi. 5 dakika sonra yanıt verdi: 'Böyle bir şey söz konusu değil. Eğitim dili olarak Kürtçe eğitim verilemez. Eğitim dili Kür... Türkçe'dir... Türkçe'dir... Devletin üniter yapısı var. Anayasa'da bunlar belirlenmiş. Ama vatandaşın Kürtçe konuşması serbesttir. Kürtçe konuşma yasağı yok. Eğitim dili Türkçe'dir. Bu kim? Bir kısım PKK terör örgütü bu işi bu şekilde kendine yeni bir alan bulabilmek için yapıyor. Terör örgütü dağılıyor, taraftar bulabilmek için yapıyor olabilir. Yoksa Kürt orjinli vatandaşlarımızın böyle bir talebi yok. Erzincan'da bu talep yok. Hatta vatandaşlarımız buna karşılar.'
AKP İstanbul Milletvekili Abdulkadir Aksu: 'Nerden arıyordunuz ? (DİHA'dan arıyoruz) Şu an bulunduğum yerde telefon iyi çekmiyor, beni daha sonra arayın.' (Fakat Aksu'nun telefondaki sesi gayet net geliyordu.)
Kürtçe eğitim isteyen yokmuş!
AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan: 'Kürtçe eğitim isteyen kim var? Normal, samimi bir vatandaşın talebi yok. Kürtçe eğitim talep edenlerin; ülkenin istikrarı adına, kalkınması adına, mağdur durumdaki insanlar adına bir şey talep ettikleri yok. Dertleri yönetimde etkin söz sahibi olmak. Yönetimdekileri istismar etmektir. Anadilde yani Türkçede zaten eğitim oluyor. Türkçenin değişmesi mi lazım? Kürtçe kurslar açıldı kim gitti? Hiç bir müracaat olmamış. Hal böyle iken, talep yokken bunun gündeme getirilmesi ortamın kaşındırılması, suni gündem oluşturulmasıdır. Türkiye'nin 'anadilde eğitim verilsin' gibi bir sıkıntısı yoktur.'
Kürtçe eğitim kararı varmış da haberimiz yok
AKP Adıyaman Milletvekili Şevket Gürsoy: Tabi canım bu karar alındı verilecek (Kürtçe eğitim). Bu Ergenekon-mergenekon yüzünden gecikiyor. Kürtler-Türkler birlikte çalışsın, birlikte yaşasın. Dünyada böyle bir şey yok. (Eğer böylesi bir talep meclise gelirse ne dersiniz?) Meclise gelirse ben 'Evet' derim.
AKP'nin 'servis dışı' vekilleri
Tabii şuana kadar okuduklarınız bizim uzun uğraşlar sonucu ulaşabildiğimiz Milletvekilleriydi. Şimdiki vekillere ise biz gazeteciler olarak ulaşamadık artık vatandaşlar nasıl ulaşır bilmiyoruz. AKP'nin servis dışı Bölge milletvekilleri:
AKP Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat: Telefonu sürekli meşgul. İkinci gün aradığımızda ise telefonu kapalıydı. 3. gün aradık açmadı telefonunu. 4. kez arayınca basın danışmanı telefona cevap verdi ve 'Makamından arayın' dedi. Makamını aradık, Sekreteri; ' Başkanımız uygun olduğunda Rüştü bey ile görüştüreceğiz. Siz numaranızı verin' dedi. Numaramızı bıraktık fakat aradan 3 haftayı aşkın bir süre geçti arayan olmadı.
AKP Ağrı Milletvekili Fatma Kotan: Danışmanı; 'Kendisi şu an toplantıda öğleye ancak çıkar, belki. Ben notunuzu alayım kendisine iletirim.' Bize dönen olmadı.
AKP Erzincan Milletvekili Binali Yıldırım: Koruması açtı, 'Şu an toplantıda' dedi.
AKP Elazığ Milletvekili Feyzi İşbaşaran: İlk aramada telefonu meşguldü. İkinci kez aradık. Bu sefer de meşgule düşürdü.
AKP Elazığ Milletvekili Hamza Yanılmaz: Telefonunu açmadı.
AKP Van Milletvekili Gülşen Orhan: Telefonunu açmadı.
AKP Elazığ Milletvekili Faruk Septioğlu: Ulaşılmıyor.
AKP Elazığ Milletvekili Tahir Öztürk: Telefonunu açmadı.
AKP Erzurum Milletvekili Muhyettin Milletvekili Aksak: Bir telefonu servis dışı, diğeri ise kapalı.
AKP Erzurum Milletvekili Muzaffer Gülyurt: Telefonu servis dışı
AKP Urfa Milletvekili Mustafa Kuş: Cevap vermedi.
AKP Van Milletvekili Hüseyin Çelik: Telefonu servis dışı.
AKP Van Milletvekili İkram Dinçer: Telefonu kapalı.
AKP Van Milletvekili Kerem Altun: Bir telefonu servis dışı. Diğerini ise açmadı.
AKP Urfa Miletvekili Çağla Aktemur: Her iki numarası da kapalı.
AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt: Telefonuna cevap vermedi.
AKP Urfa Milletvekili Zülfikar İzol: Numara servis dışı
AKP Adıyaman Milletvekili Fehmi Hüsrev Kutlu: İki numarası da arandı ama iki numaraya da ulaşılamıyor.
AKP Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın: İki numarasına da ulaşılmıyor
AKP Ağrı Milletvekili Yaşar Eryılmaz: Numarasına ulaşılmıyor
AKP Ağrı Milletvekili Cemal Kaya: 3 gün boyunca aradık, sürekli çalmasına karşın telefonuna cevap vermiyor
AKP Bitlis Milletvekili Kazım Ataoğlu: Numarası servis dışı.
AKP Bitlis Milletvekili Zeki Ergezen: Numaraya ulaşılmıyor. Üçüncü gün tekrar aradık: Telefon servis dışı.
AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler: Telefonu kapalı.
AKP Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker: Üç gün boyunca aradık telefonu kapalıydı.
AKP Mardin Milletvekili Mehmet Halit Demir: Numarası servis dışı.
AKP Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel: Üç gün boyunca aradık telefonuna cevap vermedi.
AKP Mardin Milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey: Her iki numarası da servis dışı.
AKP Urfa Milletvekili Yahya Akman: Telefonu kapalı.
AKP Hakkari Milletvekili Rüstem Zeydan: Telefonunu açmadı.
AKP Bingöl Milletvekili Cevdet Yılmaz: Telefonu kapalı
AKP Bingöl Milletvekili Kazım Ataoğlu: Bir telefonu servis dışı, diğeri ise kapalı
AKP Iğdır milletvekili Ali Güner: Danışmanı; ' Kendisi şuan Genel kurulda. Numaranızı bırakın ben kendisine iletirim'
Rüştü Demirkaya
ANKARA / DİHA
Kaynak: www.gundemonline.net