1992 Newroz’unda Devlet Güçlerince Katledilen 54 Kişi Anıldı

sirnaksolen01 Doğa, kültür ve insan katliamına son

Şırnak Belediyesi tarafından önceki akşam Cumhuriyet Meydanı’nda “Doğa, kültür ve insan katliamlarına son” sloganıyla düzenlenen geceye aralarında DTP’li milletvekillerinin de katıldığı yaklaşık 15 bin kişi katıldı.

Gecede Doğa, kültür ve insan katliamlarına son verilmesi çağrısı yapıldı. Şırnak Belediyesi’nin “Doğa, kültür ve insan katliamlarına son” sloganıyla bir gece düzenledi. Gecenin yapıldığı meydana 1992 Newroz’unda devlet güçlerince katledilen 54 kişinin isimlerinin yer aldığı dev bir afiş asıldı. Gecede ayrıca “12 bin yıllık kültürü yok etmek cinayettir”, “Termik santral ölümdür, ölmek istemiyoruz”, “Yerinden taşıma yarına taşı” yazılı posterler de asıldı. KCK Önderi Abdullah Öcalan’ın posterleri ve KCK bayraklarının taşındığı gecede, sık sık “Bijî Serok Apo”, “PKK halktır halk burada”, “Sayın Öcalan” “Gençlik Apo’nun fedaisidir” sloganları atıldı.
‘Vahşeti yapanları lanetliyoruz’
Gecede konuşan Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Ertak, “16 yıl önce bu alanda Newroz kutlanmak istendi. Ama halkımıza ölüm yağdırıldı. 16 yıl önce bugün burada büyük bir vahşet uygulandı. Bu katliamlar, bu vahşeti yapanları lanetliyoruz ve hayatını kaybeden 54 insanımızı unutmadık. Onlar onurumuzdur” dedi. Şırnak’ta kurulması planlanan termik santralin çevreye zehir saçacağını söyleyen Ertak, “termik santral suyumuza, doğamıza, hayatımıza zehir saçacak. Bu halk bunu engelleyecektir. Sermaye sahiplerine de sesleniyorum. Gelin çimento fabrikası, tekstil fabrikası, benzeri fabrikalar kurun, iş sahaları istihdam oluşturun. Bu halkın yaşamını zehirlemeyin” diye konuştu. DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır da, “doğa katliamlarına, tarih ve kültür katliamlarına, beyaz katliamlara ‘Artık yeter” dedi.
Ciğerimiz yanıyor
hasip kaplan Kürdistan’daki orman yangınlarına değinen DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da şunları söyledi: “Antalya’da orman yandığında saçlarımız yanıyor, Mersinde orman yandığında ciğerimiz yanıyor ama Cudi’de, Gabar’da orman yandığında ise yüreğimiz ve ciğerimiz birlikte yanıyor. Gelin bu çatışmaları, bu ölümleri durduralım, doğa katliamını durduralım, insan katliamını durduralım. Eğer bu ölümleri durduramazsak siyaset haram olsun. Doğa, insan ve kültür katliamına ‘Artık yeter’ diyoruz, operasyonlara ‘Artık yeter’ diyoruz. Ama barışa, kardeşliğe, birliğe ve bütünlüğe evet diyoruz.” Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nden İHD Batman Şube Başkanı Av. Ferhat Bayındır ise, “Şırnak halkının Hasankeyf’e sahip çıkması gibi biz de Şırnak’ta kurulması planlanan termik santrale karşıyız” diye konuştu. DİHA/ŞIRNAK YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Vicdanlarımızın Sesine Kulak Verelim

baris_mitingine_cagri 1 Eylül Dünya Barış Günü'ne sayılı günler kala, 'Türkiye Barışı İçin Buluşuyor, Kürt Sorununda Demokratik Çözüm' mitinglerine katılım çağrısı yapıldı
Kürt sorunu bastırılıyor
Barış Meclisi tarafından 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Diyarbakır, İstanbul ve Adana'da gerekleştirilecek mitinglere katılım çağrısı yapıldı. Barış Meclisi Sekretarya Üyesi Metin Bakkalcı, Kürt sorununun silahlı yöntemlerle bastırıldığını, çatışma ve operasyonların devam ettiğini belirterek, 'Vicdanlarımızın sesine kulak veriyor ve alanlarda buluşuyoruz' dedi.
Hep birlikte alanlara
Barış Meclisi'nin etkinliklerine siyasi parti ve sendikalar da destek sunuyor. DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, barış içerisinde yaşamak gerektiğini söyleyerek, '1 Eylül'de hep birlikte alanlarda olacağız' diye konuştu. KESK Genel Başkanı Sami Evren de, '1 Eylül'de barış elimizi uzatacağız ama elimizi tutmayanlardan hesap da sorarız' açıklamasını yaptı.
MuharremErbey Çözüm mitingine çağrı
Türkiye Barış Meclisi, 31 Ağustos'ta Diyarbakır, Adana ve İstanbul'da düzenlenecek olan barış mitinglerine ilişkin Mülkiyeliler Birliği'nde dün basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Türkiye Barış Meclisi üyeleri, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, KESK Genel Başkanı Sami Evren, İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül ile çok sayıda demokratik kitle kuruluşu üyesi katıldı. Toplantıda açıklama yapan Barış Meclisi Sekretarya Üyesi Metin Bakkalcı, Kürt sorununun silahlı yöntemlerle bastırıldığını, çatışma ve operasyonların devam ettiğini belirterek, devam eden çatışmaların çocukların ölmesine, ormanların yakılmasına, köye dönüşlerin engellenmesine ve gazetelerin kapatılmasına neden olduğuna dikkat çekti.
Herkesin eşit, özgür ve barış içinde yaşayacağı köklü bir anayasaya ihtiyaç olduğunu dile getiren Bakkalcı, şunları kaydetti: 'Cumhuriyet tarihi boyunca başta Kürtler olmak üzere bu ülke topraklarında yaşayan tüm halklara, farklı inanç ve kültürlere, her türden muhaliflere yönelik gerçekleştirilen inkar, ayrımcılık, yok etmeler, katliamlar, faili meçhulleri ve gerçekleri ortaya çıkarma süreci yerine, sorunu kimi güç odaklarının arasındaki çatışmayı çözmeye sıkıştıran bir anlayış ortaya konuyor.'
Çatışmada ısrar
Kürt sorununun operasyon ve çatışmalarla çözümündeki ısrar nedeniyle 2008 yılının ilk yarısında 187 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Bakkalcı, savaş ekonomisinin sadece siyaseti kirletmediğini, aynı zamanda bütün ilişkilerin de kirlenmeye başladığını belirtti. 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlenecek barış mitinglerine katılım çağrısında bulunan Bakkalcı, 'Vicdanlarımızın sesine kulak veriyor ve 31 Ağustos'ta ortak pankartlarımız ve sloganlarımızla alanlarda buluşuyoruz' dedi.
'Hesap soracağız'
Bakkalcı'nın ardından söz alan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, barış ve birlik içerisinde yaşamak gerektiğini ifade ederek, 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde herkese büyük görevler düştüğünü söyledi. Türk, şunları belirtti: 'Bu kutsal görevi yerine getirirken hep yan yana olacağız. Türkiye'nin çatışmalı ortamdan kurtulması için bizim çabalarımız ve tepkilerimiz olmalıdır. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde hep birlikte alanlarda olacağız.' KESK Genel Başkanı Sami Evren ise, Türkiye'de yaşanan çatışmalı ortamdan dolayı 40 bin insanın hayatını kaybettiğini hatırlatarak, 'Türkiye'de var olan Ergenekon gibi çetelere baktığımızda 40 bin insanın neden hayatını kaybettiğini daha iyi göreceğiz. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde barış elimizi uzatacağız ama elimizi tutmayanlardan hesap da sorarız' şeklinde konuştu. ANKARA / DİHA
Diyarbakır beyazlar içinde barışı haykıracak
Siyasi partiler, sendikalar, odalar, meslek örgütleri, aydınlar, yazarlar ve akademisyenlerin de aralarında bulunduğu Diyarbakır Barış Girişimi'nin 31 Ağustos'ta İstasyon Meydanı'nda düzenleyceği mitingin hazırlıkları tüm hızıyla sürüyor. Kürt sorununda demokratik çözümün isteneceği mitinge, onbinlerce kişinin katılması bekleniyor. Tertip Komitesi üyesi DTP Diyarbakır İl Başkanı Nejdet Atalay, Diyarbakır halkının miting meydanında giyeceği beyazlarla, atacağı barış sloganlarıyla ve güçlü bir katılımla barışın sesini çok güçlü bir şekilde dile getireceğini belirtti. Atalay, DTP'nin de bugünden itibaren mahalle toplantıları, akşam ev gezileri, esnaf ve kahve ziyaretleri yaparak ve bildiri dağıtarak, halkı barış sesine ortak olmaya davet edeceğini ifade etti.
Tertip Komitesi üyesi Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet İnan da, AKP hükümetinin bir savaş hükümeti olduğunu vurgulayarak, savaşın da Türk ve Kürt halklarına büyük acılar yaşattığını hatırlattı. İnan, Türkiye'de hem Türk hem de Kürt halkının ciddi barış özlemi içerisinde olduğuna dikkat çekti. Barışa yönelik ortaya koyacakları iradenin karşılığını bulacağına inandığını belirten İnan, hükümetin de akan kanın bir an önce durdurulması istikametinde gerekli politikaları üretmesi gerektiğinin altını çizdi. İnan, 'Gelin barışta, kardeşlikte, huzurda beraber olalım, bir ses olalım ve birlikte barışı haykıralım' çağrısı yaptı.
Tertip Komitesi üyesi Diyarbakır Tabipler Odası Başkanı Dr. A. Selçuk Mızraklı ise, şu çağrıda bulundu: 'Mitingde söyleyeceklerimiz sadece bir ses olmaktan öteye geçmeli. Bu ses Ankara'da değil, Ankara'nın dışında belki dünyada da karşılığını bulmalı. Eğer biz bunu becerebilirsek daha fazla kan ve daha fazla gözyaşının önüne geçeceğiz. Bölge'den katılabilecek bütün insanlarımızı beyazın saflığı içerisinde miting alanına bekliyoruz.' DİYARBAKIR

Kürt Sanatına Hizmet Aşkı

ressam_haci_kilic PKK davasından 12 yıl cezaevinde kaldığı sırada karikatür ve resim üzerinde çeşitli ürünler ortaya çıkaran ve tabloları Fransa, Federal Kürdistan Bölgesi ile Türkiye'nin çeşitli illerinde sergilenen Hacı Kılıç, altı ay önce yakalandığı parkinson hastalığı nedeniyle çalışmalarına ara verdi. Kürt bilgelerinin sözlerini soyut resme aktaran Kılıç, yarım kalan tablolarını bitirmek için hastalıktan kurtulacağını söyledi.

Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde 1992 yılında PKK davasından tutuklanarak 18 yıl ceza alan Hacı Kılıç, Bülent Ecevit hükümeti döneminde çıkan af kapsamında tahliye edildi. Cezaevinde kaldığı 12 yıl boyunca resim ve karikatür çizmeyi öğrenen, Azadiya Welat Gazetesi'nde karikatür çizen, Fransa, Federal Kürdistan Bölgesi ve Türkiye'nin çeşitli illerinde resim sergisi açan Kılıç, cezaevinde girdiği açlık grevleri sonucu altı ay önce parkinson hastalığına yakalandı. Birçok tablosunun yarıda kaldığını ifade eden Kılıç, 'Cezaevine girmeden önce ekonomik ve yeteneklerimi ortaya çıkartabilecek olanaklar yoktu. Kürt kültür ve sanatına uzun yıllar hizmet edebilmek için hastalığım ile savaşacağım' dedi.
Kürt bilgelerin sözleri resim oldu
Cezaevine girmeden önce boş zamanlarında arkadaşlarının işyerlerinde dekorasyon yapan Kılıç, resim sanatına ilgisi konusunda şu bilgileri verdi: 'Fakat ressamlığa hiçbir zaman meslek ve iş gözüyle bakmadım. Çünkü Kürtlerin yaşadığı coğrafyada yaşanan acılardan dolayı tablolardan bir şeyler anlaşılacağı ve savaş ortamında resmin anlamsız olduğunu düşünüyordum. Ancak cezaevinde Kürtlerin gönlünde taht kuran kişilerin resimlerini çizmeye başladım. Daha sonra Kürt sanatının gelişmesi için Kürt bilge ya da bilgelerin anlamlı olan sözleri üzerine soyut resimler çizdim.' Cezaevinde kaldığı süre içerisinde Kürtçe yayınlanan Azadiya Welat Gazetesi'ne yedi yıl boyunca karikatür çizen Kılıç, resim tablolarının da ilgi ile karşılandığını söyledi. Çizdiğe resimlerle Federal Kürdistan Bölgesi, Fransa'yla Türkiye'nin birçok ilinde sergi açıldığını ifade eden Kılıç, 'Biz cezaevindeyken Bölge'nin çeşitli illeriyle yurtdışında resimlerim tutuklu dernekleri aracılığıyla sergiye açıldı. Ayrıca Adana Tutuklu Aileleri Derneği'nin amblemi için yapılan yarışma sonucunda benim çizimim layık görüldü. Diğer yandan Kürtlerin ilk günlük yayınlanan gazetesine karikatür yapmak bana büyük zevk ve moral veriyordu. Karikatür çizimi dışında resim çiziyordum' dedi. Cezaevinde bulunduğu süre içerisinde savaşa ve dayatmalara karşı girdikleri açlık grevlerinin sonucu olarak parkinson hastalığına yakalandığını ifade eden Kılıç, birçok tablosunun yarım kaldığını belirtti. Soyut çizim çalışması yaptığı tablolarını bitirmek için hastalığını yeneceğini söyleyen Kılıç, şunları dile getirdi: 'Kürt halkı ve varlık mücadelesi üzerine söylenen 'Biz buralara öyle kolay gelmedik, bıçak sırtından geldik' sözünü tabloya aktarıyordum. O tablo yarım kalmış, onu bitirmeliyim. Bu bizi anlatan bir cümle. Kafamda tasarladığım deniz ortasında bulunan bir adadan doğan Güneş'e dayayan bir bıçak ve üzerinden yürüyen insanlar deryaya çıkıyorlar. Ancak bitmedi ama bitmelidir.' DİYARBAKIR – DİHA Ferhat Arslan

Türkiye Kürt Mültecileri Sınırdışı Ediyor

 Aktüel Bakış Türkiye Doğu Kürdistanlı mülteci bir aileyi sınırdışı etmek istiyor. Eyüp Parniyani ikinci kez sınırdışı edilirken, eşi Ayşe Kaeyrzade ve çocukları Komas Parniyani hakkında da sınırdışı kararı var. Af Örgütü’nün Kürt mültecilerin sınırdışı edilmemesi için başlattığı kampanya sürüyor.

HAYATİ TEHLİKELERİ VAR

Türk makamları Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından mülteci olarak tanınan aynı aileden üç Kürdü Federal Kürdistan Bölgesi’ne sınırdışı etmek istiyor. Van’da gözaltında olduğu belirtilen Ayşe Kaeyrzade ve çocukları Komas Parniyani’nin sınırdışı edilmesi halinde hayati tehlikeleri olduğunu kaydeden Uluslar arası Af Örgütü, “Irak’a gönderilmeleri sınırdışıya karşı ilkelerin bariz bir ihlali olacaktır” dedi.

Eyüp Parniyani 1995 yılında İran’dan kaçtı ve 1999 yılında Parniyani, eşi ve çocuğuna UNHCR tarafından Güney Kürdistan’da mülteci statüsü verildi. Bu bölgeden de Ocak 2002 tarihinden kaçarak Türkiye’ye gelen aileye 2003 yılında UNHCR Ankara bürosu tarafından da mülteci statüsü verildi. 19 Ekim 2007 tarihinde Türkiye üç Kürt mülteciyi Güney Kürdistan’a sınırdışı etti. Af Örgütü’ne göre Türkiye, bu mültecileri İran’a göndermekle tehdit etti ve Eyüp Parniyani’ye anlamadığı bir belgeyi imzalattı. Mülteci aile Güney Kürdistan’a sınırdışı edilir edilmez gözaltına alındı.

SINIRDIŞI KARARI

Ayşe Kaeyrzade ve Komas Parniyani iki gün sonra serbest bırakılırken, Eyüp Parniyani 20 gün boyunca gözaltında tutuldu. Şubat 2008’de aile yeniden Türkiye’ye giriş yaptı. Eyüp Parniyani Muş’ta tutuklandı ve Türkiye’de mülteci olarak tanındığını söylemesine rağmen 16 Mart’ta Muş Mahkemesi’nin kararı ile yeniden Güney Kürdistan’a sınırdışı edildi.

Af Örgütü, üç mültecinin Güney Kürdistan’da mülteci statüsü almalarına rağmen Türkiye tarafından başka bir ülkeye yerleşmelerine izin verilmediğini belirtti.  Türkiye İçişleri Bakanlığı UNHCR Ankara bürosunu mültecilerin sınırdışı edilmesi için Van’a talimatta bulundukları bilgisini verdi.

Af Örgütü’nün sınırdışıya karşı İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Yabancılar Hudut İltica Daire Başkanı Mehmet Terzioğlu, İltica, Göç, Vatandaşlık Şube Müdürü, Mustafa Anlasıker, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Van Valiliği’ne gönderilmek üzere başlattığı dilekçe kampanyası devam ediyor.

UNHCR TÜRKİYE’DE 1200 KÜRDE MÜLTECİ STATÜSÜ VERDİ

UNHCR verilerine göre 2001 ile 2003 tarihleri arasında Güney Kürdistan’dan iltica talep eden Doğu Kürdistanlı 1200 mülteci Türkiye’ye giriş yaptı. Bu mültecilerin halen de güvenli bir yere yerleşmeyi bekledikleri kaydedildi.

Bu Kürtler 1990’lı yıllarda İran’dan kaçan mültecilerden oluşuyor. İltica talepleri Güney Kürdistan’daki UNHCR’de kayıtlı durumda. 1999 yılında Güney Kürdistan’dan bu mültecilerin ilticalarını kabul edilmesi ardından UNHCR artık yerleştirmeye son verdi. 2003 yılında Irak işgalinden dolayı UNHCR’nin Güney Kürdistan bürosu kapandı.

Türkiye’nin de 1951’de mülteci statüsüne ilişkin Cenevre Konvansiyonu’nda imzası bulunuyor. Ancak mülteciler Avrupa’lı olmadığında bu sözleşmeye uymayacağı yönünde bir çekince koydu. Ancak UNHCR Türkiye’de 1200 Doğu Kürdistanlıya mülteci statüsü verdi. Türk makamları bu mültecileri korumayı reddediyor ve başka bir ülkeye yerleşmelerini engelliyor.

Af Örgütü, Türkiye’nin uluslararası hukuku hiçe sayarak çok sayıda mülteciyi sınırdışı ettiğini kaydetti. ANF NEWS AGENCY

    BM’den Türkiye’ye mülteci elestirisi
    Türk polisi mültecilere işkence de yapmış!
    BM, Kerküklü Kürtlerin Göçünü Teşvik Etti Mi ?
    Fransa’da Kürt mülteci için havaalanı işgal edildi
    Fransa’da valiliklere sınırdışı talimatı 
    Hiçbir Partinin Yapamadığını DTP Yaptı “Darbenin Bilançosu”

Bir mülteci daha öldürüldü

Doğal olarak hepimiz bir gün evimize dönmeyi hayal ediyoruz. Ancak, bunu ne pahasına olursa olsun yapmayız.

Kuzey Kürdistan'da bir yılın özeti : 650 Operasyon

UNHCR: ‘’TÜRK BOMBARDIMANI NEDENİYLE 2000 KİŞİ YERLERİNİ TERK ETMEK ZORUNDA KALDI’’

Irak Askerler Güney Kürdistan Sınırında

kirkuk

Aktüel Bakış Irak ordusuna bağlı askeri birlikler peşmergenin çıkmaya zorlandığı Diyala’daki Karatepe’de Güney Kürdistan sınırına kaydırıldı.

Alınan bilgilere göre Irak askeri birlikler dün gece Karatepe-Cebare bölgesini kontrol altına aldı. Askeri birliklerin Germiyan polis güçlerinin yakınında olduğu bildirildi.

Yerel kaynaklar askeri birliklerin Kürdistan sınırına yakın konumlandığı ve görüş açısında olduklarını kaydetti. Irak ordusunun bu hareketliliği Kürt yetkililerin ile Diyala konusunda tartışmaların yaşandığı bir döneme denk geldi

Kürt yöneticiler Irak hükümetinin talebi üzerine Diyala’dan birliklerini çekmeyi kabul etmişlerdi. Peşmerge işlerinden sorumlu bakan 15 Ağustos günü yaptığı açıkalamada, “Irak hükümetinin kararı üzerine 10 gün içinde perşmergeler Kara Tepe’den çekilecekler” açıklamasında bulunmuştu.

17 Ağustos günü de Kürt yetkilileri, Güney Kürdistan’ın Dukkan kentinde bir araya gelerek Bağdat ile Hewler arasında gerginleşen ilişkileri ele aldılar. Kerkük referandumu, petrol gelirleri sorunlarında olduğu gibi Kürtler yine bir komisyonun kurulması kararı almışlardı.

Diyala’nın kuzeyinde bulunan Kara Tepe, Saadiye ve Celewla’da 2 yıldan beridir 4 bin kişilik bir peşmerge tugayı bulunuyor. Süleymaniye ile sınır olan bu bölgelerde çoğunlukta Şii Kürtler yaşıyor. Federal Kürdistan Bölgesi bu bölgelerin Kürtlere ait olduğu ve Kürdistan’a bağlanmasını istiyor.ANF

İkinci kara harekatı başlatıldı iddiası

Kürt yönetimi yeni haritasını belirledi

Sınıra peşmerge yığını

Güney Kürdistan güvenliği Peşmergelere bırakılıyor

Peşmerge kayıtlara ‘sınır muhafızları’ olarak geçti

peshmerga pesmerge kurdistan army

Türk Ordusu Misket Bombaları ile Sivil Halka Zarar Veriyor

Şengal Katliamı bir başlangıçtı

Kerkük üzerinden nüfuz savaşı

Şii Lider Sistani: “KERKÜK’ÜN GELECEĞİNİ KERKÜK HALKI BELİRLEYECEK”

Türkiye, Irak’ı siyasi krizin eşiğine getirdi

Dr.MAHMUT OSMAN: ‘’IRAK’TAN KERKÜK’E GÜÇ KAYDIRMAK ARAPLAŞTIRMA ANLAMI TAŞIYOR’’

Kandil’den Kerkük mesajı:Sömürgeciler Kürtleri denetim altında bulundurmak için Kerkük’ü enegelliyorlar”

Türkiye, Saddam Hüseyin rejimininden sonra Kürtlerin bütün kazanımlarını azaltmak için her yolu deniyor

Şengal Katliamı: 500 ölü, 400 yaralı

Devlet 'kelle avcılığında'

JİTEM'in Bölge'deki karanlık faaliyetleri her geçen gün biraz daha gün yüzüne çıkıyor. Bir yandan Ergenekon soruşturması çerçevesinde JİTEM'in kurucuları tutuklanırken, diğer yandan dışarıda JITEM faaliyetleri 1990'lı yılları andıran boyutlara ulaştı. HPG gerillalarının kıyafetlerine benzeyen kıyafetler giyen JİTEM elemanları, bu kez Şırnak, Hakkari, Bingöl, Siirt ve Dersim'de 'Kelleci' ve 'Hançerli' adları altında faaliyet gösteriyor. Grupların öncülüğünü ise iddialara göre eski milletvekili Haşim Haşimi'nin kardeşi ve oğlu yapıyor.
Azadiya Welat Gazetesi'nin ele geçirdiği belgelere dayanak verdiği habere göre, başta Şırnak ve Hakkari bölgeleri olmak üzere özellikle Şırnak, Cizre, Beytüşşebap, Silopi'de korucu ve itirafçılardan oluşan 'gönüllü timler' halk üzerinde terör estiriyor. Kendilerine 'Kelleci' ve 'Hançerli' gibi isimler takan gruplar, bu bölgelerde sivil ve gerilla kıyafetleriyle dolaşarak 'kelle avcılığı' yapıyor. Bu gruplarının çoğunluğunun itirafçı ve korucubaşlarından oluştuğu kaydediliyor. 'Kelle başına' binlerce dolar alan bu grupların varlığı, köy korucularını da rahatsız ediyor.
jitem6 Habere göre 'kele başına' binlerce dolar alan bu kontra grupların öncülüğünü ise Şırnak eski Milletvekili Haşim Haşimi'nin kardeşi Baki Haşimi ve oğlu Beşir Haşimi yapıyor. Habere göre Baki Haşimi genellikle Cizre'de kalıyor ve operasyon olduğunda kendisi de katılarak koordine ediyor. Adını vermek istemeyen bir korucunun gazeteye yaptığı açıklamalara göre ise, bu özel eğitimli gruplar günlerce dağlarda HPG'lilerin kıyafetleriyle dolaşıyor. Bu kaynağa göre gruplar JİTEM ve Şırnak Jandarma Komutanlığı tarafından koordine ediliyor. Gruplar halinde faaliyet yürüten kontraların tek merkezden yürütüldüğü belirtiliyor. Bu tür grupların Bingöl, Siirt, Dersim, Hakkari ve Şırnak'ta faaliyet gösterdikleri belirtilirken, Siirt'teki infaz timine Saide Xursi isimli bir kişinin öncülük ettiği ve bu kişinin birçok saldırıya katıldığı kaydediliyor. Öte yandan HPG'nin 2 Ağustos'ta Beytüşşebap'ta 17 kişilik bir gruba karşı saldırı düzenlediği, saldırı sonucu öldürülen ve korucu olarak kamuoyuna açıklanan Reşat Güngör, Selahettin Güngör, Hüseyin Güngör, Refik Altun ve soyadı yine Altun olan kişilerin 'kelleci' grubun üyesi oldukları belirtildi. DİYARBAKIR

Köy yakanlar devrede

Dövülen S.A.'ya 'polis dövdü' suçlaması

Bu iddianamenin içeriği 'kirli'
bahattin_ozdemir2 İzmir'de ilk duruşmaları geçen hafta görülmeye başlanan Newroz davalarının iddianameleri, hukuk skandalları ile dolu. Polis kamerasıyla polisten dayak yerken çekilen görüntüleri delil olarak kullanılan S.A'nın kendisini döven polisleri yaraladığının öne sürüldüğü iddianamede, işyerinden evine gittiği sırada elleri kirli olduğu gerekçesiyle gözaltına alınarak 4,5 ay tutuklu kalan kaportacı İ.K.'ya ise 'pardon' denildi.
İzmir'de 20-23 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilen Newroz kutlamalarına katıldıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 44 kişinin yargılanmasına devam edildi. 23'ü tutuklu olan sanıklara yöneltilen suçlamalar, savcılığın hazırladığı iddianame ve suçlamalara dayanak oluşturan deliller, Aziz Nesin öykülerini anımsatıyor. Newroz kutlamaları nedeniyle gözaltına alınarak 4,5 ay tutuklu kaldıktan sonra 11 Ağustos'ta görülen ilk duruşmada serbest bırakılan İ.K.'nın durumu bu örneklerden biri. Elleri kirli olduğu için Cennetçeşme'de Newroz'a katıldığı ve polise taş attığı iddia edilerek gözaltına alınan İ.K'ya ilk duruşmada 'pardon' denildi. Kaportacı olarak çalıştığı öğrenilen ve gözaltına alındığı sırada işten eve döndüğü anlaşılan İ.K., 4,5 ay süreyle boşu boşuna Buca Kırıklar F Tipi Cezaevi'nde tutuklu kalmış oldu.
Mahalli kıyafete askeri kıyafet yorumu
Newroz davalarındaki bir diğer skandal niteliğindeki iddia ise S.Y.'nin giydiği mahalli kıyafetin HPG'lilerin giydiği kıyafete benzetilerek tutuklanması. 4,5 aydır tutuklu bulunan S.Y.'nin giydiği kıyafetin mahalli kıyafet olup olmadığı ise henüz anlaşılamadı. 11 Ağustos'ta ilk kez hakim karşısına çıkan S.Y'nin tutukluluk halinin devam etmesine karar verildi. S.Y'nin avukatı olan aynı zamanda Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Merkez yöneticilerinden Bahattin Özdemir, mahkemede askeri kıyafet giyen bir kişinin fotoğrafının müvekkili olarak gösterildiğini ancak fotoğraftaki kişinin müvekkili S.Y. ile ilgisinin bulunmadığını belirtti.
Dövülen S.A.'ya 'polis dövdü' suçlaması
Ajansımıza ulaşan polis kamerası kayıtlarında polisler tarafından dövüldüğü tespit edilen S.A. da, polise mukavemet, polisi yaralamak gibi suçlamalarla tutuklandı. S.A. polis kamerasındaki kayıtlara rağmen 11 Ağustos'ta görülen ilk duruşmada serbest bırakılmadı. S.A. için suçlamalara delil teşkil eden kayıtlar ise tam bir komedi. Kamera kayıtlarında S.A'yı tekme tokat döven polislerin S.A. hakkında yaptıkları suç duyurusu ve hastaneden aldıkları darp raporu gösterildi. Raporda ise, polislerin birinin ayağına atılan taş sonucu oluşan yara ve iki polisin de parmaklarında oluşan sıyrıklar yer aldı. Newroz davasında müdafi olarak katılan Avukat Bahattin Özdemir, polislerin parmak eklemlerinde oluşan sıyrıkların kamera kayıtlarında da görüldüğü üzere kendi attıkları yumruklar sonucu oluştuğunun açıkça görülebileceğini savundu.
'Komik gerekçelerle tutuklular'
Newroz davalarını değerlendiren Özdemir, 11 ve 18 Ağustos tarihlerinde görülen 25'i tutuklu 44 sanıklı davalarda, 17 kişinin tutukluluk hallerinin devamına karar verildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti: 'Newroz olaylarında kameralara yansıdığı kadarıyla gördüğümüz üzere polisin Newroz'a katılan kişileri darp etme, dövme gibi özel bir girişim içerisinde bulunduklarını anlayabiliyoruz. Tutuklu bulunan bu insanların bir çoğu ceza almayacaklar. Çoğu 24 yaşın altında genç insanlar. Suçlu bulunmayacakları bir davada komik gerekçelerle 5 aydır tutuklu ve 2 ay daha tutuklu kalacaklar. Bu tutuklama mantığının hukuki olarak cezalandırmaya dönüşmesinden başka bir şey değildir.'
'Tutukluluk durumu cezalandırma amaçlı'
Skandallarla dolu bu davalarla ilgili olarak hukuki anlamda pek bir şey söylenemeyeceğini de ifade eden Özdemir, 'Davalar siyasi davalar niteliğine bürünmüştür. Mahkeme tutukluluk durumunu artık kişiyi cezalandırma aracı olarak kullanıyor. Ancak buna hukuki olarak itiraz ettiğimizde de, yine hukukun dışında gerekçesiz kararlarla itirazlarımız reddediliyor. Bu davalarda da olan budur ne yazık ki. Adaletin, hukuk ölçülerine göre değil, siyasi ilkeler doğrultusunda tesis edilmeye çalışıldığını söyleyebiliriz' diye konuştu. İZMİR – DİHA MUSTAFA AYDIN

Polis, “Pis Kürtler, Düzeni Bozuyorsunuz. Hepiniz Teröristsiniz”

myuceManisa’da otomobiliyle kaza yapan inşaat işçisi Metin Yüce, kazadan kurtulduğuna sevinemedi. Olay yerine gelen polis, “Pis Kürtler, düzeni bozuyorsunuz. Hepiniz teröristsiniz” diyerek Yüce’ye kurşun yağdırdı.

 

 

 

İlgili Başlıklar

» Türk Polisi, veresiye meşrubat vermeyen esnafa saldırdı!

» Gözaltındaki DTP İlçe Başkanı hastaneye kaldırıldı

» Facebook’ta polis mesajları

» İşkence : Vicdani retçi Bal'a Askeri Cezaevi'nde linç girişimi

» ‘İsviçre Kürtleri Türk sayıyor’

» Irkçı-milliyetçi saldırgan gruplar, polis eşliğinde,

» Bornova da bir ayda 2. işkence : Mardinli Kürt'tür Vurun ulan vurun!

» Karakolda şahitlere de işkence : 'Siz Kürtler ölmezsiniz, köpeksiniz size bir şey olmaz'

» Polis'ten neştercilere çay ikramı...

» Cizreli çocuklara cezaevinde işkence

» Tutukluya işkence yaptılar

» İşkence yok infaz var!

» Yine Van yine polis!

» İnsaf! Ömür 10 yaşındaydı

» "Eve geldi. Saat beş gibi dışarı çıktı. Yavrumun ne kahvesi vardır, ne içkisi. Kazandığı parayı ay başı bana verirdi."

» 'Önümüzdeki mahkeme gelmeyebilirim, beni işkencede öldürecekler,' sözleri hâlâ kulağımda. Necmettin sonraki mahkemeye gerçekten gelemedi, haklı çıktı.

» ‘Tek oğlumu aldılar benden’

» Penisine ip bağlanarak odanın içinde gezdirilen Aslan'a 'suçunu itiraf etmesi' istendi.

Manisa’da trafik kazası yapan Metin Yüce, kurtulduğuna sevinemedi. ‘Pis Kürtler, hepiniz teröristsiniz’ diyen polisler tarafından kurşun yağmuruna tutuldu. Bununla yetinmeyen polis yaralı Yüce’yi tekmeledi. Irkçı saldırıya katılan doktorlar da Yüce’yi tedavi etmedi. Manisa’da 10 Ağustos’ta kullandığı otomobille trafik kazası yapan Metin Yüce, kazadan kurtuldu ama polislerin ırkçı saldırısından kurtulamadı. Olay yerine gelen polisler ‘pis Kürtler, siz buranın düzenini bozuyorsunuz. Hepiniz teröristsiniz’ diyerek kaza yapanları kurşunladı. Vücuduna 7 kurşun isabet eden Yüce, polisin tekmelerine maruz kaldı. Bununla da yetinmeyen polisler, yaralıları suçlu diyerek gözaltına aldı.
Manisa Devlet Hastanesi önünde 10 Ağustos’ta kullandığı otomobille trafik kazası yapan Metin Yüce, olay yerine gelen polisle tartışınca kazadan kurtulduğuna sevinemedi. Yüce, tartıştığı polisin kendisine, “Pis Kürtler, siz buranın düzenini bozuyorsunuz. Hepiniz teröristsiniz” diyerek hakaretlerde bulunduğunu ve ardından silahını çıkararak ateş açtığını söyledi. İnşaat işçisi Yüce, polisin açtığı ateş sonucunda vücuduna 7 kurşun isabet ettiğini belirterek, yerde kanlar içinde yattığı halde polislerin tekmelerle kendisine vurmaya devam ettiğini kaydetti.
Linç ortamı yaratıldı
Olayın tanığı olan Şenol Yüce de yaşananlara ilişkin şunları anlattı: “Kaza sırasında TIR şoförüyle bir sürtüşme yaşandı. Olay yerine gelen iki polis olayı provoke ettiler. Bize her tür hakaret ve küfür ettikten sonra polislerden biri silahla bizi taradı. Bana kurşun isabet etmedi, ancak Metin ağabeyim 7 yerinden yaralanırken, olay yerinden bir kişinin de göğsüne kurşun isabet etti. Resmen bir linç ortamı yaratıldı.”
Devletin hastanesi tedavi etmedi
Manisa Devlet Hastanesi’nde bulunan doktorlardan bir kısmının da kendilerini dövmeye çalıştığını öne süren Yüce, “olay hastane önünde gerçekleşmesine rağmen ağabeyim Metin kan kaybından ölüyordu nerdeyse. Manisa Devlet Hastanesi’ne kaldırdık, 1 saat kanlar içinde kıvrandı. Top sakallı bir doktor gelip ‘Sus’ diyordu başka da bir şey yapmıyordu. Bunun üzerine ağabeyimi Manisa Merkez Efendi Hastanesi’ne kaldırdık. Burada ilk müdahale yapıldı” dedi.
Suçlular gözaltına aldı
Yine aynı arabada bulunan ve polis dayağından nasibini alan Dinçer Yüce de olay yerinde her türlü sözlü ve fiziki şiddete maruz kaldıklarını belirtti, Yüce, “olayın başından beri biz haklı olmamıza rağmen şiddete ve her türlü hakarete maruz kalan da biz olduk. Olay sonrası üçümüzü gözaltına aldılar. Yaşanan ırkçılıktır ve Kürt düşmanlığından kaynaklıdır. Bir şarjör mermiyi nefretle sizlere sıkmaya cesaret edebilenler, bunun hesabını yargı önünde vereceklerdir. Bu olayın peşini bırakmayacağız. Polis vahşetinden başka bir şey olmayan bu olayı, duyarlı kamuoyu tarafından da takip edilmesini bekliyoruz” diye konuştu.
Olayın ardından soruşturma başlatan Manisa Emniyet Müdürlüğü, ‘polise mukavemet ettikleri’, ‘polis aracının camlarını kırdıkları’ gerekçesiyle lince uğradıklarını ve polis tarafından taranan Metin Yüce, Dinçer Yüce, Şenol Yüce ve Muammer Özkan’ı gözaltına aldı. Metin Yüce’nin yaralı olduğu gerekçesiyle ifadesi alınamazken, Şenol Yüce ve Dinçer Yüce çıkarıldıkları Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından serbest bırakıldı, Muammer Özkan ise ‘polise mukavemet etmek’ ve ‘devlet malına zarar vermek’ gerekçesiyle tutuklanarak Manisa E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Emniyet, Yüce kardeşlerin linç iddialarına ilişkin olarak ise herhangi bir açıklama yapma ihtiyacı duymadı.
Yapılanlar ilk değil
Öte yandan Metin Yüce’nin vücudunda bulunan 7 kurşuna rağmen 1 saat bekletildiği tedavisinin yapılmayarak bir başka hastaneye götürülmek zorunda bırakıldığı Manisa Devlet Hastanesi’nde çalışan doktorların benzer vukaatları daha önce de olmuştu. Daha öncede Manisa Devlet Hastanesi’nde Türkçe bilmeyen Kürt kadınlarına bazı hemşire ve doktorların hakaretlerde bulunduğuna yönelik haberler yayınlanmıştı. Söz konusu haberlere yönelik SES ve Eğitim Sen Manisa Şubeleri de açıklama yaparak yapılanları kınamıştı. Hastanede çalışan ve ismini vermek istemeyen bazı doktorlar da haberleri doğrulamıştı.
DİHA/MANİSA YENİ ÖZGÜR POLİTİKA