Türk devletinden işkence çeşitleri

metin-goktepe Gazeteci Oğuz Güven'in 78 kuşağını anlattığı "Zordur Zorda Gülmek" adlı kitabında insanın kanını donduran işkence yöntemleri anlatılıyor. İşte, Diyarbakır Cezaevi Gerçeğiyle Yüzleşme Araştırma ve Adalet Komisyonu raporundan akıllara durgunluk veren işkence yöntemleri:

Bu işkenceler kanınızı dondurur

FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.
KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.

ZlNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla itilir. Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.

GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven kenarlığına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanıp kapı kapatılır, tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öyle kalırdı. Koşuşturulur,  zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.

turkiye_KÖPEK SALDIRTMA AYAKTAN ASMA/TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.

KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.

RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.

KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.

turkiye_falaka KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir,  her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.

SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.

COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırlardı.

ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilirdi.

c_isik_van_iskence1 KiTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı. Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.

MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes elli'yi aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.

ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.

SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreleri dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.

TURK POLISI KURDISTANBANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.

SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.

GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.

LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.

turkiye_iskence4 PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardı. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanırdı. Tutuklulara bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenirdi.

İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun yüzüne işemesi istenirdi..

TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederlerdi. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz etmeleri istenirdi.

HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.

5sivilgenc_vahseti1_sirnak VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.

AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.

KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.

GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.

AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı.

MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi. www.Kurdistan-post.org

Gardiyanlar:'Burada İngilizce, Fransızca, Arapça konuşabilirsin ama Kürtçe konuşamazsın'

Sincan 2 Nolu F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan oğlu İdris Nakçi'nin ziyaretine gelen ve Türkçe bilmeyen 43 yaşındaki anne Saliha Nakçi, gardiyanlar tarafından zorla dışarı çıkarıldı. Anne Nakçi, gardiyanlar tarafından kendisine, 'Burada İngilizce, Fransızca, Arapça konuşabilirsin ama Kürtçe konuşamazsın' dediğini belirtti.

Vicdansızlara bak!

Cezaevlerinde Kürtçe engellemeleri sistemli şekilde işliyor. Sincan 2 Nolu F Tipi'nde Kürtçe telefon görüşmelerinin cezaevi yönetimi tarafından engellendiği ve aileleriyle görüşen siyasi tutuklu ve hükümlülere Kürtçe görüş yasağı getirildi. Oğlu İdris Nakçi'yi ziyarete gelen anne Saliha Nakçi (43), Türkçe'yi çok az anladığını ancak konuşamadığını belirtti. Maddi imkansızlıklara rağmen oğluyla görüşmek için Diyarbakır'dan Ankara'ya geldiğini dile getiren anne Nakçi, 'Cezaevinde işlemlerimi bitirdikten sonra görüş kabininde oğlumla konuşmaya başladım. Kürtçe konuştuğum sırada gardiyanlar müdahale etti. 'Burada Kürtçe konuşulmaz, Kürtçe dışında istersen İngilizce, Fransızca, Arapça istediğin dille konuşabilirsin ama Kürtçe konuşamazsın' dediler' şeklinde konuştu. Anne Nakşi, daha 40 dakika süresi varken kendisini zorla dışarı çıkartıldığını söyledi. Cezaevinde Kürtçe konuşma yasağının devam etmesi halinde kendisinin hiçbir zaman oğluyla Türkçe konuşmayacağını belirten anne Nakçi, 'Cemil Çiçek'in oğlu cezaevine girse şayet ona 'sen Kürtçe konuşacaksın' deseler gelip oğluyla Kürtçe konuşabilir cezaevi iskencemi? Ben de Türkçe bilmiyorum. Türkçe konuşamıyorum. Bu tür uygulamalar devam etse bile ben Türkçe öğrenmeyeceğim. Gerekirse oğlumla hiç görüştürmesinler ben Kürtçe konuşmaya devam edeceğim' diye tepki gösterdi. İHD'ye başvuruda bulunan Nakçi, her yerde devam eden Kürtçe yasağının kaldırılmasını istedi. ANKARA / DİHA

 

DTP Meclis'te KÜRTÇE konuşacak

AHMET TURK DTP 

Aktüel Bakış- DTP yönetimi, "anadil kampanyası" kapsamında Türkiye genelinde çeşitli etkinlikler düzenleyecek. Anadilde eğitimi ve öğretimi Meclis gündemine de taşıyacak.
DTP Genel Başkan Yardımcısı Kamuran Yüksek, Anayasa Mahkemesi'nde 16 Eylül'de görülecek kapatma davası nedeniyle, Şeyh Sait'in asıldığı Diyarbakır'daki Dağkapı Meydanı'nda halk mahkemesi kurulacağını söyledi.

BEDELİNİ ÖDEMEYE HAZIRIZ
Yüksek, halkın DTP'yi yargılayacağını, anadilde eğitim etkinliği kampanyası kapsamı çerçevesinde milletvekillerinin Meclis kürsüsünden Kürtçe konuşacağını belirtti. Değişik çevrelerden "PKK"yı kınayın, terör örgütü olarak görün, çizginizi değiştirin" telkinleri yapıldığını belirten Yüksek, "Bizi biz yapan bunlar. Siyasi çizgimizi değiştirmeyiz. Bedelini ödemeye de hazırız" diye konuştu.

PARTİMİZİ KAPATIRSANIZ..
Yüksek, DTP'nin gündemindeki üç önemli konuyu "anadilde eğitim", "parti kapatma davası" ve "Ergenekon" olarak sıraladı.  Yüksek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Partimizi kapatırsanız, Kürtler legal zeminde mücadeleden vazgeçer, başka yerlere yüzünü döner. Bu noktaya gelirse halkı ikna edemeyiz.”

1leyla zana

DTP MECLİS'TE YİNE KÜRTÇE KONUŞACAK
DTP yönetimi, "anadil kampanyası" kapsamında Türkiye genelinde çeşitli etkinlikler düzenleyecek. Anadilde eğitim ve öğrenim hakkının Anayasa"ya konulmasını isteyen DTP yönetimi, konuyu Meclis gündemine de taşıyacak. Bu kapsamda milletvekilleri TBMM kürsüsünde Kürtçe konuşarak kampanyaya destek verecek.

ÇOCUKLAR DA MECLİS'TE KÜRTÇE KONUŞACAK
15 Ekim'e kadar sürecek olan kampanya çerçevesinde okul boykotları yapılacak, sokaklarda sembolik Kürtçe dersleri verilecek, çocuklar TBMM'de grup toplantısına davet edilip Kürtçe konuşmaları sağlanacak.

ZANA: TÜRKÇE GAZETE OKUMAYIN
Batman"da Demokrasi Platformu"nun düzenlediği, “Anadilde eğitim istiyoruz” mitinginde konuşan, kapatılan DEP"in eski Milletvekili Leyla Zana da, Kürtlerin diline sahip çıkmasını isteyerek, Kürtçe olmayan televizyonları izlememeleri, gazeteleri okumamaları çağrısında bulundu. Kaynak: milliyet

Ceset yakan İnfazcılara yargı aranıyor!

25 Ağustos 2005 tarihinde Batman'ın Beşiri ilçesi kırsalında çıkan çatışmada sağ yakalandıktan sonra infaz edildiği ve cesedi yakıldığı belgelerle kanıtlanmasına rağmen Beşiri abbas_emani_besiride_katledildi1Savcılığı'ndan sonra Diyarbakır Askeri Savcılığı da görevsizlik kararı verdi. Dosya Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildi. İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, bu tür olayların üzerine gidilmemesinin yeni infazlara yol açtığını belirtti.

 

2005 Haziranı'nda Ülkede Özgür Gündem'in fotoğraflarla belgelediği infazla ilgili harekete geçen 10 Temmuz 2006'da Diyarbakır Barosu, İHD ve MAZLUMDER Diyarbakır Şubesi, olayın yaşandığı Beşiri Savcılığı'na suç duyusurunda bulundu. Suç duyurusunda, Emani'yi infaz eden üst düzey görevlilerin, askerlerin tespiti ve cezalandırılması talep edildi. 10 Ekim 2006 tarihinde Beşiri Savcılığı, Emani'nin başına kurşun sıkılarak infaz edilmediğini, ancak çatışmada boyun kırılmasına bağlı solunum ve dolaşım yetmezliğinden dolayı öldüğü gerekçesiyle failler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdi.Emani Ailesi'nin itirazı üzerine Midyat Ağır Ceza abbas_emani_besiride_katledildi2 Mahkemesi, AİHM'in bazı kararlarına da atıfta bulunarak savcılığın kararını iptal etti ve soruşturmanın başlatılmasını istedi. Ancak infazcıları kurtarmak ve olayı üzerinden atmak isteyen Beşiri Savcılığı, soruşturmayı yürütmek, operasyona katılan askerleri ve üst düzey yöneticileri sorgulamak yerine görevsizlik kararı vererek dosyayı askeri savcılığa gönderdi. Diyarbakır Askeri Savcılığı da, 'olayın jandarmanın askerlik göreviyle ilgisinin olmadığı' gerekçesiyle 7 Ağustos 2008'de görevsizlik kararı verdi. Bu karardan sonra Emani dosyası Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildi.

Yalçındağ: İnfazlar sürer

İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, Emani dosyasının benzer dosyalar gibi tozlu raflara terk edilmesi kaygısını taşıdıklarını söyledi. Yalçıdağ, iç hukuk yollarının etkili olmadığını ve süresi dolunca AİHM'e başvuracaklarını belirtti. 28 Ağustos'ta Mardin'in Nusaybin ilçesine bağlı Beyazsu piknik alanında askerlerce infaz edilen HPG'li Nusret Kalkan'ın olayını hatırlatan Yalçındağ, 'Bu tür suçların cezasız kalması, soruşturmasız bırakılmasının başka bir tehlikesi var: Bundan sonra da benzer suçlar işlenmeye devam edecek' dedi. ALTERNATİF

12 Eylül 2006 tarihinde Koşuyolu Parkı'ndaki Tit katliamı failleri iki yıldır bulunamıyor

 Katliamcılar korunuyor
Diyarbakır Koşuyolu Parkı'nda Türk İntikam Tugayı (TİT) tarafından gerçekleştirilen ve 2'si bebek, 7'si çocuk toplam 10 kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırının üzerinden geçen iki yıla rağmen failler hâlâ bulunamadı. Adaletin yerini bulmasını isteyen mağdur yakınları ise Ergenekon davasına müdahil olacak.
baris-demir3Diyarbakır 12 Eylül 2006 akşamı Koşuyolu Parkı'nda meydana gelen büyük bir patlamayla sarsıldı. Patlamada Abdullah (6 aylık), Nazlıcan (4) ve Nazar Çetinkaya (2) adlı kardeşler ile Şilan (6 aylık), Zilan (8), Evin (10), Mizgin Demir (12) kardeşler ve anneleri Faide Demir, Hasan Marangoz (14), Rojhilat Aslan (28) yaşamını yitirdi

5 yaşındaki Barış Demir, Maide Çetinkaya ve Ali Haydar Kaplan ayağını, Emine Yetişecek ise sol elini kaybetti. Olayın üzerinden 24 saat geçmeden Türk İntikam Tugayı (TİT) imzalı e-mailler haber merkezlerine ulaştı. E-mailde 'PKK'nin batıda şehit ettiği her bir Türk için Diyarbakır'da 10 Kürdü öldüreceğimize ant içeriz' yazıyordu. Aradan geçen iki yıla rağmen failler bulunmadığı gibi vicdanlardaki yaraya merhem olacak bir adım dahi atılmadı. Koşuyolu Parkı'nda kullanılan bombanın fotoğraflarının yer aldığı 'www.turkintikamtugayi.8m.com' isimli internet sitesi ve haber merkezlerine ulaştırılan e-maille ilgili hiçbir teknik takibat yapılmadı. Yayınlanan fotoğraflarda yer alan mekanın Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı'na bağlı bir binanın bodrum katı olduğu iddiaları dolaşırken, polis beton zeminin bulunabileceği otelleri araştırmakla yetindi. Diyarbakır'dan gönderildiği Telekom'un sitesinden dahi tespit edilen e-maille ilgili bir sonuca ulaşılmaması ise katillerin saklandığını ortaya koydu. Konuyla ilgili soruşturma ise Diyarbakır Valiliği, Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Savcılığı arasında kaybolup gitti.

Ergenekon'da gizlendi
Diyarbakır'da yaşanan patlamanın faillerinin yakalanması yönünde umutlar tükenirken yaşanan 'Ergenekon' gözaltıları ve arkasından hazırlanan iddianamede patlamanın izlerine rastlandı. 'Ergenekon davası' kapsamında hazırlanan Ergenekon iddianamesinin 442 klasörlük ekleri arasında yer alan 243 nolu klasör 'DIYARBAKIR DOSYASI' adıyla dizine kaydedildiği ortaya çıktı. Ancak avukatlara dağıtılan ekler arasında 537 sayfadan oluştuğu belirtilen klasörün ilk 444 sayfası yer almadı. Koşuyolu patlaması ile dizinde belirtilmesine rağmen hiçbir evrakın dosyada yer almaması patlamayı TIT'in üstlenmesi nedeniyle 'bir şeyler gizleniyor' yorumlarına neden oldu.
Ergenekon'a müdahil olacaklar
Yakınlarını kaybedenler ve mağdurların avukatlığını yapan İHD Diyarbakır Şube Yöneticisi Ömer Halefoğlu, adalet beklediklerini belirterek, 'Olayı TİT üstlenmişti. olarak Ergenekon davasında bu olayla ilgili bölümler var. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı'ndan bilgi aldıktan sonra Ergenekon davasına müdahil olacağız' dedi. Olayda Nazdar, Nazlıcan ve Abdullah adında 3 çocuğun kaybeden ve kendisinin de bacağı kopan Maide Çetinkaya, olayın üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen her gece rüyasında olayı tekrar tekrar yaşadığını anlattı. Devletin hiçbir şekilde haklarını savunmadığını ve kendilerine sahip çıkmadığını ifade eden Çetinkaya, olayı üstlenen TİT'in Ergenekon'un uzantısı olduğunun ve sorumluların bu davanın failleri olduğunu söyleyerek, Ergenekon davasına müdahil olacaklarını vurguladı. Patlamada 6 yeğenini ve bir ablasını kaybeden, kendisi de sakat kalan Emine Yetişecek ise, 'Bizi öldürüp yaralayan katiller de hâlâ insanların içinde geziyorlar ve yeni katliamlar yapıyorlar. Artık yeter, nereye kadar çocukları annesiz bırakacaklar' dedi. Patlamada yaşamını yitirene Rohilat Aslan'ın annesi Remziye Aslan da, Ergenekon davasına müdahil olacakların belirterek, şunları dile getirdi: 'Devlet katilleri ortaya çıkarsın ve onlardan hesap sorsun. Tabii ki ben de Ergenekon duruşmasına katılacağım. Çünkü zaten o tarihte TİT bu olayı üstlendi. Ergenekon ile ilgili haberlerde de bir iki defa gördüm, Koşuyolu bombasıyla ilgili ifadeler geçti. Bu olay da o davanın dosyasında vardır ama kimse açıklamıyor. Benim dünyamı yıktılar. Bundan sonra yaşamamın tek nedeni adaletin yerini bulması içindir' diye konuştu. DİYARBAKIR - DİHA
LEYLA SÖĞÜT / HİKMET ERDEN

Amed Koşuyolu Parkı’nda 2’si bebek, 7’si çocuk toplam 10 kişinin yaşamını yitirdiği katliamla ilgili soruşturmada tek bir adım atılmadı. Devlet, katliamı unutturmaya çalışsa da, olayda yakınlarını kaybedenler ile mağdurların acıları halen ilk günkü gibi.

Amed’in Koşuyolu Parkı’nda, ikisi bebek, 7’si çocuk toplam 10 kişinin ölümüne neden olan katiller hala korunuyor. Katliamı, devletin bir birimi olan TİT üstlendiği halde, iki yıldır Türk yargısı ciddi bir girişimde bulunmadı. Türk İntikam Tugayı (TİT) tarafından gerçekleştirilen ve 2’si bebek, 7’si çocuk toplam 10 kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırının üzerinden geçen iki yıla rağmen failler bulunamadı. Olayda yakınlarını kaybedenler ile mağdurların acıları ise halen ilk günkü gibi. Amed, 12 Eylül 2006 akşamı Koşuyolu Parkı’nda saat 21:15’te meydana gelen büyük bir patlamayla sarsıldı. Abdullah (6 aylık), Nazlıcan (4) ve Nazar Çetinkaya (2) adlı kardeşler ile Şilan (6 aylık), Zilan (8), Evin (10), Mizgin Demir (12) kardeşler ve anneleri Faide Demir, Hasan Marangoz (14), Rojhilat Aslan (28) yaşamını kaybetti. 5 yaşındaki Barış Demir, Maide Çetinkaya ve Ali Haydar Kaplan ayağını, Emine Yetişecek ise sol elini kaybetti.
Katliamı TİT üstlendi
Patlamanın ardından Amed halkı ayağa kalkarak saldırı karşısında tepkisini ortaya koydu. Öfke Kürt coğrafyasının geneline yayıldı. Olayın üzerinden 24 saat geçmeden Türk İntikam Tugayı (TİT) imzalı e-mailler haber merkezlerine ulaştı. E-mailde “PKK’nın şehit ettiği her bir Türk için Diyarbakır’da 10 Kürdü öldüreceğimize ant içeriz” yazıyordu. Aradan geçen iki yıla rağmen failler bulunmadığı gibi vicdanlardaki yaraya merhem olacak bir adım dahi atılmadı.
‘Soruşturma’ kayboldu
“www.turkintikamtugayi.8m.com” isimli internet sitesinde, bombanın nasıl hazırlandığı anlatıldı. Yayınlanan fotoğraflardaki mekanın Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’na bağlı bir binanın bodrum katı olduğu iddiaları dolaşırken, polis beton zeminin bulunabileceği otelleri araştırmakla yetindi. Soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, merkezi İngiltere’de bulunan ve ücretsiz web hizmeti sunan “8m.com” şirketine ulaşarak “turkintikamtugayi.8m.com” isimli sitenin kim tarafından ve kim tarafından kurulduğu yönünde bir araştırmaya girmedi. Konuyla ilgili soruşturma ise Diyarbakır Valiliği, Emniyet Müdürlüğü ve Cumhuriyet Savcılığı arasında kaybolup gitti.
amed-patlama1Tazminat taleplerine ret
Yaşamını yitiren 10 vatandaş ile yaralananlar için İçişleri Bakanlığı aleyhinde “idarenin sorumluluğu vardır” ilkesi gereğince 350 bin YTL ile 700 bin YTL arasında değişen miktarlarda tazminat başvuruları yapıldı. Ancak Bakanlık tarafından bu tazminat talebi reddedildi. Diyarbakır Valiliği ise “Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun” çerçevesinde çeşitli miktarlarda tazminat kararı aldı. Buna yönelik itirazlar, Bölge İdare Mahkemesi’nde devam ediyor.

 
‘Her gece rüyamda görüyorum’
Olayda Nazar, Nazlıcan ve Abdullah adında 3 çocuğunu kaybeden ve kendisinin de bacağı kopan Maide Çetinkaya, olayın üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen her gece rüyasında olayı tekrar tekrar yaşadığını anlattı: Bir çocuk termosu kaldırırken patlama oldu. Kendimden geçtim. Kendime geldiğimde oturmuş vaziyetteydim. Kızım Nazar’ı kaldırmak için elini tuttum ama kolu elimde kaldı. İnsan unutamaz.
Tazminat değil, yargılama
Patlamada 6 yeğenini ve bir ablasını kaybeden kendisi de sakat kalan Emine Yetişecek ise patlamadan sonra yaşadığı travmayı atlatamamış. Patlamada sağ bacağı dizden, sol ayak ve sol el parmakları kopan ve sol gözünü kaybeden Yetişecek, “Olaydan sonra ablamın oturduğu evin kapısı bir daha açılmadı” dedi. Emine Yetişecek, kendisi, ablaları ve yeğenleri için Valilik tarafından verilmek istenen tazminata da tepki göstererek, “Onlar dünyanın malını verseydi ben yeğenlerimin bir tırnağını bile vermezdim. Bizi öldürüp yaralayan katiller de hala insanların içinde geziyorlar ve yeni katliamlar yapıyorlar. Adalet istiyoruz” dedi.
‘Bir aile yok oldu’
Mizgin, Zilan, Şilan, Evin, Barış ve Hebun isimli 6 çocuğu olan Faide Demir ise 5 çocuğu ve gelen misafirleri ile birlikte Koşuyolu Parkı’na gitti. Faide Demir’in oğlu Hebun tatil olduğu için Silvan’da dedesinin evinde eşi Mehmet Demir ise Ankara’da idi. Patlamada anne Faide Demir ile Mizgin, Zilan, Şilan, Evin adlı çocuklar hayatlarını kaybetti. Geriye baba Mehmet Demir, Hebun ve patlamada sağ ayağı kopan Barış kaldı. Protez bacak ile yürümeye çalışan Barış’a şimdi halası Hediye Demir bakıyor. Hediye Demir, Barış’ın annesi ve kardeşlerini kaybetmeyi kabullenemediğini ve sürekli ağladığını anlattı: İlk yıl hiç kimseyle konuşmuyordu. Bu yıl artık bazen gelip bizimle konuşuyor. Bizden bir şeyler isteyebiliyor.
‘Oğlum 4 dil biliyordu’
Patlamada yaşamını yitirene Rohilat Aslan’ın annesi Remziye Aslan, “Benim oğlum dört lisan biliyordu (Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve Fransızca). Oğlum çok insancıl biriydi. Arkadaşlarıyla lokmasını paylaşırdı. Bir arkadaşının sıkıntısını kendi sıkıntısı olarak görür ve onu çözene kadar günlerce yatmazdı” diyerek, yaşanan vahşeti hiç bir zaman unutmayacaklarını ifade etti: Bir şarapnel parçası kalbine saplanmıştı. İçim yanıyor. Allah benim ahımı, bu olayı yapanlar ve yaptıranlardan alsın. Bundan sonra yaşamamın tek nedeni adaletin yerini bulması içindir.

  LEYLA SÖĞÜT / HİKMET ERDEN/ DİHA/AMED YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

BUGÜN 12 EYLÜL

12eylul_darbesi1_30012 Eylül 1980'de insanlık suçu işlendi. Darbeciler hâlâ yargılanmadığı gibi korunuyor ve zihniyetleriyle politikaları ısrarla sürdürülüyor. Bugün yaşananlar bunun birer kanıtını oluşturuyor

Politika hiç değişmedi
Kürt sorununu tamamen bitirmek amacıyla 12 Eylül Darbesi yapılmıştı. Ancak aradan geçen 28 yıla rağmen Kürt sorunu uluslararası bir hal alırken, devlet politikası hiç değişmedi. Dün yine Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un da katıldığı 'Terör Zirvesi' toplandı ve çözümsüzlük kararları alındı.
Tek kelimeyle vicdansızlık
Sincan 2 Nolu F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan oğlu İdris Nakçi'nin ziyaretine gelen ve Türkçe bilmeyen 43 yaşındaki anne Saliha Nakçi, gardiyanlar tarafından zorla dışarı çıkarıldı. Anne Nakçi, gardiyanlar tarafından kendisine, 'Burada İngilizce, Fransızca, Arapça konuşabilirsin ama Kürtçe konuşamazsın' dediğini belirtti.
İnfazcılar yargılanmıyor
HPG'li Abbas Emani'nin, Ağustos 2005'te Batman Beşiri'de çıkan çatışmada sağ yakalandıktan sonra infaz edildiği, daha sonra da bedeninin ateşe verildiği belgelenmesine rağmen, failler hakkında dava açılmıyor. Beşiri Savcılığı ve Diyarbakır Askeri Savcılığı'nın görevsizlik kararı verdiği dosya Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildi.
Koşuyolu Katliamı gizleniyor
Diyarbakır Koşuyolu'nda 12 Eylül 2006'da devlet bağlantılı organizasyonların düzenlediği bombalı saldırıda 8'i çocuk 10 kişi yaşamını yitirdi. Gerçekler gizlendi. Öyle ki, karanlıkları açığa çıkardığı iddia edilen Ergenekon iddianamasinde bile olayın üstü örtüldü. Patlamada sağ ayağı kopan Barış ise, annesi ve 4 kardeşinin acısını hâlâ yaşıyor.
Yaylacılar tarandı
Bölge'de askeri operasyonlar aralıksız sürerken, sivillere yönelik baskılar da artıyor. Dersim'in Gökçek köyü Toptaş mevkiinde yaylacıların çadırlarının bulunduğu bölgenin iki askeri helikopter tarafından tarandığı ve yaylacıların hayvanlarının katledildiği bildirildi. Milletvekili Şerafettin Halis konuyu Meclis'e taşıyacak.
Türkiye geçmişiyle yüzleşmeli
Ergenekon davasıyla birlikte bir kez daha Türkiye'nin kirli geçmişi kamuoyunun gündemine gelirken, AKP hükümeti ve ordu izledikleri politikalarla 12 Eylül'ü sürdürmeye kararlı. 12 Eylül Darbesi'nin yıldönümünde demokratik kamuoyu darbecilerin yargılanmasını ve Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesini istiyor.

Türk Polisinden Gözaltında çivili işkence!

iskence_turkiyede_polisGözaltında çivili işkence
Van'da gözaltına alınan Zeki Şimşek (36) ve Ömer Aşan (16), Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında kaldıkları 3 gün boyunca polisler tarafından çivi ve sigara ile işkenceye maruz kaldıklarını belirterek suç duyurusunda bulundu.

 


Van'ın Akköprü Mahallesi'nde mazot ve benzin satarak geçimini sağlayan Zeki Şimşek (36) ve Ömer Aşan (16) ihbar üzerine gözaltına alındı. Gözaltına alınan Şimşek ve Aşan, götürüldükleri İl Emniyet Müdürlüğü'nde işkenceye maruz kaldıklarını belirtti. Çivi ve sigarayla kendilerine işkence yapıldığını söyleyen Aşan ve Şimşek, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

omer_asan_iskence_magduru_turkey_crimes 7 Eylül'de evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüklerini belirten Şimşek, 'Emniyet Müdürlüğü'nde 'Gazi' olarak çağrılan polis, bizi lavabo ve soyunma odasına götürerek, eşyaları çaldığımızı kabul ettirmeye çalıştı. Olayla alakamızın olmadığını söylememize rağmen bizi dövmeyi sürdürdü' dedi. Kaba dayaktan sonra polislerin ellerine aldıkları çivilerle kendilerine işkence yaptığını söyleyen Şimşek, vücutlarının birçok yerinin çiviyle çizildiğini belirtti. Üç gün boyunca işkenceye maruz kaldıklarını belirten Şimşek, 9 Eylül akşamı çıkarıldıkları savcılık tarafından serbest bırakıldı. Şimşek, olaydan sonra polisler hakkında suç duyurusunda bulundu
Aşan ise, '3 günlük işkenceden sonra polisler bizi savcılığa götürdü. Doktora ve savcılığa götürülürken işkence gördüğümüze dair konuşmamamız için tehdit edildik. Sürekli 'Eğer savcılıkta işkence yapıldığını anlatırsanız sizi yaşatmayız' tehdidinde bulundular.

zeki_simsek_iskence_magduru_turkiye Ancak biz savcılıkta her şeyi anlattık' şeklinde konuştu. Doktordaki muayenelerinde kendilerine rapor verilmediğini söyleyen Aşan, savcılıktaki ifadelerinin ardından yeniden doktora götürüldüklerini söyledi. Aşan, ikinci muayenin ardından doktorun raporu kapalı bir zarf içerisinde savcılığa gönderdi' dedi. VAN - DİHA
ERDOĞAN ALTAN

KÜRTLER 36. PARALELE RAZI MI?

36paralel

Kürtler ile merkezi Irak hükümeti arasındaki kriz giderek derinleşiyor. İşin en tuhaf ve ilginç tarafı Kürt yöneticilerinin yaşanan krizin derinliğini kendi basın ve kamuoylarından gizlemesidir.

Kürtler ile merkezi Irak hükümeti arasındaki kriz giderek derinleşiyor. İşin en tuhaf ve ilginç tarafı Kürt yöneticilerinin yaşanan krizin derinliğini kendi basın ve kamuoylarından gizlemesidir. Güney Kürdistan basın ve medyası yaşanan soruna karşı ilgisiz mi? Yoksa sorunu olduğu gibi yansıtmaktan çekiniyorlar mı? Bilemiyorum. Yetkililer yaşanan gelişmeler hakkında basın ve kamuoyunu bilgilendirmiyorlar bu açık.

Hewlêr erbil katliami

DİYALA KÜRTLERDEN ARINDIRILDI, KÜRT HÜKÜMETİNDEN SES YOK
ANF-Çünkü Arap orduları Diyala’ya girdiklerin bugüne kadar operasyon üzerine operasyon düzenliyorlar. Resmi rakamlara göre dokuz-on günlük süreç içinde yaklaşık olarak 800 kişi gözaltına alındı. Diyala halkı “operasyonlarda yakalanan 800 kişinin çoğunluğu resmi dairelerde çalışan Kürtlerdir” diyor. Bu operasyonlarla Diyala kent yönetimi tümden Kürtlerden arındırılıyor. İşin ilginç yönü hiçbir Kürt yetkili bu operasyonlara ‘dur’ demiyor ve sessizliklerini koruyorlar. Bir şehirde bu kadar ‘terörist’ barınmışsa demektir ki tüm şehir halkı ‘teröristlere’ yardım yataklık yapmıştır ve ‘teröristlerin’ çoğunluğu Kürt’tür. Acaba bu mümkün mü?   
Diyala ve Xaneqin’den sonra sıranın Süleymaniye ve Hewler’e gelirse hiç şaşmamak lazım. Mevcut politikalarla Arap ordularını Kerkük’te durdurmak mümkün değildir.
KÜRTLER 36. PARALELE RAZI MI?
Kürtler kendi duruşlarıyla adeta Arap ordularına Güney Kürdistan’ı işgal edin davetiyesi çıkarıyorlar. Bunun ne kadar bilinçli ya da bilinçsiz olduğu başka bir tartışma konusudur. Burada sorgulanması gereken Kürt yetkililerin oldukça pasif bir savunma içerisinde olmalarıdır.

Öyle görünüyor ki Kürtler şimdiden 36. paralele razıdırlar. Yeter ki o statüden daha geri bir konuma düşürülmesinler. Kerkük giderse ardı sıra Süleymaniye, Hewler ve Dohuk’un da gideceği bilinmelidir.
Mevcut durumda bile Güney Kürdistan’ın peşmerge ve asayiş güçlerinin maaşları ödenmekte zorluk çekiliyor. Yine ekonomik hiçbir geliri olmayan bir Kürt hükümetinin göbekten merkezi Irak hükümetine bağlanmayacağını kimse söylemesin.

09 May 2007 19 and wounded 70 people erbil hewler katliam bomb

ULUSLA BİRLİK POLİTİKASI YOK
Bugüne gelinmesindeki en büyük sebep Güneyli güçlerin başta ulusal bir politikalarının olmayışı, yine kendi içlerinde parti (YNK ve KDP) çelişkilerinin en üst düzeyde devam etmesinden kaynaklanmıştır. Kendi içlerinde birlik ve ortak bir politikası olmayan güçleri kim ciddiye alabilir. İki ayrı peşmerge gücü, iki ayrı istihbarat örgüttü (Parastin, Zanyari), iki ayrı federal hükümet (Soran ve Behtinan), dış güçlerle iki ayrı devletmiş gibi ilişkilenmeler ve anlaşma yapmaları v.b durumu nasıl izah edilebilir.
Bu tabloya bakıldığında burada Kürt halkı adına olumlu tek bir şey çıkar mı? Ya da bu tabloyla güçlü bir duruş sergilenebilir mi? Elbette Arap ordularını Kerkük, Xaneqin, Diyalaya çağıran daha sonra Maxmur, Şengal, Şexan, Dohuk, Süleymaniye ve Hewler’e çağıracak olanda bu duruş olacaktır.
erbil Hewlêr katliami TALABANİ ARAPLARIN BU POLİTİKASINA DESTEK VERİYOR
YNK, özelde Celal Talabani Arapların bu politikasına destek vermektedir. KDP içinde ismini vermek istemeyen bir yetkili; “sorunun bu düzeye gelmesinde YNK’nin Kerkük sorunu noktasında takındığı tavır oldukça belirleyici olmuştur” diyor.
KDP'liyetkilinin yaptığı değerlendirme şöyle: “Kerkük politikasının dönüm noktası Celal Talabani’n 25 Şubat 2007 tarihinde hastalanması ve tedavi için Ürdün’e götürülmesiydi. Asıl politika burada belirlendi. Daha sonra 2 Şubat 2008 tarihinde Celal Talabani’n Kerkük’te Türkmen ve Araplarla yapmış olduğu toplantı ve sonrasında Türkiye ziyareti Kerkük politikası ve Irak’ta ki Kürtlerin statüsünü belirlemiştir. Sorun ne kadar Kerkük sorunu olarak görünse de Kerkük sorunun altında Kürt statüsü belirlenmiştir.
Irak parlamentosunda onaylanan 24 maddeyi tartışmak için 22 Ağustos 2008 tarihinde Bağdat’ta KDP ve YNK pilotbüro üyeleriyle Mesut Barzani ve Celal Talabani toplandıklarında bu toplantıda Celal Talabani’nin ‘Kerkük bir Arap şehridir Kerkük konusunda yapabileceğimiz bir şey yoktur. Boşuna çaba harcamayalım.’ şeklinde tavır takındı ve onun için yapılan bu toplantı sonuç almadan dağılmıştır’’ dedi.
Yine bir taraftan Kerkük sorunu tüm sıcaklığıyla tartışılırken diğer taraftan Celal Talabani Kerkük il yönetimine (polis, asker ve diğer resmi dairelere) yetkili düzeyde yeni 300 Türkmen’in alınması için talimat veriyor. Böylelikle Kerkük il yönetiminde yaklaşık olarak 1500 Türkmen alınmış oluyor. Anlaşılan o ki Celal Talabani sorun daha tartışma sürecinde iken yetkisini kullanarak Kerkük’ü Türkmen ve Araplara teslim etmek istiyor. 
Sonuç olarak Kürtler, Araplar neden böyle davranıyor demekten ziyade, Kürtlerin kendi içlerinde neden birlik olmadıklarını, tarihi bir fırsattı bireysel ve ailesel çıkarlara kurban edilmesini sorgulamalılar. Sorun çözümü, Kürtlerin birliğinden geçer.
Çünkü ufukta Kürtler istemeseler de Araplarla son bir çatışma daha yaşayacaklar.

 

www.KurdTime.blogspot.com